Çok değil
birkaç yıl öncesini düşünün. Medya dediğimiz şey televizyon, radyo ya da gazete
gibi organlardan oluşuyordu ve buralarda yer almak o kadar kolay değildi.
Yıllarca televizyonlarda Hılcal Uluç gibi isimler demirbaş olarak kaldı. Fakat
değişen medya anlayışı ile sadece televizyon ve gazete ile sınırlı olmayan bir
dünyaya geçiş yaptığımızı biliyoruz. Bu yeni medya anlayışı ise kişilerin kendi
markalarını oluşturma aşamasında karşılarına çıkan en büyük yardımcılardan
biridir diyebiliriz.
Şöyle ki,
yeni medya ile artık her bir birey kendini daha iyi ifade edebilecek,
uzmanlıklarını, hobilerini, ilgi alanlarını daha iyi gösterebilecek bir
platforma sahip oldu. Bugün Google da isminizi yazdığınızda karşınıza ne
çıkıyor? Eğer sizin kendi oluşturduğunuz bilgiler çıkıyorsa çok şanslısınız.
Değilse okumaya devam edin.
Odaklanmak:
Daha önce de
benzer bir şekilde odaklanmaktan bahsetmiştik fakat daha genel anlamda bir
odaklanma söz konusuydu. Dijital evrende bunu göz önüne aldığımızda, bloglar,
sosyal ağlar ve benzerlerinde markanız belirli bir konu ile ilişkilendirilmiş
olmalıdır. Bu konu ne kadar spesifik, ne kadar detaylı olursa o kadar iyi
olacaktır. Yani söylemek istediğim, basit bir örnek vermek gerekirse, satışçı
olarak değil de tarım makineleri satışında uzman olarak kendinizi
konumlandırabilirsiniz. Alkollü içecekler konusunda uzman olarak değil, sadece
viski konusunda söz sahibi ya da.
Bu markanızı
her şeyi her zaman yapar imajından uzak tutacaktır. Sadece en iyi viski
tiyoları, yeni gelişmelerden haberler vs. beklentisine yol açacak, sizin de
işinizi kolaylaştıracaktır.
Google üzerine oynamak:
Google
diyoruz ama genel olarak arama motorları dijital dünyanın yol göstericileri
durumunda. Bu yol göstericiler sizi ne kadar iyi tanırsa o kadar çok kişiyi
size yönlendirebilir. Offline etkinlikleri düşünün. Bulunduğunuz şehirde ne
kadar çok bağlantınız varsa o kadar çok yeni kişiye ulaşma şansınız vardır. Bu
gibi, arama motorları da sizi iyi tanımalı. Google üzerine oynayın, viski
konusunda tavsiye almak isteyen, yeni şeyler öğrenmek isteyen herkes sizi
bulsun.
Tutarlı kalmak:
Birçok
arkadaşımda ya da çevremde bu sorunu gördüm. Belirli bir konuda blog yazmaya
başlayıp birkaç ay sonra sıkılan ya da iş yoğunluğunu bahane edip bırakan
insanlardan olmayın. Futbol üzerine mi yazıyorsunuz, odağınızı koruyun ve
periyodik olarak yazın. Bu hafta tenis turnuvası var daha çok ilgi çeker diye
farklı konulara girmeyin.
Yayılmasını sağlayın:
Sadece bir
bloga ya da bir twitter adresine sahip olmak yeterli mi? Bazen evet diyebiliriz
ama oluşturduğunuz markanın daha fazla ve daha farklı bir kitleye ulaşması için
yayılmasını sağlamalısınız. Bir Facebook sayfanız olsun ya da bir Google+
hesabınız. Sizin ilgilendiğiniz, uzman olduğunuz konu ile ilgilenen ama Twitter
dışında olan kişilere de ulaşabilirsiniz böylece. Ya da o insanları blogunuza
yönlendirebilirsiniz.
http://blog.erakbas.com
0 yorum: