Propaganda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Propaganda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2018 Çarşamba

Örneklerle Propagandanın Temel İlkeleri

by karamanni  |  in Propaganda at  23:32:00


Bilinçli olarak insanların tutum ve davranışlarını yönlendirme ve kanaatlerini değiştirme faaliyetlerine propaganda denir. Sosyal durumda yaşayan insanları güdülemeye yönelik uygulamalar hep var olmuştur. İlk propaganda uygulamalarının Antik Yunan’da söz söyleme ve hitabet sanatıyla insanların düşüncelerini etkileme yoluyla başladığı farz edilir (İnceoğlu, 1985: 63). Bunun yanında, günümüzden 2500 yıl önce propaganda maksatlı öğretilerin ve evrensel prensiplerin yer aldığı Savaş Sanatı adlı eser Çinli filozof ve komutan Sun Tzu tarafından ortaya konmuştur.
Propaganda sözcüğü ise ilk kez XV. Gregory Katolik Kilisesi’nin iman ve inancını yaymak maksadıyla kurulmuş olan Sacra Congregatio de Propaganda Fide adlı kurumda kullanılmıştır. Bu aynı zamanda belirli bir görüşü yaymak ve yerleştirmek için özel olarak oluşturulan ilk kuruluştur (Akarcalı, 2003: 1).
Tarihi bu denli eski olan bu uygulama günümüzde de önemli bir yer tutmaktadır. Bireylerden ziyade grupları hedef alan propaganda, modern olarak ilk kez Birinci Dünya Savaşı’nda kullanılmıştır. Bu süreçle birlikte propaganda maksatlı özel kurum ve kuruluşlar oluşturulmuş, sistemli bir şekilde uygulanmaya başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanya’sında da propagandaya fazlasıyla önem verilmiş ve bu maksatla Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı kurulmuştur. Kurumun bakanlığına ise bugün propaganda denince akla ilk gelen isimlerden olan Joseph Goebbels getirilmiştir. Propagandaya fazlasıyla önem veren ve bunu sistemli bir şekilde kullanan Adolf Hitler şöyle demiştir: “Propaganda, kullanmasını bilenin elinde korkunç bir silah olacaktır.” (Megret, 1972: 72, Akt. Yıldırım, 2007: 152). Goebbels, birazdan örneklerle açıklayacağımız Propagandanın Temel İlkeleri olarak sıralanan ve evrensel kabul gören on bir prensibin pek çoğunun belirleyicisi ve uygulayıcısı olmuştur.
Propaganda, kullanıldığı maksatlar dolayısıyla insanlar nezdinde pejoratif bir çağrışım uyandırmaktadır. Şüphesiz yönlendirilme ve güdülenme hissi hiçbir insanın hoşuna gitmeyecektir. Bu sebeple propaganda faaliyetleri açık açık değil, üstü örtülü ve sistemli bir şekilde yürütülmektedir. Savaş zamanlarında daha çok uygulanan propaganda, birçok savaşın da seyrini değiştirmiştir. Biz de Propagandanın Temel İlkelerini Kore Savaşı ağırlıklı olmak üzere tarihten örneklerle açıklayacağız.
1- Sempati Kuralı: Yapılan propaganda seslenilen kitle ile mantıklı ve uygun bir dille temas kurmalıdır. Hedef kitlenin mesajı anlaması ve beklentilerine denk düşecek bir üslup kullanılmalıdır. Gönderen ve alıcı arasında bir sempati ortamı kurmalıdır.
Buna örnek olarak; Kore Savaşı’nda BM kuvvetlerince Çin ve Kuzey Kore askerlerinin teslim olmaları için kendi kumandanlarının ya da BM hatlarına iltica eden ya da esir düşen arkadaşlarının plağa alınmış sesleri yayınlanıyordu. Bu yayınlarda konuşan kişiler gördükleri muamelenin iyiliğinden, BM askerlerinin yiyecek ve giyecek gibi imkanlar açısından bolluk içinde bulunduğundan ve bu şartlarda savaşmanın intihar olacağından söz ediyor, bu şekilde karşı tarafı etkileyerek teslim olmaya yönlendirmeye çalışıyorlardı. Bu tip yayınların dışında, kadınların banda alınmış etkileyici sesleriyle genellikle anne ve baba, aşk ve barış gibi duygusal konulardan söz eden yayınlar yapılıyordu. Ayrıca, bu yayınlar sırasında güzel plaklar çalınıyor ve cephelerin o kısmına uçaklardan çikolatalar atılıyordu (Yıldırım, 2007: 180). Böylelikle karşı tarafta bir sempati ortamı oluşturulmaya çalışılıyor ve silahlarını teslim etmeleri telkin ediliyordu.
Diğer yandan Kore Harbi’ne katılan Çinli askerlere, geçmişteki Çin-ABD dostluğunu hatırlatmak maksadıyla düzenlenen broşürler atılıyordu. Ortak yardım ile son savaşın kazanıldığının ve arkadaşların düşman olmaması gerektiğinin belirtildiği bu broşürlerde Çin ve ABD askerlerinin kol kola olduğu resimler yer almaktaydı. Broşürde verilen mesajda; “Yeniden beraberiz. Evet yeniden beraberler. İkinci Dünya Savaşı’nda Çin’i savunmak için omuz omuza savaşan cesur Çin ve Amerikan askerleri… Burada gördüğümüz Çinli asker BM hatlarına geçen binlercesinden biri. Sağlıklı ve iyi besleniyor. Zorluklardan uzakta. Çünkü yine Amerikalı arkadaşlarının kibar ve dürüst olduklarını ve iyilik için savaştıklarını gördü. Fakat Çin askerleri sizden ne haber? Senin komünist yoldaşlığın silah, hastalık ve korku gibi. Bu broşürü bile okurken cezalandırılmaktan korkuyorsun. İstediğin hayat bu mu? Ölüm muharebe alanına çabuk gelir. Çok geç olmadan Amerikan arkadaşlarına katıl.” ifadeleri bulunmaktadır (Yıldırım, 2007: 183).
2- Sentez Kuralı: Kabul ettirilmek istenen tezin ana fikri kısaca özetlenebilir, buna imkan yoksa ve konu içeriği fazlaysa konular tek tek ele alınarak işlenmelidir.
Kore Savaşı’nda yer alan Türk askerlerinin yakın muharebede göstermiş olduğu başarıların broşürlerde propaganda amacıyla kullanılması buna örnek olarak gösterilebilir. Bu bildirilerde, Kumyangjan-ni (25-26 Ocak 1951) Muharebeleri’ndeki süngü hücumları konu edilerek; “Cengâver Türk Kuvvetlerine rastladınız. Çin komünist askerleri ölmeyiniz. Kore’de BM’e karşı harp ilan eden Mao, erlerinin üçte birini kaybetti. Silahlarınızla birlikte teslim olunuz.” sözlerine yer verilmiştir. Türk Tugayı’nın tercümanı olan Sang Ki Paik’in anlattığına göre ise, esir askerlerin üzerinden çıkan Çince ve Korece yazılan propaganda kağıtlarında ölü Çinlilerin ve süngüsüyle hücum eden güçlü bir Türk askerinin resmi vardı. Resmin altında ise şöyle yazıyordu: “Türk askerinin karşısına çıkacak Çinlilerin sonu böyle olacaktır.”  Özgül bir muharebe ele alınarak genelleme yapılan bu propaganda kağıtları ile karşı tarafta ümitsizlik oluşturulmak hedeflenmiştir (Yıldırım, 2007: 184-185).
3- Sürpriz Kuralı: Kitleleri yönlendirebilmek için mesaj içeriğinin ilgi çekici ve şaşırtıcı olması gerekir. Kamuoyunu düşünmeye itmek ve sürpriz etki yaratmak başarı şansını da artıracaktır. Bunun için her fırsat değerlendirilmeli ve iyi bir hile kurgulanmalıdır.
Birinci Dünya Savaşı’nda İstanbul, İngilizler tarafından işgal edildikten sonra Anadolu ile bağlantı da kesilmiştir. İşgal sonrasında İngilizler halkın moralini bozmak için çeşitli propaganda ve psikolojik savaş uygulamalarına da başlamıştır. Bunun bariz örneklerinden biri Adapazarı askeri polis memurlarından biri tarafından tespit edilmiştir. Buna göre İngilizler gemilerle Haydarpaşa’ya asker, silah ve cephane çıkarıyorlar; bunları zırhlı trenlere koyarak Bostancı yönüne gönderiyorlardı. Daha sonra da Bostancı’dan aynı silah ve malzemeyi gemilere yükleyerek Haydarpaşa Limanı’na indiriyorlardı. Böyle bir hileyle İngilizler halka devamlı silah, cephane ve asker geldiği izlenimini vermeye çalışarak moral çöküntüsü yaratmaya çalışıyor ve işgallerini kalıcı hale getirmek için uğraşıyorlardı (Yıldırım, 2007: 222).
4- Yineleme Kuralı: Bir fikri kabul ettirmenin en iyi yolu onu sürekli tekrarlamaktır. Mesaj düzenli bir şekilde tekrarlanırsa ezber haline gelir ve zihinlerde yer eder. Yine de bu tekrarların zamanı ve süresi iyi ayarlanmalıdır. Rahatsız etmek ve aptal yerine koymakla ikna etmek arasında ciddi bir fark vardır. Buna dikkat etmek gerekir.
Kore Savaşı sırasında teknik üstünlüklerini akıllıca kullanan BM kuvvetleri, sıcak savaş olmadığı zamanlarda ve gece sakin havalarda, cephe gerisindeki tanklara ve C-47 tipi uçaklarına yerleştirdikleri güçlü hoparlörler ile Çince ve Korece yayınlar yapıyorlardı. Bu yayınlarda 2-3 dakika uzunluğundaki propaganda konuşmaları 30-40 dakika boyunca tekrar ediliyordu. Çinli ve Kuzey Koreli askerlerin teslim olmalarının telkin edildiği bu konuşmalar karşı tarafın moral durumuna göre de dramatize ediliyordu. Diğer yandan 3-5 dakikada bir Kuzey Koreli ve Çinlilerin sevdiği müzik plakları da çalınıyordu (Yıldırım, 2007: 179).
5- Orkestrasyon Kuralı: Propaganda tek bir kurum aracılığıyla tek elden yapılmalıdır. Faaliyetlerin sistemli ve uyumlu olmasının sağlanması buna bağlıdır.
Buna İngilizler tarafından İkinci Dünya Savaşı’nda kurulan SOE (Special Operations Executive) örnek verilebilir. Türkçeye Özel Operasyonlar Başkanlığı olarak çevrilebilecek bu kurumun amacı; düşman kuvvetlerinin savaş planlarını zayıflatmak, işgal altındaki topraklarda gizli ordu kurmak ve kurulmasını teşvik etmek, mihver kuvvetleri aleyhinde propaganda faaliyetleri gerçekleştirmektir. Londra merkezli bu kurum ile yalnızca savaş bölgelerinde değil, Türkiye başta olmak üzere tarafsız ülkelerde de önemli faaliyetler yürütülmüştür (Seydi, 2006: 76-79).
6- Zamanlama Kuralı: Propagandanın yapılacağı zaman özenle seçilmelidir. En uygun zamanda yapılan propaganda faaliyetleri ile kitleleri harekete geçirilebilir.
Kore Savaşı’nda Komünist cephe tarafından BM kuvvetlerine yönelik, havan ve topçu mermilerinin içine koymak suretiyle atılan beyannamelerle propaganda faaliyetleri yürütülmüştür. Özellikle, BM kuvvetleri komutanı General Mac Arthur’un gerçeklemeyen bir vaadinin propaganda unsuru olarak kullanılması zamanlama kuralına iyi bir örnektir. Buna göre, General Mac Arthur, Şükran Günü sonrasında taarruzun başlamasını emretmiş, savaşın kazanılmak üzere olduğunu ve askerlerin Noel’den önce evlerine döneceklerini belirten mesajlar vermişti. Ancak olaylar tam tersi gelişip, Amerikalılar büyük kayıplar verince General Mac Arthur’un bu vaadi gerçekleşmemiştir. Bunun üzerine Generalin Kore’den ayrılmasından sonra Kuzey Koreliler bu olayı, “Mac Arthur dedi ki: 1950 yılbaşında evde olacağız. Evet! O evdedir; fakat siz neredesiniz? 1951 yılbaşında Kore’de…” şeklinde kullanarak propaganda yapmışlardır (Yıldırım, 2007: 194).
7- Abartma ve Çarpıtma Kuralı: Eğer propaganda kaynağı güvenilirse mesaj içeriği abartılıp çarpıtılabilir. Böylelikle kitlede istenilen etki uyandırılacaktır. Bu da yapılan propaganda faaliyetlerinin tutarlı olmasına bağlıdır. Hitler, “Yalan ne kadar büyük olursa inanılması o denli olanaklıdır.” demiştir.
Cengiz Han’ın savaşlarında düşmanlarını korkutmak maksadıyla abartma kuralına başvurmuştur. Cengiz Han, bir ülkeye saldırmadan önce oraya gönderdiği gizli propagandacılar vasıtasıyla düşmanlarının içine korku salardı. Ordusunun büyüklüğü, yenilmezliği ve kendisine direnen yerleri nasıl yakıp yıktığını abartarak anlatan bu propagandacılar, Cengiz Han’ın ordusu gelmeden düşmanın moralini yıkarak üstünlük sağlarlardı (Yıldırım, 2007: 250).
Bunun haricinde Kore Savaşı’nda da Kuzey Koreli propagandacılar, Amerikan Birlikleri içerisinde yer alan zenci askerleri propaganda unsuru olarak kullanmışlardır. Kendi orduları içerisinde, “zenci askerler, esir aldıkları askerlerin etini yiyorlarmış” söylentisini yayarak askerlerin teslim olmamak için ölümüne savaşmalarını hedeflemişlerdir (Yıldırım, 2007: 177).
8- Basitleştirme ve Tek Hedef Kuralı: Bu kurala göre propagandanın mesajı basit olmalıdır. Basit mesajlar, simgeler, lakaplar akılda kalıcı olacaktır.
Birinci Dünya Savaşı esnasında, Amerika’da savaşa katılmayı meşrulaştırmak için propaganda faaliyetleri yürütmek maksadıyla görevlendirilmiş olan ve “Dört Dakikalık İnsanlar” olarak adlandırılan kişiler bu kural çerçevesinde çalışmışlardır. Dört dakikayı geçmeyen konuşmaları ve şiirleri ile savaş için bağış toplamaya çalışan ve etkili hitaplarla halkı etkileyen bu kişiler, ulusal simgeleri de kullanarak insanların maneviyatını maksatları doğrultusunda kullanmışlardır. Bu konuşmalarda özellikle Alman Kayzeri II. Wilhelm hedef alınmış ve korkutucu bir öge olarak yer almıştır. (http://historymatters.gmu.edu) Almanlara barbar anlamında “Hunlar” ve Kayzer’e “Kudurmuş Köpek” sıfatları takılarak savaşın sorumlusunun Almanlar olduğu kanaati oluşturulmaya çalışılmıştır. (Mutlu, 2003: 134)
 9-  Uyumlaştırma Kuralı: İnsanlar toplumdan dışlanmaktan korkarlar. Propagandacı bu korkuyu kullanmalı ve toplumun genel eğilimine ters düşen düşüncelere karşı hoşgörüsüzlük yaratarak bu hassasiyeti devşirmelidir.
Birinci Dünya Savaşı’nda Amerika’nın askeri personel ihtiyacının karşılanmasını kolaylaştırmak amacıyla girişilen propaganda faaliyetlerinden olan “Uncle Sam” afiş ve posterleri buna örnek olarak gösterilebilir. Mühim bir zamanda ülkenin savaşacak genç erkeklere ihtiyacı olduğunun belirtildiği ve erkeklerin orduya katılmaya çağrıldığı bu afişlere rağmen savaşa gitmeyen erkekler toplum nezdinde korkaklıkla itham edilecektir.
 
10- Yayılma Kuralı: Propagandanın kolay etki edebilmesi için kullanılan argümanlara dikkat edilmelidir. Toplumda öteden beri var olan ulusal bir efsane, mit, geleneksel kin, ırksal önyargı gibi temellere dayandırılan propagandalarda mesajın iletimi daha kolay olacaktır.
Almanya, Birinci Dünya Savaşı’nda Amerikan saflarında savaşan zenci askerlere yönelik uyguladığı propaganda faaliyetlerinde, Amerika’da var olan eşitsizlikleri kullanmıştır. Buna göre Almanlar; zenci linçlerini gündeme getirerek hassasiyetlerine dokunmuşlar ve eğer savaşı kazanırlarsa güneydeki zencilerin haklarının beyazlarla eşit olacağını söylemişlerdir (Yıldırım, 2007: 223).
11- Devamlılık, Süreklilik Kuralı: Propaganda tek bir kanaldan ve tek bir zamanda değil, sürekli ve çeşitli yollarla devam etmelidir. Kişilerin yaşamının her anında karşılaşacağı şekilde kurgulanmalı ve hiç kimse es geçilmemelidir (İnceoğlu, 1985: 79).
Kore Savaşı’nda BM kuvvetleri tarafından uygulanan çok çeşitli propaganda faaliyetleri bunu sağlamıştır. Kısa ve uzun dalga radyo yayınlarıyla hem cephedeki hem de şehirlerdeki halka farklı farklı hitap edilmiş, uçaklarla atılan broşür ve geçiş pasolarıyla teslim ol çağrısı yapılmış, güçlü hoparlör yayınlarıyla düşmanın direnci kırılmıştır. Ödül vaatleriyle de önemli bilgiler elde edilmiştir. Bunun yanında kendi ülkelerinde yürütülen propaganda faaliyetleriyle de savaşa finans ve moral desteğiyle birlikte gönüllü personel tedarik edilmiştir. İmkanlar çerçevesinde propaganda farklı kanallardan eş zamanlı olarak yürütülmüş ve karşılığı da alınmıştır.
Sonuç olarak; tarihten günümüze kadar çeşitli şekillerde kendini gösteren propaganda faaliyetleri, özellikle Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte bilimsel bir boyut kazanmıştır. Devletler ve hükümetler buna azami önem göstermiş, çıkarları doğrultusunda propagandaya başvurmuşlardır. Evrensel kabul görmüş olan bu on bir ilkeyle iyi bir propagandanın nasıl olacağı ortaya konmuş ve çerçevelenmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre sonra başlayan Kore Savaşı’nda her iki taraf da propagandanın uygulayıcısı olmuştur. İnsanlık var olduğu sürece kitlelerin tutum ve davranışlarını yönlendirmeye yönelik bu faaliyetler de sürecektir.


İlteriş Umur Budak
http://bilimdili.com

26 Ocak 2017 Perşembe

YENİ ERGEN: SİYASAL REKLAMCILIK

by karamanni  |  in reklam at  10:07:00
Siyasal partiler bir margarin üreticisinden biraz farklıdır. Farklar şuradan gelir, üreticiler bir ürün, bir hizmet satarlar, siyasal partiler ise bir inanç satarlar.
Nedir?
Ders Kitabı: “…bir siyasi partiyi veya adayı potansiyel seçmenlere uygun hale getirmek, siyasi partiyi veya adayı en yüksek sayıdaki seçmen kitlesinin ve bu kitledeki her bir seçmenin tanımasını sağlamak, rakipleriyle arasındaki farkı ortaya koyup, en az masrafla seçimi kazanmak için gerekli olan oyu elde etmek amacıyla kullanılan tekniklerin tümüdür…”
Ne değildir?
Propaganda.
Ne zaman başladı?
1950’lerde radyo aracığıyla propaganda şeklinde,
1970’lerde dergi ve gazete ile ilk gerçek siyasal reklamcılığın temelleri atıldı,
1980’lerde siyasal reklamcılık, ilk etapta gazeteler yoluyla, nihayet yasal zeminle tanıştı,
1983’de Seçim kampanyası başarılı olan Anavatan Partisi’nin reklam çalışmalarını yürüten Manajans kurucusu Eli Acıman şöyle dedi; “...siyasal partiler bir margarin üreticisinden biraz farklıdır. Farklar şuradan gelir, üreticiler bir ürün, bir hizmet satarlar, siyasal partiler ise bir inanç satarlar. Parti bu inancı nasıl satacağını düşünür ve bu konuda uzman olmadığı için acze düşer ve bu noktada reklâm ajansına ihtiyaç duyar…”
1987’de 1983’de hazırlanan siyasal reklamcılık yasasına ek olarak radyo ve televizyon da eklendi,
1987 seçimlerinde partilerin profesyonel reklam ajanslarına outsource ettikleri kampanyaların reklam filmleri ilk defa TRT’de yayınlandı, 1991’deki genel seçimlerde, yurt dışından yabancıları siyasal reklamcılığa ANAP’a ‘danışman’ olarak sokmayı başardık ama seçim başarısız oldu,
2007’de bir işi doğru düzgün yapamayıp her şeyin dozunu kaçırdığımızdandır ki, siyasi parti reklamları yasaklanır,
2011’de yeni RTÜK düzenlemesiyle yeniden serbest bırakılır ve partiler rekor üstünde rekor kırarak deli gibi para harcar,
2014’de siyasi pazarlamayı dijitalleştirmeyi unuttuk ama reklamı yaptık.
Güncel durum.
İmaja yönelik, söylenenleri bir de yönetmenin liderliğinde, sanat yönetmenin gözünden, ve ‘güzel’ müziklerle tekrarlandığı, televizyonda reklamı bile çıkıyorsa o zaman iyidir algısını destekleyen, gündemden kopamamış, ufuk ve vizyona sahip olmayan, hayal kurdurmayan, kopyalayan, saçmalayan, aptal yerine koyan, gururla ajite eden, negativite ve pozitivite ile birbirini götüren, iz bırakmayan, inandırmayan siyasal reklamcılığı izliyoruz.
Seni ne bekliyor?
Doğru anlatamamak. Doğru anlaşılamamak.
E bu işler nasıl olacak?
kararsız-siyasal-iletişim-brandtalks
Kapanmayan bir kapıyı, hızlı çarparak kapatmayı denersin. Eğer kapanmazsa bir kez daha deneyebilirsin. Eğer o kapının kapanması şartsa bir kez daha dene. Hadi sinirlendiğini varsayalım, bir kez daha en hızlı, en güçlü ve en inançlı biçimde bir daha çarp! AmaUnutma! Sonuç ne olursa olsun, neden kapanmadığına mutlaka bir bak. Siyasal reklamcılar hizmet ettiği partileri yeniden konumlayarak tanımlamalılar. Partilerin siyasal politikalarını anlatırken kullandığı tonla, siyasal reklamlardaki ton aynı paralelde ilerlememeli. Onun yerine siyasal reklamlar bir sonraki iletişim dilini ve tonunu tanımlamalı/tanıtmalı. Samimiyet, eğlence, espri ve yaratıcılık siyasal reklamcılığın bir parçası haline getirerek ‘ne söylediğin değil, nasıl söylediğin önemlidir’ ilkesini, seçmen araştırmaları dahilinde yeniden uygulamaya başlamalı. Bir diğer önemli konuda partiye sadık seçmenler haricinde, rakip siyasi partilerin bünyesindeki seçmenleri stratejinin parçası haline getirmeli. Ve en önemlisi, parti liderlerini değişime ikna edebilmeli.
Birleşmesi gereken iki nokta.
sihir-siyasal-reklam-brandtalksSiyasi partilerin reklamı ve propagandası aslında 7/24 yapılıyor. Ağızdan ağıza, ağızdan kafaya, kafadan göze, eller-ayaklar, başlar-kıçlar hepsi faal. Sosyal medyayı da dahil ettiğimizde, o filmlerde yangını söndürmeye gelen itfaiyecinin, suyu fışkırtmak için açtığı hortumun tazyiği yüzünden elinden kaçıp sağa- sola-yukarı-aşağı deli gibi savrulması ve beş on kişinin o hortumu yakalamak için çabalaması geliyor aklıma. Sonra da tabii ki derin bir hüzün.O yüzden siyasi kurumlar aktif dönemleri boyunca yaşananları çok iyi analiz etmeli. Yaşananları hiç yaşanmamışcasına ya da yaşananları unutmamaya yemin etmişcesine bir amaçla karşımıza çıkmamalılar. Çünkü reklamla hafıza silinmez. Çünkü reklamla eksikler giderilmez, bir günde zirveye çıkılmaz. Reklamla karşındakini işaret parmağınla gösterip “seni gördüm, seni duydum, seni anlıyorum. Bekle geliyorum! Bekle düzeltiyorum! Bak bu yeni!” dersin. Çünkü ürün de olsa inanç da olsa, her şey insanların gözü önünde gelişir ve evrimleşir. Bunu unutmak, stratejide hedef kitlenin insan olduğunu unutmak gibi ve aslında unutulması imkansız olarak düşünülen bir şeydir. İşte ‘ama’ bağlacı böyle durumlar için yaratılmış. Bu arada, kısa bir süre reklamcılık da yapmış olan Mevlana, şöyle bir özlü söze de imza atmış “Gözünün gördüğünü, gönlünün gördüğüne değişirsen eyvallah. Gönlünün gördüğünü, gözünün gördüğüne değişirsen eyvah eyvah.”
Konuyla ilgili başka bir şey?
Evet. Bir film var, adı No. 2012 yapımı. 1988’de Şilili kötü bir general için yapılacak plebisitin sonucunda sandıktan ‘hayır’ çıkması için reklamcıların kullandıkları strateji ve taktikleri anlatan bir hikaye. Sonra da bu taktikler siyasal reklamcılıkta fazlasıyla kullanılmış. Sakın thepiratebay.sx’den utorrent aracılığıyla filmi indirme! Satın al. Sa-tın-al!
Son söz Necati Özkan’dan;
Siyasetle ilgili misiniz? Değilseniz bile, ilgilenmelisiniz! Çünkü siz ilgilenseniz de, ilgilenmeseniz de siyaset kadar sizin hayatınızı doğrudan etkileyen bir başka meslek dalı yoktur.
 
 

18 Şubat 2016 Perşembe

Siyasal İletişim, Siyasal Reklam, Siyasal Pazarlama

by karamanni  |  in reklam at  10:54:00
• Reklam hedef kitlesiyle karşılıklı iletişim kurduğu oranda başarılıdır – Özellikle gelişmeye açık ve eğitimli kitlelerde.
• Propagandada mesaj kaynağı gizli olabilir ancak reklamda açıktır.
• Propagandada kitle iletişim araçları ücretsiz kullanılır ancak reklamda her bir mesaj için kullanılan alan satın alınır.
• Siyasal reklamcılığın ilk örneği: 1950, New York Valilik seçimleri. Aday Dewey’in stüdyodaki monitörden halkın sorularını cevaplaması.
• Soruları soran kişilerin önceden seçili olması ve her şeyin ezberden sunulması.
• Seçimin son günü programa katılan Dewey’i arayan izleyicilerin hepsinin kendi adamı olması.
• İlk siyasal reklam 1952 – Eisenhower
• Ogilvy: Reklamın siyasallığına karşı duruş. Her şeyin kontrolden çıktığı ve dürüst olmayan yollara sapılan işler olduğu düşüncesiyle siyasal reklama girmeme kararı.
• Gerekçelerine, ajansdaki en iyi beyinlerin zihninin gereksiz yere meşgul olacağını ve emeğinin karşılığını alabilmek için partilerin peşlerinden koşturabilmek durumunda kalabilecğini, ajans içinde farklı politik görüşlere sahip olanlara haksızlık edilebieceğini ve bu tür işlerde siyasete özgü hile ve aldatmacalardan kaçmanın mümkün olmadığına değinmiştir. Ancak Ogilvy azınlıktadır.
• Amerikan siyasal reklamının Avrupa’ya uyarlanması ve Amerika’da sektörün çok kısa sürede 6.5 milyar dolarlık bir iş endüstrisine dönüşmesi
• Türkiye’de ilk batı tarzı seçim propagandası 1980’lerde Anavatan ile geldi
• İmaj çağı
• Siyasi fikirler, ideolojiler, partiler «pazarlanabilecek» olgular olarak kabul edilmez Türk toplumunda
• «Pazarlama»-»Marketing»-»Selling»
• İletişimciler: Seçim döneminde yararlanıp sonradan bir kenara itilen reklamcılar, grafikçiler vs.
• SHP/Yorum, RP/Anajans işbirlikleri istisnadır
• Siyasal Pazarlama ve onun en önemli öğesi siyasal reklam, seçmenlerin ihtiyaç ve beklentilerini
gerçekleştirmeye aday kişi ya da partilerin ve onların programlarının seçmene tanıtılması ve
tutundurulması ile ilgili her türlü faaliyettir. Özü itibariyle fikirlerin pazarlanmasıdır, satışı değil.
• Siyasal pazarlama, partiye üye olanlar ile olacakları, parti yandaşları ile oy verenleri ve hatta
partiye oy vermeyenleri amaçlar.
• Amaç, üye, yandaş veya oy verenlerdeki pozitif tutumu pekiştirmek, nötr olanları pozitife
çevirmek, negatif durumdakileri en azından nötre çevirmektir.
• Siyasal pazarlamada en önemli olan, siyasal reklamdan üye davranışlarına kadar her etkinliğin,
mümkün olduğunca aynı dili konuşabilmesidir.
Ortak İlkeler
• 1) Siyasal pazarlamanın hedef kitlesinin belirlenmesi ve tanımlanması gerekir
• 2) Siyasal Pazar ortak bilgi ve beklentiye sahip kesimlerden oluşur
• 3) Siyasal pazardaki etkinlik, segmentasyonun iyi ve doğru yapılanmasına bağlıdır
• 4) Hedef kitleye ulaşmada iletişim araçlarının her türünün kullanılması
• 5) Siyasal partilerin ürünlerinin birer yaşam eğirisi olmalıdır. Her siyasal fikir, farklı bir ürün olarak
kabul edilmelidir. Ve her fikrin bir yaşam süresinin olacağı düşünülmelidir.
• 6) Siyasal pazarlamada, bağış ve gönüllü çalışmaya dayanan kampanyalar önemlidir.
• 7) Adayların, partilerin ve liderin benimsedikleri değerlerin, seçmedenden onay görebilmesi için,
seçmen eklentilerini tatmin edebilecek biçimde olması gerekir.
• 8) Siyasal pazarlamada, dağıtım kanalları önemlidir.
• 9) Tanıtım faaliyetlerinin önemi
• 10) Propaganda, tanıtımın daha stratejik ve ajitatif nitelik taşımasını sağlar.
• 11) Siyasal reklam, siyasal pazarlamanın önemli bir bileşenidir.
• Siyasal reklamcılık ilk evrelerinde parti ve ideolojileri ile programlarına ağırlık verirken
daha sonra aday veya lider imajına yönelmiştir.
• En etkin kampanyalar %4-5 oranında tutum değişikliği sağlar.
• Doğru program-Uzun vadeli stratejik planlamaHalkla İlişkiler-Sistemli tanıtım
• 1946 – Baskın tarzında bir seçim ve usulsüzlükler. Açık oy, gizli sayım. İletişim kanallarının kapalı ve tekel elinde olması
• 1946: DP’nin «farkındalık» yaratması
• 1950 – İlk görece adil seçimler
• Demokrat – Demir Kırat
• Radyonun propaganda için kullanımı yasak – tek şans haber bültenlerindeki siyasi demeç
• Seçimlerden önceki değişiklik ile radyonun kullanılması hakkı
• DP: «Yeter, söz milletin!»


• DP – Yaygın Afişleme
• DP Hedef Kitlesi: Çarıklılar
• Yeter Söz Milletin:
• - Zorla dayatılan ekonomi politikalarına karşı bir muhalefet özlemi, değişen dünyaya adaptasyon
• - Erişim oranı %100 olan radyo prime-time’larının iyi kullanılması (1954’de DP’nin radyo propagandasını yasaklaması)
• - DYP, ANAP, AP aynı sloganı kullandı. Radikal sol ve sağ da aynı sloganı modifiye etmiştir: «Yeter, söz emekçilerindir», «Yeter, söz Hakkındır»
• «Hiçbir şey zamanı gelmiş bir fikir kadar güçlü değildir»
• 1960 Anayasası: Özgürlükçü bir anayasa, sürekli olarak açık ve kapalı mekanlarda düzenlenen toplantılar. El ilanları, broşürler, afişler, basın vs.
• «Çoban Sülü», «Karaoğlan»
• «Benim sadık yarim kara topraktır»
• «Bizim sadık dostumuz Karaoğlan’dır»
• Türkiye’de erken dönemlerde kullanılan imgeler, batılı iletişim uzmanlarınca ancak 90’larda kullanılmaya başlanmıştır.
• Mitterand’a lakap takma çalışmaları: Tonton
• Özal «Tonton», «Çankaya’nın şişmanı, işçi düşmanı»
• «Ortanın solu»
• Siyasi İdol – Ecevit: Dilin kullanım. Şair-kentli-öz Türkçe
• Milliyetçi Cephe Dönemi
• CHP: «Analar çocuklarınızı oylarınızla koruyun», «Silah gidecek, barış gelecek», «Tek yol: Oy»
• Düşük sosyoekonomik seçmene: «Köylüden başlayan gelişme, köye kadar sanayileşme»,
«Hızlı ve hakça gelişme», «Toprak işleyenin, su kullananın»
• «Kıbrıs fatihi: Karaoğlan»
• Anadolu’da taşrada asılan liderlerin postelerinin, liderlerin ömrünü göstermesi
• - Lise mezunu bir gencim. 19 yaşında 1.74 boyundayım. Şiir yazar, roman okurum, Romantik kızlarla yazışmak istiyorum – Kahraman Ecevit, Kırşehir
• Halk katmanlarındaki bilinç dalgalanması
• «Ortanın solu», «Moskova’ya Moskova’ya» mesajlarıyla eleştirilirken yapılan Kıbrıs çıkarması ve solun değişen imajı
• Bilinç sözle, yazıyla biçimlenir, insanlar ve kitleler olaylarla silkelenir, uyanır.
• Televizyonun propagandaya açılması -1977
• İlk iletişim kampanyası, AP – Cenajans. 1.150.000 Dolarlık kampanya
• Boğaz Köprüsünün açılışının organizasyonu, Demirel’in 20000 kasedi, 5 milyon el ilanı, afişler
• En uygun rengin kullanımı: Mor. Rengin ilgi uyandırması ve seri halde boş afişler. Bir süre sonra sokağın başındaki boşluklara A, sondakilere B yazılması. Hem ilgi, hem seçim yasağının delinmesi.
• Mor afişler: «Bu renge evet deyin» - Hangi parti merakı?
• «Bu rengi unutmayın»
• Yüksek anarşi – 6 afişçinin vurulması
• Kasetler: Demirel evinize konuk. Sanki ziyarete gelmiş gibi başlıyor kaset. «Hoşbulduk» sözüyle başlıyor. Konuşma yarım saat, arkad tarafta «Yine de şahlanıyor» gibi türküler
• Bir partinin görüşlerini, fikirlerini gereğince anlamak için partililerle birlikte uzun zaman geçirmek, tanımak ve inanmak gerekir.
• Geniş çapta yayın yapan bir gazete hazırlanmıştır mesajın yeteri kadar iletilmemesi riskine karşı
• Yazılı basının ilk kullanımı: «Aziz Türk Milleti»
• «Canım Anacığım», «Oğlum» imzalı mektup görünümünde ilanlar.
• Büyük şehire yeni gelmiş AP’li gence: «Aman oğlum, ona buna uyma, iyi oku»
• «Benim de isteğim okumak anacığım. Ama ne yazık ki okumak, yalnız istemekle mümkün değil şimdilerde»
• Solcuların aldatılmış, hatta ondan da öte insan sevgisinden yoksun zavallılar olduğu savı
• «Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz»
• Yaşlılara yönelik: «20 yılını tamamlayınca ohhh dedi»
• Köylülere yönelik: «Türk köyüne ışık yaktık» - 1982’de Türkiye’de tek bir ışıksız köy kalmayacak vaadi
• «Biz İstanbul’a gerdanlık taktık, onlar çöpünü bile temizlemedi»
• AP’den oylarının bir kısmını çalan MSP’ye: «Biz inanıyoruz ki…laik Türkiye’de Allah’ın adının anmanın da Müslümanın demenin de irtica ile, din istismarı ile ilgisi yoktur, Camiin minberini, müslümanın vicdanını siyasete alet edenler…»
• Milliyetçilere yönelik «Gerçekçi Türk milliyetçiliği»
• CHP’nin altı okuna karşı altı prensip
• Bir doktrine sıkışmadan, esnek mesajlar
• CHP’ye yönelik İstanbul’daki başarızlığı Türkiye’ye yayarak örnek verme
• Son gün: «Aziz Türk milleti», ülkenin rejimini tayin edecek seçim vurgusu
• AP’nin daha entel bir dil kullanımı, hedef kitlenin şehire yönelmesi – Değişen demografya
• Köylerde: Kur’an öpme, köylü gibi konuşma
• MHP’nin net mesajları: Komünizmi CHP besler, AP korkar, MSP göz yumar, MHP ezer
• Ezan dinmeyecek, bayrak inmeyecek
• 73-80 arası yıllarda 12 hükümet değişikliği
• 100’den fazla tura rağmen Cumhurbaşkanı seçilememesi, AP-CHP gerginliğinden bıkkınlık
• 1983’de ilk defa medyadan yer satın alınarak siyasal reklam yapılması
• MDP – Cenajans. «Horoz» ambleminde uzlaşmazlık ve kopma

• MDP – Ajans Ada: Amaç yenilik değil, varolanın düzeltilmesi.
• «Kışlada taş gibi delikanlılar varken copa ne gerek var»
• Korku öğesinin kullanılması, 12 Eylül öncesine yönelik mesajlar. «Dünü unutma Türkiye’m, yarına güvenle bak»
• Her medyadaki konuşmada MDP’den başka birinin konuşması: Örgütlü ve demokrat bir görüntü
• Siyasi partinin gerçeği propaganda ile örtüşmüyorsa başarısızlık ortaya çıkar. Yapay ve asker destekli kurdurulmuş bir partinin demokrasi söylemlerinin tutarsızlığı + Yalan
• ANAP: Time Türkiye eki. İnşaat sektörünün desteğiyle kaynak – Manajans
• Manajans’ın önce talebi reddetmesi, ardından hareket serbestisi garantisi sonucu kabulü. Net ve açık briefing talebi. Taşeron olarak değil, partner olarak kabul edilme isteği.
• Halkın taleplerine ilişkin ön araştırma ve beş tema:
• 12 Eylül sonrası gelen huzur ve güvenliğin devamı
• Ortadireğin güçlendirilmesi
• Enflasyonun durdurulması
• Konut sorununun çözümü
• Bürokrasinin en aza indirilmesi
• Kullanılan dil: Herkesin anlayacağı Türkçe. Arapça veya yeni kelimelerin elenmesi.
• Her gün farklı bir konu işlenmesi. 5 konunun her birinin aynı anda tümüyle algılanmasının mümkün olmaması.
• Sıkıntıların da gösterilmesi. Açıkça anlatılan şeyleri halkın anlaması ve hak vermesi.
• Her türlü şeyin ajans tarafından hazırlanması
• Özal: Uzmanlığa önem verir, sakin, sempatik, iletişimde rahat, iknada tecrübeli ve konulara hakim.
• «Star stratejisi»: Özal’ın her yerde kullanılması
• Yurtdışından kamera karşısında duruş ve konuşma ile ilgili kitapların Özal’a okutulması
• Deneme çekimlerinde Özal’ın elleriyle sık sık yüzünü kapatması nedeniyle eline kalem verilmesi. Özal’ın dezavantajı kapatması + hesap kitap bilen imajını pekiştirmesi. Kenan Evren’in dahi Özal’ın kalemi hakkında konuşması ve bu kalemle halkı kandırdığını belirtmesi.


• Özal’ın videoya çekilmesi ve kahvelerde halka izlettirilmesi
• Kanaat önderlerine ve basına yemekli toplantılar ile partinin anlatılması
• 23 farklı ilan kullanılması. İlanlarda önceden yapılan araştırmalardan çıkan konuların etkin kullanımı.
• «Sokaktan korkmamak güzel şey», «Mevzuat hazretleri», «Ortadireğin hali ortada», «Kimse işsiz kalmayacak», «Taş yerinde ağırdır», «Kaşıkla verip kepçeyle almak», «Konut sıkıntısını çözeceğiz»
• 80 sonrası tüm partiler yeni olduğundan teorik olarak eşit bir yapı var
• Korkuya dayalı iletişim başarısızlığı
• İcraatın içinden «83-88 arası»
• «Birleşelim, birleştirelim. Geçmişe değil geleceğe bakalım»
 
kitleiletisimi.blogspot.com.tr

24 Aralık 2015 Perşembe

Halkla İlişkiler (PR) ile Algılama Yönetimi Arasındaki Fark

by karamanni  |  in Propaganda at  10:55:00
Algılanan ile gerçek arasındaki, bilgi ile bilgelik arasındaki farkı kapatmak için biz akıl sahibi varlıklara çok önemli bir görev düşüyor: Soru sormak.
Algılama yönetimi son dönemde sıkça konuşulur oldu. Sanki herkes uzman olmuş, olayları tek tek çözüyor. Maalesef, bu konunun uzmanlarının öyle ortalıkta gezen, gezebilecek, her kurumda bulunabilecek insanlar olduğunu sanarak zaten bu konuyu ne kadar yanlış anladığımızı belli ediyoruz.
Öncelikle bu kavram ticari değil ki alıp pazarlamada, kurumsal iletişimde veya itibar yönetiminde kullanalım. Geçtiğimiz yıl bir meslektaşım üniversitede iletişim dersi verdiğini söyleyince ona “derste ne anlatıyorsun” diye sorduğumda “algılama yönetimi” demişti. Bir an tüylerim ürperdi. Bozmadım ama belli ki bir kafa karışıklığı vardı.
Ben bu konunun gerçek bir uzmanını son gördüğümde Ankara’da askerdim. Binbaşı, harp akademilerinde psikolojik harp okumuştu. Bir ara “komutanım ben iletişim uzmanıyım, bu konuda sizden biraz bilgi alabilir miyim” diye sorduğumda yanıtı çok net olmuştu: Hayır!
Dedim ya öyle bir-iki makale karıştırıp ahkâm kesilecek konu değil. Bir şekilde -ki bunu daha açık anlatacağım- PR ve kurumsal iletişim süreçlerine bu kavram girdiğinden beri çok insanın ve uzmanın kafası karışık. PR ile algılama yönetimini, esasen taban tabana zıt işler olduğu halde aynı şey zannedenler var. Diyebilirim ki, PR’ın baş belasıdır.
Neden başa bela oldu peki? PR’ın izlediği yol ile algılama yönetiminin izlediği yol arasındaki fark nereden ve nasıl bir değişimin içinden geliyor?
Küreselleşme öncesi yıllarda daha ziyade tanıtım adı altında gerçekleştirilen ticari iletişim çalışmaları ile propaganda adı altında gerçekleştirilen siyasi iletişim çalışmalarının belirli kodları ve gelenekleri vardı. Aslında 1990 öncesi hemen her alanda çok keskin kodlar ve gelenekler vardı. 1990’da biz insanoğlu, bir duvar yıktık ve sonra istedik ki taş üstünde taş bırakmayalım. Duvarların hepsi iniyor, inecek. Yeniçağda son duvar da yıkılana kadar klişeler, mitler, gelenekler her türlü açıklığa, yeniliğe ve alaycılığa kurban gidecek. Bu değişime direnç veya karşı bir eğilim olarak yapay bir muhafazakârlık artışı da var. Açıklık, özgürlük ve yenilik trendi karşısında bağnazlık da güçleniyor. Bu iki eğilim arasında en çok değişim ve yenilik yaşayan alanların başında da iletişim geliyor.
Yeniçağın sembolü duvarların yıkılmasıdır demişken…
Hababam Sınıfı filminin meşhur sahnesidir: Hababam okulun duvarlarını kazmayla yarıp okulu kırmak üzere dışarı çıktığında Kel Mahmut’a yakalanır. Kel Mahmut ceza olarak o duvarı Hababam Sınıfı’na yeniden ördürürken onlara “bahaneyle bir mesleğiniz de olur, duvarcılık fena bir iş değildir” der. İşte 90 öncesi, küreselleşme öncesi çağa ait ideoloji olan duvar inşası, günümüzde bir özel üniversitenin “sen yaparsın keyfine bak” diye ifade ettiği yeni anlayışla temsil edilen yeniçağa yenik düşüyor.
Pink Floyd geçen yüzyılın sonunda, eğitimle nesillere şekil vermek isteyen dünya görüşüne hitaben “you are just an other brick on the wall” diye seslenip, Mahmut hocaları da “leave the kids alone” diye uyarmıştı. Sıcak ve soğuk savaşlar bitiyor, ezberleri bozacak yepyeni bir düzenin çağrısı yapılıyordu.
Algılanan ile gerçek arasındaki, bilgi ile bilgelik arasındaki farkı kapatmak için biz akıl sahibi varlıklara çok önemli bir görev düşüyor: Soru sormak.
Şu soruları: Nasıl? Ve.. Neden?
Hop döndük mü; gerisin geri milattan önce 5. yüzyıla?
Ta Sokrates’e. Platon’a. Akademi’ye…
Algılama yönetimi konusunun ve anlattığım 1990 sonrası değişimlerin, milattan öncesinin bilgi ve bilgelik arayışıyla ne ilgisi var diyeceksiniz?
İnsan olarak nasıl ve neden sorularının peşine düşmezsek, bizi hakikate ulaştıracak yoldan gitmek yerine, birilerinin bizim için tasarladığı yanıtlarla sınırlı kalıyoruz. Yani gerçeğin ne olduğundan habersiz bir şekilde, algıladığımızı gerçek sanarak yaşıyoruz.
Sokrates’e “her şeyi bildiği” söylendiği zaman o “bilmediği her şeyi aramaya” çıkmıştı. Sokrates’in sahip olduğu farkındalık ona “bilgiyi bilmemesi” ama “bulması” gerektiğini göstermiş ve Sokrates’e bilgeliğin kapılarını açmıştı. Sokrates’e göre, insanlara eğitim vermek mümkün değildi. “Ben erkekleri doğurtuyorum” diyordu, “onlara sorular sorarak bildiklerini bulmalarını sağlıyorum”.
Burada insan düşüncesinin ve bilgisinin iki ayrı niteliği ortaya çıkıyordu:
Birincisi, doğru sandığımız algılarımız olduğu… İkincisi ise arayıp bulduğumuz ve gerçek olduğuna emin olduğumuz bilgi. Yani bilmek diye bir şey yok, bilgiyi idrak diye bir şey var.
Sokrates’in bir okul kurmaması ve duvarsız eğitimi tercih etmiş olması bence içinde bulunduğumuz yeni dönem ile ilgili önemli bir ipucu veriyor. Onun öğrencisi Platon, bir akademi (bilgiyi bulacağımız yeri) kurdu ve iki bin küsur yıldır insanlar eğitim adı altında bu ironiyi yaşıyor. Bir eğitim merkezine gidiyorsunuz, size bilgi diye bir şeyler anlatıp bunları öğrenmenizi istiyor ve sizi test ediyorlar. Böylece siz bilgeliğe değil, sistemi tasarlayanın tahayyül ettiği sonuçlara ulaşıyorsunuz.
Bana göre, duvarsız yüzyılın eğitimi, gerçek bir eğitim olacak. Tıpkı Sokrates gibi, bilgiyi ve gerçeği aramak, en büyük gücün bilgiyi arayan kalabalıklarda olduğunu görmek gerek. Bir grup, kendini entelektüel veya uzman ilan eden elitistin, başkalarının bilgisini sınadığı, kendisini üstün, bilmeyeni de cahil kabul ettiği bu aşağılama düzeninin sona ereceğine inanıyorum.
1789’dan sonra ilk virgülü 1990’a koyuyorum. 90 devriminin en büyük çıktılarından biri internet ve ondan doğan sosyal medya. Sosyal medya devriminden en çok bu entelektüel ve elitist azınlığın rahatsız olmasının esas nedeni, sosyal medyanın, insanlara kendi sıfatını ve imajını (avatarını) kendi istediği gibi tasarlama, gücü merkezden alıp tabana dağıtan bir yapı içinde sanal gerçeklik inşa etmelerine izin vermesiydi. Entelektüeller ve elitistler, her tür sıfatı kendi elleriyle dağıtacaklarına inanmıştı ve bir şekilde hazine odasının kapılarının herkese açılmasına çok fena bozuldular.
Elitistin “gerizekalı” bulduğu, cahil addettiği biri, hop Twitter üzerinden canının istediğine bir mesaj çakıyor ve ağzına geldiği gibi ifade ettiği için elitin yaratmaya çalıştığı üstünlük imajının fiyakasını fena bozuyordu. Timeline fenomeni de entelektüelin ve elitistin geniş kalabalıklara “sen anlamazsın ben sana anlatırım” diye sattığı içeriği yok edip, her faninin penceresine kendine ait bir akış, bir vizyon, bir içerik koyan yeni bir sistem getiriyordu. İşte duvarlar tek tek, kurgular tek tek, taş üstünde taş kalmayacağı güne kadar böyle yıkılmaya başlıyor ve milyonlarca tek bilinç, milyonlarca algı ve milyonlarca benlik doğuyordu.
Bence Sokrates bugünleri görse, sevinçten ne tarafa koşacağını şaşırırdı.
Mademki bir insan bilgiye kendi algısıyla ulaşabilmektedir, o halde insanlara sunulan nedenleri, onların ulaşmasını beklediğimiz sonuca göre oluşturursak, onlar kendiliğinden bizim istediğimiz bilgiye ulaşır ve bunu kendileri algıladığı için gerçek sanırlar.
Yani insanlara gerçeği sunmak yerine, onlara kendi algılarıyla ulaşabilecekleri deliller, işaretler sunabiliriz. Delillere inandıkları anda, istediğimiz algıya da ulaşmış olurlar.
Of ki of.
Ne kadar vahşice değil mi? Ne kadar vahşice olduğu temelde ahlakın konusu ve ben de iflah olmaz bir Sokratesçi olduğum için hayatım boyunca ne PR mesleğini, ne iletişimi, ne de herhangi bir günlük işimi böyle icra etmeye kalkmayacağım. Ama bunu bir iletişim ve ikna yöntemi olarak kullanmaya kalkanların yarattığı geniş bir algı yönetimi dünyası var.
Askerde tanıştığım binbaşı, bu konunun eğitimini almıştı ve bir devlet adına, bir ordu adına psikolojik harp uygulamalarını icra etmekteydi. Savaşı, orduların varlığını, devletin varlığını ahlak felsefesi ile eleştirebiliriz ama açıkça görevinin bu olduğu tanımlanmış ve eğitimini tamamlamış bir görevlinin, devleti adına bu işi icra etmesini ahlak eleştirisi içine alamayız.
Devlet, ulusal güvenliği sağlamak adına bu işin inceliklerini bilmelidir. Ancak işi bu olmadığı halde, istediği sonucu elde etmek için gündelik hayatta algılama yönetimi yapana çok açık bir şekilde ahlak eleştirisi yapabiliriz. Çünkü bu yöntem, sivil hayata indirilemez.
Yazılarımı okuyanlar bilir, ticarette algı yönetimi ile PR’ın sıklıkla karıştırıldığını vurgulayıp, algıya dayalı itibar yaratmanın ticaret kanununa göre suç olduğunu hatırlatıyorum. Ticari hayatta algılama yönetimi yapmak nitelikli suçtur. Algılama yönetimi küresel hukukta da suçtur. Yaptığınız ortaya çıkarsa, kolayca İnsan Hakları Mahkemesi’nde veya Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılanabilirsiniz. Bizim binbaşının bana bir bilgi vermemesinin nedeni de budur zaten. Bu bilgiler açık ve aleni olamaz.
Sivil hayatta da algılama yönetimi yapılan bir iletişim projesini, bir yerinden falso verene kadar anlamanız mümkün olmaz. Bir ara kısa mesaj atılarak kazananın belirlendiği türden yarışmalarda toplu SMS atan makineler kiralayanlar oluyordu. Bu basit bir algılama yönetimi örneğiydi. Sosyal medyadaki trol hesaplar, yüzlerce, binlerce sahte hesap üretip onlar arasında yaratılan trafiği gerçekmiş gibi insanlara sunmak da öyle. Bunlar suçtur ve itibar yönetiminin unsuru olamazlar.

 A. Kerem Türkman- www.thebrandage.com

27 Kasım 2015 Cuma

PAZARLAMADA YENİ BİR TREND : NONMARKETING

by karamanni  |  in reklam at  15:10:00





Dünyada ve Türkiye’de bir süredir yeni bir pazarlama trendi gelişiyor. Kısa vadeli satış hedefi içermeyen ama kendi tüketici evrenini, onları bilinçlendirerek, eğiterek, ona değer katarak, adeta iş ortağı gibi çalışarak yaratmayı öngören “Nonmarketing” trendi…
Yeni tüketicinin yarattığı bu trend her geçen gün daha fazla şirket tarafından benimsenip yayılıyor. Önümüzdeki yıllarda pazarlamanın akışını değiştirmesi beklenen “Nonmarketing” kavramının ne olduğunu, temel modellerini, dünyadaki ve Türkiye’deki örneklerini ilk defa Turkishtime gündeme getiriyor.

Dünyada ve Türkiye’de iş dünyasının kuralları yeniden yazılırken pazarlamaya ilişkin modeller de değişip dönüşüyor. Hızla değişen tüketici eğilimleri ve artan rekabet, pazarlama alanında da yeni arayışları beraberinde getiriyor. Şirketler dünyasında yükselen yeni bir trend ise pazarlamanın geçirdiği değişimi işaret ediyor: Nonmarketing. Nonmarketing trendini kısaca ‘pazarlama olmayan pazarlama’ olarak tanımlamak mümkün. Bu pazarlama uygulamaları tüketicileri bilinçlendirerek, eğiterek, farklı platformlarda katılımcı olmalarını sağlayarak ve onları destekleyip değer katarak markaya yönelik bir tüketici evreni kurmayı hedefliyor. Nonmarketing ile şirketler, tüketicilere önemli katma değerler sunarak uzun vadeli bir bağ kurulmasını sağlıyor. Kendi ürün ve hizmetlerini tüketmeyen kitlelere ulaşarak onları kendi tüketim evrenlerine katmayı hedefliyorlar. Bu uygulamalarda doğrudan pazarlamaya yönelik agresif bir tutum sergilenmiyor. Bununla birlikte söz konusu model içine giren eğitim, danışmanlık ve bilinçlendirme çalışmaları kısa vadeli satış hedefleri de içermiyor. Nonmarketing şirketin mesajını tüketiciye ulaştıran ve uzun vadede sadık bir müşteri kitlesi yaratmayı amaçlayan bir pazarlama trendi olarak öne çıkıyor. TEB’in hane halkına finansal ürünler konusunda sunduğu Aile Akademisi eğitimleri ya da TTNet’in internet okuryazarlığı eğitimleri bu son trende yönelik birkaç örnek. Takip eden sayfalarda Türkiye’de dikkat çeken nonmarketing örnekleriyle ilgili detaylı bilgi ve değerlendirmeler bulacaksınız.

Rekabet nonmarketing’i doğurdu

Türkiye ve dünyada nonmarketing uygulamalarının ortaya çıkmasına neden olan belli başlı birkaç etken bulunuyor. Bu unsurların başında ise tüketici eğilimlerinde yaşanan dönüşüm yer alıyor. Yeni tüketici grubu, doğrudan ve agresif pazarlamaya mesafeli yaklaşan bilinçli tüketicilerden oluşuyor. Şirketler, tüketicilerin dönüşen eğilimlerine cevap verebilmek için gittikçe daha fazla sayıda nonmarketing uygulaması hayata geçiriyor. Böylelikle yeni tüketici gruplarıyla iletişim ve bağ kurmakla kalmıyor, düzenledikleri eğitim ve bilinçlendirme toplantılarında verdikleri bilgi veya danışmanlık desteğiyle sadakate dayalı bir ilişki geliştiriyorlar.

Nonmarketing’i doğuran koşulların başında gelen bir diğer unsur ise iş dünyasında rekabetin artması ve kâr marjlarının giderek düşmesi. Artık şirketler, mevcut müşteri kitlesi için rekabetin doygunluğa ulaştığı görüşündeler. Bu alanda hareket edebilecek alan neredeyse kalmadığından kendi müşterilerini kendileri yaratma yoluna gidiyorlar. Tüketicilere daha önce kullanmadıkları ürünlerle ilgili doğrudan marka tanıtımı yapmadan eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yürütüyorlar. Elbette tüketicilerin algısında ‘bilgi desteği veren ve fayda sunan şirket’ olarak öne çıktıklarından tüketicilerine daha rahat ulaşabiliyorlar. Bu durum da rekabette alanı kalmayan şirketlere yeni tüketici grupları, yeni kategori yaratma imkanı sunuyor. Türkiye’deki milyonlarca bankasız nüfusun ihtiyaçlarına yönelik geliştirilmiş olan finansal ürünlerle ilgili bankaların eğitimler düzenlemeleri, KOBİ’lere danışmanlık verip onlarla buluşma toplantıları yapmaları bu yaklaşımın somut örneklerini oluşturuyor. Finans kuruluşları, böylelikle mevcut müşteriler için rekabet etmenin yanı sıra müşteri kitlesini büyütme yoluna gidiyorlar.

Eğitimden girişimci desteklemeye

Yeni ortamda sayısı giderek artan nonmarketing örneklerinde belli başlı etkinlikler öne çıkıyor. Eğitim ve danışmanlık çalışmaları bu alandaki en dikkat çeken model. Şirketler tüketici grubunda yer almayan kişileri tüketim evrenlerine dahil edebilmek için kendi segmentleri içinde eğitimler sunarak uzun vadeli bir bağ tesis ediyorlar. Benzer şekilde bilinçlendirme toplantıları ile müşteri kazanmayı, mevcut müşterileri ile ilişkilerini genişletmeyi hedefliyorlar. B2B odaklı işler yapan şirketler, girişimcilerin ayakta durmasını sağlamak için onlara yatırım desteği verip girişimcilik danışmanlığı sunuyorlar. Bu girişimcilerin kendi işlerini oturtmasıyla kendi ürünlerine talep göstermelerini bekliyorlar. Bununla birlikte dijital mecralar da nonmarketing uygulamaları için önemli olanaklar sunuyor. Dijital mecralarda herkese açık uygulamalar ve oyunlaştırma deneyimleriyle tüketicilere ulaşıyor, bu mecralardaki takipçi kitlelerini biraz daha geliştirmeyi hedefliyorlar. Benzer şekilde dijital mecralar, eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları için de uygun maliyetli mecralar olma özellikleriyle sıklıkla nonmarketing uygulamaları için kullanılıyor. Nonmarketing uygulamaları offline mecralarda ağırlıklı olarak uygulansa da hem tüketici eğilimleri hem de şirketlerin maliyet stratejileri açısından online mecralar da geniş olanaklar sunuyor.

NONMARKETING İLE ŞİRKETLER…

Kısa vadeli sıcak satışı hedeflemiyor
Tüketicileri bilinçlendirme yoluyla kendi tüketim evrenini yaratmayı amaçlıyor
Tüketicilerle uzun vadeli bir bağ kurmalarına olanak sağlıyor
Dijital mecralarla uyumlu modeller geliştirerek temel marketing faaliyetlerine destek sağlıyor
Kurumsal sosyal sorumluluk projelerinden farklı olarak daha az bütçeyle daha çok tüketiciye ulaşıyor.

Markaya yönelik doğrudan pazarlama yerine bir tüketim evreni yaratmayı hedefliyor
Eğitimler yoluyla tüketicilerle yakın bir bağ kuruyor
Tüketicilere doğrudan ulaşarak onlara tüketiciden öte bir statü sunuyor.

NONMARKETING’İN UYGULAMA BİÇİMLERİ

Eğitim çalışmaları
Tüketici bilinçlendirme uygulamaları
Dijital eğitim ve oyunlaştırma uygulamaları
Girişimci destekleme uygulamaları
Kulüpler ve sivil toplum etkinlikleri
Danışmanlık hizmetleri
Fikir geliştirme merkezleri
Farklı nitelikteki yarışmalar

NONMARKETING’İ TETİKLEYEN UNSURLAR

Değişen tüketici eğilimleri
Rekabetin hızla artması
Kâr marjlarının düşüşe geçmesi
“Kendi müşterini kendin yarat” ilkesinin ortaya çıkışı
Yeni tüketici kategorileri yaratma zorunluluğu

ÖRNEK UYGULAMALAR

Türkiye’de nonmarketing uygulamalarının örnekleri gittikçe artıyor. Eğitimden dijital uygulamalara kadar şirketler yeni gelişmekte olan bu pazarlama trendine yönelik yaratıcı uygulamalar geliştiriyor. İşte Türkiye’deki belli başlı nonmarketing uygulamaları…

Ağzına Sağlık Türkiye

UNILEVER

Unilever’in markası Signal, Türk toplumunun ağız ve diş sağlığı bilincini artırmak amacıyla “Ağzına Sağlık Türkiye” projesini uyguluyor. Dünya çapında 40’tan fazla sağlık geliştirme programını destekleyen Signal, Türkiye’de projeyi Dünya Diş Hekimleri Birliği (FDI) ve Türk Diş Hekimleri Birliği (TDB) işbirliğiyle sürdürüyor.

Girişimci Geliştirme Programı
AKBANK

“Akbank Girişimci Geliştirme Programı” kapsamında 2012’de 44 girişimciye beş tam günlük bir eğitim olanağı sağlandı. Endeavor, KAGİDER ve Inovent tarafından da desteklenen programda girişimcilere kurmak istedikleri işleri nasıl tasarlayacakları, uygulamaya koyacakları ve yönetecekleri konularında destek verildi.
Akbank Gönüllüleri Tasarrufu Anlatıyor

AKBANK
“Akbank Gönüllüleri Bankacılık ve Tasarruf Anlatıyor” adlı proje ile Özel Sektör Gönüllüleri Derneği ve Para Durumu firmasının işbirliğinde ve gönüllü Akbank çalışanları ile hayata geçti. Özel eğitim alan 60 gönüllü Akbanklı İstanbul’da yaklaşık 3 bin 500 ilköğretim okulu öğrencisine “Bankacılık ve Tasarruf” konusunu anlattı.
KOBİ’leri Bilgilendirme Toplantıları

AKBANK
Akbank KOBİ Bankacılığı Bölümü, 2012’de de KOBİ’lere finansal ürün ve hizmetler sunmaya, bilgilendirme toplantıları ve çeşitli kampanyalar düzenlemeye devam etti. Ticari Bankacılık Bölümü orta büyüklükteki işletmelerin ihtiyaçlarına uygun ürünler sunarak ve çeşitli kurumlarla işbirlikleri geliştirerek KOBİ’lerin performanslarını artırmalarına katkıda bulundu.

İnternetle Hayat Kolay
TTNET

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı işbirliğiyle yürütülen proje, henüz internetle tanışmamış geniş bir kitleyi internet okuryazarı haline getirmeyi hedefliyor. Bir yılı geride bırakan proje kapsamında bugüne kadar 2 bin 750 kişiye internet okuryazarlığı eğitimleri verildi. Eğitimlerden genel olarak daha önce internet kullanma fırsatı bulamayan kadınlar ve erkekler yararlanıyor. Proje, katılımcıları e-devlet uygulamaları, görüntülü haberleşme, internetten alışveriş ve bankacılık işlemleri gibi internetin gündelik yaşamı kolaylaştıran uygulamaları ile tanıştırıyor. Proje kapsamında her hafta yaklaşık 75 kişi 5 günlük eğitimi tamamlıyor ve sertifika almaya hak kazanıyorlar.
Anadolu Sohbetleri

GARANTİ BANKASI
2002 yılında başlayan “Garanti Anadolu Sohbetleri”, Garanti Bankası’nın ülkenin önemli üretici gücü olan KOBİ’lerin vizyonuna katkıda bulunmak amacıyla, il ve ilçelerin sanayi ve ticaret odalarının da katkılarıyla Anadolu’da toplantılar düzenliyor.
Bankacılık Akademisi

YAPI KREDİ BANKASI
Yapı Kredi Bankacılık Akademisi; 2008 yılı Mayıs ayından bu yana sürdürdüğü eğitim ve gelişim faaliyetlerini bankacılık, kişisel gelişim, liderlik ve sosyal sorumluluk olmak üzere dört ana alanda gerçekleştiriyor. Akademi bünyesinde öncelikli olarak Koç Finansal Hizmetler çalışanları olmak üzere müşterilere, üniversite öğrencilerine, çalışanların ailelerine ve sosyal sorumluluk projeleri kapsamında farklı katılımcı gruplarına da eğitim ve gelişim konularında hizmet veriliyor.

Bilinçli Anne Sağlıklı Bebek
P&G

Şirketin bebek bezi markası Prima’nın UNICEF ve Sağlık Bakanlığı işbirliğiyle yürüttüğü ve hastanelerde doğum yapan tüm annelere bebeklerin sağlıklı gelişimi konusunda bilgilerin aktarıldığı proje 2004 yılından bu yana yürütülüyor. Ülke genelinde 81 ilde Sağlık Bakanlığı’na bağlı doğum yapılan tüm yataklı tedavi kuruluşlarını kapsayan proje kapsamında 4 milyon anneye ulaşıldı.

Ergenlik Dönemi Değişim Projesi
P&G

Milli Eğitim Bakanlığı Sağlık İşleri Daire Başkanlığı işbirliği ile ergenlik döneminde gençlerin yaşadıkları ile ilgili bilgilendirme projesi olan ERDEP’te 81 ilde 10 milyon kişiye ulaşıldı. Projenin amacı gençlerin ergenlik döneminde karşılaştıkları sorunları atlatma konusunda yardımcı olmak.

Gezici Eğitim Aracı

PIRELLI

Pirelli, 2013 yılı sonuna kadar 21 ilde 200’den fazla noktada, bireysel kullanıcılara ve satış noktalarına ulaşarak lastiklerin güvenliğe ve yakıt tüketimine olan etkileri konusunda bilgilendirmeyi amaçlıyor. Lastik hava basıncı, lastik diş derinliği, mevsimine uygun lastik kullanımı ve Pirelli’nin üstün performanslı ürünleri konusunda eğitim verecek olan Pirelli Gezici Eğitim Aracı, ilk eğitimini Mersin’de gerçekleştirdi.

Teknolojide Kadın Hareketi
VODAFONE

Teknolojide Kadın Hareketi Projesi, kadının teknolojiyle güçlenmesini hedefleyen, bu çerçevede kadınlara eğitimlerin verildiği ve akabinde yapılan yarışma sonucu kadınların teknolojik iş fikirlerini hayata geçirmeleri için sermaye sağlandığı bir proje olarak hayata geçti. 2011 yılında başlayan proje, Türkiye Vodafone Vakfı tarafından, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı desteğiyle; Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) ve Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) işbirliğiyle hala devam ediyor. Program kapsamında verilen eğitimler, evkadınları ve çalışan kadınlara yönelik düzenlenen iki ayrı programda gerçekleşiyor. Proje kapsamında ilk yıl 1300 kadına teknoloji eğitimleri verilirken, teknolojinin kullanıldığı, uygulanabilir bir iş fikrinin arandığı Teknolojide Kadın Hareketi Yarışması’na ise Türkiye’nin her yerinden farklı eğitim seviyelerinde toplam 312 kadın başvurdu. Teknolojide Kadın Hareketi Yarışması’nı kazananlara, sermayeye ek olarak Vodafone’dan bir yıllık mobil iletişim hizmetleri paketi ile KAGİDER, TBV ve Vodafone’dan 1 yıllık mentorluk desteği verildi.


Uluslararası Girişimcilik Merkezi
VODAFONE

Türkiye Vodafone Vakfı’nın hayata geçirdiği Uluslararası Girişimcilik Merkezi (UGM), uluslararası düzeyde girişimcilik konusunda yaygın bilinçlendirme çalışmaları sürdürmeyi amaçlayan bir platform. Kalkınma Bakanlığı, UNDP (IICPSD), Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği ana ortaklığıyla desteklenen UGM, çok yeni bir platform olmasına rağmen ilk yıl için yüz yüze ve online eğitimler ile 5 bin kişiye ulaşmayı hedefliyor. UGM faaliyete geçtiği günden itibaren çeşitli üniversitelerde gençlerin girişimcilik algı ve becerilerini geliştirmek ve iş fikri oluşturmalarına katkı sağlamak üzere “Fikir Üretme Kampları” ve genç girişimcilerin finansal risklerini etkin bir şekilde yönetebilmeleri hedefiyle “Büyüme için Finansal Stratejiler” eğitimleri gerçekleştirerek binin üzerinde gence ulaştı. Merkezde Türkiye’deki girişimcilik alanında mevcut ihtiyaçları belirleyerek, bu doğrultuda yol haritaları çiziliyor ve Türkiye’deki girişimci envanteri çıkarılıyor. “Türkiye’deki girişimci insan kaynağının, girişimciliğin her alanını özümseyecek bütüncül bir eğitim müfredatı ile girişimci rol modellerinin sayıca artışını destekliyoruz” diyen Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Hasan Süel, hedef kitleye özel modüler eğitimler geliştirdiklerini de belirtiyor: “UGM eğitimlerinden yararlanan genç ve kadın girişimcilerin, sürecin en başından sonuna kadar yanında olarak mentorluk ve çıraklık mekanizmalarıyla pratikte de deneyim kazanmasını sağlıyoruz.”

Avealabs Kuluçka Merkezi
AVEA

AveaLabs Kuluçka Merkezi, bilgi ve iletişim teknolojileri sektöründe şirket kurmak veya işlerini büyütmek isteyen genç girişimcilere altyapı ve pazarlama kanallarını açmanın yanı sıra projelerini büyütüp geliştirebilecekleri bir ekosistem sunuyor. Kuluçka Merkezi’ne başvuran girişimciler, Avea’nın ofis imkanları, teknik altyapısı ve bilgi birikiminden faydalanarak kurguladıkları iş modellerini geliştiriyor. Merkezin sunduğu test merkezi ve pazarlama olanakları, özellikle mobil operatörler ve benzeri kurumsal müşterilere yönelik servis/ürün geliştirmek isteyen girişimciler için önem taşıyor. Kuluçka Merkezi’nde bugüne kadar Linxa, Intellica, Havooz, Bayt ve Crenno olmak üzere beş şirketin 6 ila 18 ay arasında değişen çalışma süreleri boyunca toplam dokuz proje geliştirildi. AveaLabs Birim Müdürü Dr. Salih Ergüt, özellikle yeni dönem şirket kabullerinde KOSGEB’in teşviklerini kuluçka merkezi şirketlerine kullandırmak adına yeni düzenlemeler yapıldığını belirtiyor: “2013 Ağustos ayı içerisinde tamamlanacak yeni dönem başvurularına istinaden, başvuru aşamasının akabinde ön elemeyi geçen 20 girişimcimize KOSGEB Girişimcilik Eğitimi’ne ücretsiz katılma fırsatı sunulacak. Bu eğitim sonucunda sertifikaya hak kazananlar ise KOSGEB’den 30 bin TL’lik hibe alabilecek.”

Genç Fikirler Güçlü Kadınlar
INTEL

Intel’in Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve KAGİDER işbirliğiyle gerçekleştirdiği “Genç Fikirler, Güçlü Kadınlar” projesi, 18 – 30 yaş arası gençler aracılığıyla kaynaklara erişimin sınırlı olduğu kesimlerde kadınların güçlendirilmesi ve kadına karşı ayrımcılığın önlenmesi için teknoloji kullanımı ile çözüm önerileri üretmeyi hedefliyor. Intel Genç Girişimci Programı kapsamında düzenlenen atölye çalışmaları ile 18-30 yaş arasındaki gençlere, teknolojiyi kullanarak sorunlara karşı fikir geliştirme, yenilikçi ve uygulanabilir çözümler üretme ve bu çözümleri hayata geçirmeye yönelik bilgiler veriliyor. Bu atölye çalışmalarında kadınların çalışma hayatı, eğitim, sağlık, çevre, yönetim mekanizmaları gibi alanlarda karşılaştıkları problemlere yönelik teknoloji destekli çözüm önerileri veya proje üretmeleri destekleniyor. Katılımcılar, altı adımdan oluşan Intel Genç Girişimci Programı Fikir Kampı ile de bir süreç içinde fikir geliştirme aşamalarından geçerek, belirlenen soruna yönelik uygulanabilir çözüm önerilerini ortaya çıkarmaya çalışıyor. Intel Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Bölgesi Kurumsal İlişkiler Direktörü Ferruh Gürtaş programa hakkında şunları söylüyor: “Genç Fikirler Güçlü Kadınlar’ projesinin ilk Fikir Kampı’nı, Mayıs ayında Kütahya’da gerçekleştirdik. Kütahya’dan tam 1752 başvuru geldi. Farklı illerden ise yaklaşık 200 adet başvuru alındı.” Fikir Kampları, Kütahya’nın ardından, Gaziantep’te ve Erzurum’da devam edecek. Projeyle üç yılda Türkiye genelinde binin üzerinde genç kadına ulaşılması hedefleniyor.

Girişimciye Turkcell Gücü
TURKCELL

Teknolojiyi etkin kullanan girişimcilerin yetişmesine ve büyümesine, sürdürülebilir iş modellerinin geliştirilmesine destek olan Turkcell, “Girişimciye Turkcell Gücü” sloganı altında tüm kaynak ve deneyimini girişimcilere sunuyor. 21 iş ortağıyla birlikte 2001 yılında oluşturulan Turkcell Partner Program aracılığıyla inovasyona dayalı girişimciliği destekleyen Turkcell, bu ekosistemde bireysel ve kurumsal müşterilere pek çok çözümle destek veren 200′e yakın iş ortağı ve sayısı 5 bini aşan yazılım geliştirici topluluğu barındırıyor. Sonrasında Turkcell Partner Network adını alan program, turkcellpartner.com ile iş ortaklarının iş ilanlarına ve tanıtım içeriklerine yer veriyor, kariyer arayışındaki bireylere ve çözüm arayan müşterilerine iş geliştirme fırsatları yaratıyor. Portalda yer alan iş ilanları, haftada 5 bin yılda ise 50 bin sektör profesyoneli tarafından okunuyor. Her bir ilan, anında 3 bine yakın takipçiye ulaşıyor.

Girişim Fabrikası
TURKCELL

Turkcell İnkübasyon Programı kapsamında 4 Mayıs 2011’de Özyeğin Üniversitesi işbirliğiyle hayata geçirilen Girişim Fabrikası, teknoloji alanında yüksek potansiyelli, sürdürülebilir işler kurmak isteyen teknogirişimcileri fikir aşamasından ürün lansmanı aşamasına kadar destekleyen bir iş hızlandırma programı. TEB ve Tahincioğlu Holding’in de destek verdiği Girişim Fabrikası’nda fikirden ticari ürün aşamasına; girişimcilere teorik ve pratik konularda koçluk, hukuki danışmanlık, çalışma ortamı ve finansman konularında olmak üzere her noktada destek var. Turkcell Genel Müdür Yardımcısı Koray Öztürkler’in verdiği bilgiye göre yatırımcılarla startup şirket kurmak isteyenleri bir araya getiren Fabrika’ya iki yılda yaklaşık 900 başvuru yapıldı ve bu fikirlerden süzülerek hayata geçen ilk şirketler markalaşma yolunda ilerliyor. Öztürkler, “Girişim Fabrikası’na iki yılda 116 kadar başvuru oldu, bunlardan 115’i Girişim Fabrikası Kampı’na seçildi. Desteklenen 17 girişimin yaklaşık değeri 7.3 milyon TL değer üzerinden toplam 2 milyon TL yatırım ve 500 bin TL hibe desteği aldı” diyor.

Eğlen, Öğren, Hijyen

UNILEVER
Unilever Türkiye’nin Domestos ve Lifebuoy markalarının desteğiyle sürdürülen “Eğlen, Öğren, Hijyen” projesi, çocukların, erken yaşlardan itibaren hijyen konusunda farkındalık geliştirmelerini sağlamak ve bu konuda doğru tutum ve davranış geliştirmelerini amaçlıyor.



Hatırla Kazan
ANADOLU SİGORTA

Anadolu Sigorta, Facebook üzerinden kullanıcıların beğenisine sunduğu online oyununda birinci olan kullanıcıya iPad hediye ediyor. Oyun sayesinde bir taraftan kullanıcıların hoş zaman geçirmeleri sağlanırken, diğer taraftan sigorta bilincini arttırmak ve sigorta ürünlerinin hafızalarda yer edinmesi amaçlanıyor.
Kadın Girişimci Buluşmaları

GARANTİ BANKASI
Garanti Bankası, 2007 yılında Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) ile birlikte kadın girişimcilere iş hayatlarında destek olmak amacıyla, “İşimi Büyütüyorum” sloganıyla eğitim vermeye başladı. İşimi Büyütüyorum eğitimleri kapsamında 100 kadın girişimciye dört gün boyunca genel muhasebe, finans, pazarlama, yönetim vb konularda eğitimler verildi. 2013 yılı Kadın Girişimci buluşmaları İstanbul, Sakarya, Çanakkale, Nevşehir, Sivas ve Mersin illeri ile devam ediyor.

Yangın ve Deprem Merkezi
AKSİGORTA

Aksigorta Yangın ve Deprem Merkezi 7-14 yaş grubundaki çocuklara, yangın ve deprem gibi afetlerden korunma eğitimi vermek ve sigorta bilincini yerleştirmek amacıyla ilk olarak 1996 yılında Genel Müdürlük binasında kuruldu. Merkez, daha fazla çocuk tarafından ziyaret edilebilmesi amacıyla Ekim 2008’de Şişli Belediyesi Bilim Merkezi’ne taşındı. Haftanın 7 günü açık olan Yadem’de bugüne kadar binlerce kişiye deprem ve yangın konularında eğitim verildi. Merkeze hala yılda 100 binin üzerinde ziyaret gerçekleşiyor.

Akıllı Para Yönetimi
HSBC

Genç Başarı Eğitim Vakfı, Akıllı Para Yönetimi Programı 40’a yakın ülkede HSBC tarafından finanse ediliyor. HSBC çalışanları tarafından gönüllü olarak 2010 yılında ilköğretim okullarında başlatılan programın beş yıl içinde tüm ülkeye yayılması amaçlanıyor. Bu programda, paranın toplumdaki rolü, parayı paylaşmak, akıllı tüketici olmak ve bir iş kurarak gelir elde etmek gibi temel kavramlar öğretiliyor.


Turuncu Damla
ING BANK

ING Bank’ın tasarruf bilincini artırmaya yönelik finansal okuryazarlık projesi “Turuncu Damla” kapsamında, 2012-2013 döneminde ilk olarak İstanbul’da 12 bölgede, toplam 15 okulda, ilkokul üçüncü sınıfta okuyan yaklaşık 2 bin çocuğa tasarruf konusunda bilgilendirme ve bilinçlendirme eğitimleri verilecek.

Akılcı İlaç Projesi
ABDİ İBRAHİM

İlk kez Dünya Sağlık Örgütü tarafından 1985 yılında başlatılan ve 1992’den bu yana Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan “Akılcı İlaç Kullanımı” konusunda sorumluluk üstlenen Abdi İbrahim kampanya ile bilinçsiz ilaç kullanımının toplum sağlığı ve ekonomiye yansımalarının önlenmesine katkıda bulunmayı hedefliyor.

Gençlere Sağlık Projesi

PFIZER

Gençlere Sağlık- Sağlık Okuryazarlığı Projesi, 17-25 yaş grubundaki gençlerin temel sağlık konularındaki farkındalıklarını ve bilgilerini akran eğitimi yolu ile arttırmayı amaçlıyor. 2005’ten 2011 yılı sonuna kadar 36 ilde 111 akran eğitimi ve 6 eğitmen eğitimi ile 2 bin 300 gence doğrudan, çarpan etkisiyle 23 bin kişiye dolaylı olarak ulaşıldı.

Alzheimer Çağrı Merkezi

BİLİM İLAÇ

Hasta yakınlarının yaşam kalitelerinden ödün vermeden en kolay şekilde bu sürecin üstesinden gelmelerine destek olmak amacıyla, Türkiye’de bir ilk olarak Bilim İlaç, Alzheimer Derneği ve Alzheimer Vakfı ile birlikte “Alzheimer Çağrı Merkezi” hayata geçirildi. 2009 yılında proje ilk önce pilot olarak 3 ilde (Ankara, İstanbul ve İzmir), 30 doktorun hastası ile yola çıkılarak uygulanmaya başlanan proje 30 Eylül 2009 tarihinde Türkiye geneline yayıldı.

Mavi Bisiklet

ROCHE

Roche Türkiye, 2006 yılından bu yana, Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı onayı ve Türkiye Bisiklet Federasyonu işbirliği ile “Mavi Bisiklet, Kanserde Erken Tanı İçin Yol Açık” kampanyasını gerçekleştiriyor. Kampanya sayesinde altı yılda beş coğrafi bölge ve 27 ilde, 10 binin üzerinde kişi, Türkiye A Milli Takım bisikletçilerinin yanında pedal çevirerek kanserle mücadeleye katıldı. 2 bin 500’ün üzerinde vatandaş ise yerel seminerler ile kanserde erken tanının önemi konusunda bilgi sahibi oldu.

FİYONK Projesi

NOVARTIS

“Fiyonk Projesi”, meme kanseri alanında çalışan hekimler ve meme kanseri tanısı almış hastalarla yapılan görüşmelerden hareketle ortaya çıkan bir rehberlik projesi. Hasta-hekim iletişimini güçlendirmek amacıyla hayata geçirilen Fiyonk Projesi kapsamında meme kanseri ile ilgili çalışan hekimlere interaktif toplantılar düzenleniyor.


Microsoft, Türkiye’deki bilgisayar okuryazarlığı oranın artması ve bilişim teknolojilerinin sosyal imkânları kısıtlı gençler tarafından da kullanılabilmesi amacıyla “Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor” projesini başlattı. Çok sayıda sivil toplum kuruluşunun paydaş olarak yer aldığı projede bugüne kadar 78 ilde 152 bin kişiye ulaştı. Gönüllü eğitmenler tarafından vatandaşlara güvenli internet kullanımı, bilgisayar okuryazarlığı gibi eğitimlerin verildiği proje kapsamında 1200 eğitmen farklı alanlarda eğitimler verdi ve proje için 25 bilişim akademisi açıldı. Bilgi ve iletişim teknolojileri konusunda gençlerin kapasitelerinin geliştirilmesine yönelik olarak Habitat Kalkınma ve Yönetişim Derneği, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ve Microsoft ortaklığında 2005 yılında geliştirilen “Bilenler Bilmeyenlere Bilgisayar Öğretiyor’ projesi, 2009 yılında Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı’nın da ortaklığı ile daha da güçlendi.

Gelecekle Buluşma
MICROSOFT

Microsoft Türkiye, 2012′de başlayan “Gelecekle Buluşma” toplantılarıyla 1 milyon KOBİ’ye ulaşmayı hedefliyor. Bugüne kadar 10 ilde 2 bin 500′den fazla KOBİ’ye ulaşan projede katılımcılarla bilişimin gücünden nasıl daha fazla yararlanabilecekleri, teknolojinin firma yönetiminde kendilerine nasıl yardımcı olabileceği ve teknoloji yatırımlarıyla maliyetlerin nasıl azaltılabileceğine dair bilgi paylaşılıyor.
Açık Akademi
MICROSOFT
Türkiye’nin ilk ve tek herkese açık, ücretsiz uygulama geliştirme yazılım okulu olan Açık Akademi, Ocak 2012’den beri 120 binden fazla öğrenciye ulaşarak yoğun bir ilgiyle karşılandı. Türkiye’nin genç ve dinamik bilişim kullanıcılarını, uygulama geliştirici olmaya yönlendiren projeden 2 bin 600 öğrenci mezun olurken yaklaşık 205 bin saat eğitim verildi ve 800′e yakın uygulama yazıldı.

Lastiklerde doğru hava basıncı
MICHELIN

Dünyanın en büyük lastik üreticilerinden biri olan Michelin, “Lastiklerde doğru hava basıncı” aktiviteleriyle sürücüleri lastiklerde düşük hava basıncının trafikte yarattığı tehlikelere karşı bilinçlendirmek için yola çıktı. Trafik kazalarını azaltmak ve önlemek amacıyla 2004 yılında başlayan aktiviteler, 2013′te de devam edecek. İstanbul, Ankara ve İzmir ve Bursa’da düzenlenen etkinliklerde, karayolu hareketliliğinin daha güvenli ve ekonomik hale getirilmesi için lastiklerin rolüne dikkat çekiliyor. Sekiz yılda 25 bin 500′den fazla aracın lastik basınçlarını kontrol ettiklerini belirten Michelin yetkilileri, kontrol edilen her 10 araçtan üçünün tehlikeli boyutta düşük hava basıncı seviyesinde olduğuna dikkat çekerken araçların yüzde 58′inin lastiklerinin hava basıncının düşük olduğunu tespit ettiklerini ifade ediyor. Yapılan kontrollerde sürücüleri lastiklerdeki düşük hava basıncının sonuçları konusunda uyaran Michelin uzmanları, basıncın düşük olmasının lastiğin esnekliğinin dolayısıyla yol tutuşunun azalmasına neden olduğu konusunda da sürücüleri uyarıyor.

İyi Dersler Şoför Amca
MICHELIN
Michelin’in trafikte ilkyardım, trafik güvenliği, trafikte iletişim ve davranış konularında servis şoförlerine verdiği eğitimler 2012′de başladı. 1500′e yakın servis şoförüne ulaşılan proje, daha fazla servis şoförüne ulaşmak amacıyla online platforma da kaydırıldı. İstanbul Umum Servis Aracı İşletmecileri Esnaf Odası (İSAROD) işbirliğiyle hayata geçirilen “Online Eğitim Odası” ile 2013 yılında 7 binden fazla servis şoförüne ulaşılması hedefleniyor.


Schwarzkopf Akademi
TÜRK HENKEL

Schwarzkopf Professional ürünlerinin doğru ve en üstün performansı sağlayacak şekilde kullanılması için 1993 yılında kurulan Schwarzkopf Akademi, zaman içinde sektörü ve çalışanlarını daha da ileriye götürecek eğitimler içeren bir yapıya büründü. Her yıl 2 bin 300 ilâ 2 bin 500 profesyonelin katıldığı eğitimlerin içeriği geliştirilerek kuaförlerin işini geliştirmesi için ihtiyaç duyacağı pek çok konuyu da kapsar hale getirildi. Akademide kuaförlük eğitimi almış, mesleğini uygulamış ve Schwarzkopf eğitimlerinden geçerek teknik uzman kadrosuna alınmış eğitmenler ve onlara destek veren kuaförler görev alıyor. Ürünleri doğru kullanarak müşteri memnuniyetini sağlamak için kuaförlerin saçın yapısından başlamak üzere renk kombinasyonları, boyalı saçın bakımı, kesim, şekillendirme gibi teknik bilgilerle kuaförler destekleniyor. Ayrıca Schwarzkopf Akademi’de kuaförler, moda ve trendler ile bu trendlere uygun kesim ve renklendirme çalışmaları içeren eğitimler de alıyor.


Aile Akademisi
TEB

Türk Ekonomi Bankası (TEB) toplumun finansal okuryazarlık düzeyini yükseltmek ve tasarruf bilincini geliştirmek amacıyla Ekim 2012’de TEB Aile Akademisi’ni hayata geçirdi. TEB Bireysel ve Özel Bankacılık Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Mendi, TEB Aile Akademisi kapsamında TEB şubelerindeki bireysel portföy yöneticilerini Boğaziçi Üniversitesi sertifikalı altı aylık bir eğitim programına dahil ederek Aile Danışmanı olarak yetiştirdiklerini belirtiyor. TEB’de şubelerdeki eğitimlerin yanı sıra talep olduğu takdirde, istenilen kurum ve kuruluşlara özel, hedef kitleye yönelik Aile Akademisi eğitimleri de veriliyor. Gökhan Mendi, bunların yanı sıra Mayıs ayında Ankara’da ilk TEB Aile Akademisi Evi’ni açıldığını ekliyor. Şube içi eğitimlerin yanı online eğitimlerde http://www.teb.com.tr/bireysel/aile_akademisi/ adresinden tüketicilere sunuluyor. TEB Aile Akademisi kapsamında dijital mecradaki bir başka uygulama ise TEB Çocuk. TEB Çocuk ile çocuklar paraları tanıyor, paranın değerini, para kazanmayı ve biriktirmeyi öğreniyor. TEB Çocuk’a www.tebcocuk.com adresinden ve ücretsiz olarak AppStore’dan ulaşılıyor. Gökhan Mendi’nin verdiği bilgilere göre şubelerimizde, kurum ve kuruluşlarda verdiğimiz eğitimlerle 50 bini aşkın kişiye finansal okuryazarlık eğitimi verdik. 2013 yılı sonuna kadar ise 100 bin kişiye bire bir eğitim vermeyi hedefliyoruz.

Çevre Dostu Yaşam

TESCO KİPA

Tesco Kipa Çevre Dostu Yaşam Projesi ile tüketicileri bu konularda bilgi sahibi yapmayı, yeni geliştirilen ürünleriyle hem çevreye duyarlı hem de ekonomik alışveriş yapmalarını hedefliyor. Proje kapsamında bir internet sitesi hazırlandı. Sitede çevre dostu yaşam konusunda pratik önerilerde bulunuyor ve bilgiler veriliyor. Ayrıca, hipermarketlerde bulunan çevre dostu ürünler tüketicilerin kolayca bulabilmeleri için işaretlendi.

Eğiticilerin eğitimi
GÜBRETAŞ

Gübretaş’ın düzenlediği “Eğiticilerin Eğitimi” programı kapsamında bugüne kadar 8 bin uzmana eğitim verdi. Geçtiğimiz Ocak ayında Çankırı, Çorum, Kastamonu, Kırıkkale ve Ankara’da yapılan eğitimlere bine yakın tarım danışmanı ve ziraat mühendisi katıldı. Tam gün süren eğitim toplantılarında Gübretaş’ın uzman ziraat mühendisleri katılımcılara “Toprak Bilgisi ve Toprak Analizi Sonuçlarına Göre Gübreleme Programı Oluşturulması” ve “Bitki Besleme ve Gübreleme Teknikleri” konularını anlattı.

Anne Okulu
PHILIPS AVENT

2012 yılında başlayan Philips AVENT Anne Okulu projesinde ilk uzman olarak Ayşe Öner ile çalışıldı. Bu programda, doğum sonrası süreçte emzirme ile ilgili yapılması gerekenler, yaşanılan sıkıntıları aşmak için profesyonel öneriler, kullanılması gereken ürünler paylaşıldı. Anne Okulu’ndaki ana tema farklı konularda uzman isimleri anne, anne adayları ve babalarla buluşturarak bu süreçte ihtiyaçları olabilecek konulara yer vermek. Projenin ikinci fazında gerçekleştirilen eğitim programında, dünya çapında son derece önemli bir kariyere sahip olan Psikolog, Yazar ve Eğitim Uzmanı Aletha Solter, annelerle birlikte oldu. Anne Okulu’na 100′ün üzerinde anne ve anne adayı katıldı.

KOBİ Dönüşüm

HALKBANK

KOBİ’lerin sürdürülebilir kurumsal uygulamalarının gelişimine destek olunması amacıyla Halkbank KOBİ Dönüşüm projesini yarattı. KOBİ Dönüşüm programı kapsamında Bursa, Gaziantep ve Çorum illerinde düzenlenen konferanslara yaklaşık toplam bin KOBİ temsilcisi ve ilgililer katıldı. Söz konusu üç ilde 30 adet firmaya bir günlük ücretsiz işyeri durum tespit çalışmaları yapıldı ve iki adet KOBİ’ye yönelik bir yıl sürecek ücretsiz eğitim ve danışmanlık hizmetlerine başlandı.

Hijyen Eğitimi

SELPAK

2002 yılından beri ilköğretim çağındaki çocukları el hijyeninden tuvalet kağıdı kullanımına kadar bilgilendirerek çocuklara doğru kişisel hijyen alışkanlıkları kazandırmaya çalışan Selpak, Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte yürüttüğü bu platformda 60 ilde, 8 bin 2 okulda, altı milyonu aşkın öğrenciye kişisel hijyen eğitimi verdi.

Sağlığı Geliştiren Okullar Projesi
UNILEVER

“Sağlığı Geliştiren Okullar” projesinin amacı çocuklara sağlıklı bir çevrede daha sağlıklı yaşam tarzına uygun bilgi ve davranışları kazandırmak ve onların ileride kendi sağlıklarıyla ilgili doğru karar verebilme yeteneklerini güçlendirmek. 11 ilde gerçekleştirilmesi planlanan “Sağlığı Geliştiren Okullar” projesi Rize’deki Atatürk İlköğretim Okulu’nda başlamıştı.

Yol Arkadaşı
GOODYEAR

Goodyear, “Yol Arkadaşı” kamyon şoförleri için Nisan’da “Dünya’nın Yükünü Birlikte Çekiyoruz” sloganıyla başlattığı roadshowla 9 bin kamyon şoförüne ulaştı, 1250 şoföre sağlık kontrolü yaptı. Kısa sürede Türkiye’nin 34 ilini dolaşan roadshow ile toplam 10 bin km yol kat edildi.

Yola Sağlam Çık
BRISA

Brisa, Lassa markası ile “Yola Sağlam Çık” projesi kapsamında uzun yol şoförleriyle bir araya gelerek “sağlıkla ve güvenle” trafiğe çıkmalarını sağlamak amacını taşıyor. Proje kapsamında 63 gün boyunca 45’ten fazla noktayı ziyaret edecek olan Lassa “Yola Sağlam Çık” ekibi sağlıklı beslenmeden fiziksel egzersizlere kadar birçok konuda ağır vasıta ve uzun yol sürücülerini bilgilendiriyor.

“Yola Güvenli Çık, Yolun Hep Açık”

BRIDGESTONE

Bridgestone’un “Think Before You Drive” global kampanyasının Türkiye ayağını oluşturan “Yola Güvenli Çık, Yolun Hep Açık” kampanyası, sürücüleri trafikte alınacak basit önlemler hakkında bilgilendirerek bu konuda toplumsal bir bilinçlenme sağlamayı ve bu sayede ülkemizde yaşanan trafik kazalarını en aza indirmeyi hedefliyor.

KOBİ Akademi
TEB

TEB KOBİ Akademi, KOBİ’lerin işlerini geliştirmeye yönelik bilgi ihtiyacını karşılamak, KOBİ’lerin uzun vadede ulaşmak istedikleri hedeflere yönelik hazırlık yapmalarını sağlamak için özel olarak geliştirilmiş ve KOBİ’lerin ihtiyaç duydukları konularda uzmanları tarafından ücretsiz eğitim almalarına olanak sağlayan programlar bütünü bir proje. TEB KOBİ Akademi çatısı altında Kurumsal Gelişim Eğitimleri, Gelecek Stratejisi Konferansları, TEB Tarım Buluşmaları ve TEB Kamu Buluşmaları düzenleniyor. TEB KOBİ Akademi çatısı altında bugüne kadar 39 ilde 68 etkinlik düzenlendi ve 19 binden fazla iş insanına ulaşıldı.
KOBİ TV
TEB
İnternet üzerinden yayın yapan sitede yeni iş fırsatlarından pazarlama ve satış bilgilerine, banka kredisinden KOSGEB desteklerine, dış ticaret için yurtdışı pazarlarından fuar haberlerine, yeni Türk Ticaret Kanunu ile vergi mevzuatı değişikliklerine ve inovasyondan teknogirişim girişimciliğe kadar pek çok konuda bilgilendirici binlerce video bulunuyor.

Melek Yatırım Platformu
TEB

Melek yatırım yapmak isteyen, varlık sahibi, yenilikçi, farklı alternatifleri yatırım alanında değerlendirmeye açık, vizyoner bireyleri girişimlerle bir araya getirmeyi amaçlayan bir platform. TEB Özel Melek Yatırım Platformu sadece yurtiçinde değil, yurtdışında melek yatırım statüsünde yatırım yapılabilecek projeleri de müşterilerinin görüşüne sunuyor ve tecrübeli melek yatırımcılar ile tanışıp deneyimlerini paylaşabilecekleri bir platform yaratıyor.

Forex Eğitimleri

İNTEGRAL MENKUL DEĞERLER

Her gün online olarak katılımlara açık olan Forex Eğitimleri forex analizleri, ekonomik gelişmelerin yorumlanması, işlem platformu ve kârı maksimize etmek adına verilecek işlem taktiklerinden oluşan konu ile ilgili soruların anlık olarak cevaplanabildiği kapsamlı eğitim online programı.

Ulusal Eczane Akademisi
PFIZER

Eczacıların mesleki gelişimlerine katkıda bulunmayı hedefleyen toplantıların ilki İstanbul, Kocaeli, Mersin, Adana, İzmir, Balıkesir, Uşak, Ankara, Konya, Samsun, Tokat, Kayseri ve Hatay gibi 24 farklı ilden yaklaşık 100 kadar eczacının katılımıyla gerçekleşti. İlk kez bu yıl düzenlenen Ulusal Eczane Akademisi toplantıları daha önce Pfizer Eczane takımı tarafından bölgesel olarak düzenlenirken, toplantıların artık ulusal çapta ve daha geniş kapsamlı olması hedefleniyor.

Hedef 20 Bin Kadın
DOĞUŞ GRUBU

Toplumda önemli bir yere sahip olan kadınların aile ekonomisinde söz sahibi olmak üzere bilinçlenmesi ve paranın idaresi için finansal okuryazar olabilmesi için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İSMEK, Doğuş Grubu ve Para Durumu işbirliğinde başlatılan proje kapsamında 2013 yılında İSMEK’li 20 bin kadın kursiyerin finansal okuryazar olması amacıyla seminerler düzenleniyor.



http://satiskocum.blogspot.com.tr

Proudly Powered by Blogger.