28 Ocak 2014 Salı

Halkla İlişkiler Eğitimi ve Halkla İlişkiler Uzmanının Nitelikleri

by karamanni  |  in halkla at  09:03:00
Uygulama alanının, medya ile ilişkilerden, sergi-fuar düzenlemeye, konuşma metni hazırlamaktan, endüstriyel ilişkileri geliştirmeye, çalışanlarla iletişimi güçlendirmeye, lobi faaliyetlerini gerçekleştirmeye kadar çok geniş yelpazeyi içermesi, halkla ilişkiler eğitiminin kapsamlı olmasını da zorunlu kılmaktadır. Kısacası halkla ilişkiler iletişimin her yönüyle ilgilidir.
Yaklaşık 85 yıl önce halkla ilişkiler eğitimini başlatan kişi olan Edward Bernays'a göre, halkla ilişkiler danışmanı, hedef kitlelerin düşüncelerini, görüşlerini, davranışını anlamalı ve bunlardan müşterisini haberdar etmeli, aynı biçimde müşterisinin de düşüncelerini, benimsediği ilkeleri, halkın anlamasını sağlamalıdır. Bernays, halkla ilişkiler uzmanının görevinin, gazetelere haber sağlayan basın ajanından farklı olduğunu belirtmekte, yeni arayış ve yaklaşımlarla kamuoyunun ilgisini çekecek konular yaratılması gerektiğini ileri sürerek hedef kitlenin dikkatinin çekilmesine vurgu yapmaktadır. Halkla ilişkiler alanında çalışacak olan kişiler, yukarıda da değinildiği gibi, akademik eğitim yanında, sınavla ölçülmesi zor ama uygulamada gerekli olan sağduyu genişliği, örgütlenme, eleştiri ve tarafsız olabilme, empati kurabilme yeteneğine sahip olmalıdır. Soğukkanlı olabilmek, ayrıntıları görebilmek, gerekli olduğunda saat sınırı olmadan çalışabilmek, mizah duygusu, yaratıcılık ve esneklik, aynı anda pek çok sorunla uğraşabilmek ve sorun çözme yeteneği gibi diğer bireysel beceriler de halkla ilişkiler alanında çalışacak olanların sahip olması gereken diğer özelliklerdir. Başarılı bir halkla ilişkiler uzmanı olmak ise, ancak kişisel özellikler ile sözlü, sözsüz, yazılı ve kitle iletişim alanındaki kurumsal bilginin birbirini beslemesiyle olanaklıdır. Yazılı ve sözlü iletişimde kullanılan sözcükler karşılıklı anlayışın sağlanmasında çok önemlidir. Ayrıca kullandığı dilin özelliklerinin çok iyi bilinmesi halkla ilişkilerde başarıyı artırır.
Yapılan son araştırmalara göre, ABD’de en büyük 1500 kuruluşun % 85’inin halkla ilişkiler birimi vardır. 1983 yılında IABC (International Association of Business Communicators) tarafından yapılan bir diğer araştırmaya göre ise; üyelerinin yaklaşık % 50’si işletmelerde, % 10’u da kâr amacı gütmeyen kuruluşlarda görev yapmaktadır. PRSA’nın (Amerikan Halkla İlişkiler Derneği) raporlarına göre de üyelerinin % 45’i kâr amaçlı kuruluşlarda halkla ilişkiler görevini yerine getirirken, üyelerin % 25’i halkla ilişkiler danışman ajanslarında, geriye kalan % 30 ise dernekler, eğitim kurumlan, hükümet ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlarda çalışmaktadır (Ault, 1990, 65).
Kurumsal düzeyde giderek yönetim fonksiyonu haline gelen, pazarlama iletişimi içinde önemli bir işlev üstlenen disiplinlerarası olgu olarak halkla ilişkiler, bireysel düzeyde iletişim, işletme, yönetim teori ve teknikleri hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirmektedir. Günümüzde halkla ilişkilerin tutundurma faaliyetleri (promosyon karması) içinde algılanması, yönetim felsefesini etkileme gücü, iletişimin vazgeçilmezliği, halkla ilişkiler eğitiminin önemini ortaya koymaktadır.
Halkla ilişkiler eğitimi haber bülteni yazmak, işletme ve sosyal bilimler alanında eğitim ve deneyime sahip olmak gibi eğitimsel niteliklerin yanında dışa dönük kişilik, liderlik gibi kişisel becerilerin de geliştirilmesini sağlamalıdır. Çünkü bir halkla ilişkiler uzmanının başarıyı yakalayabilmesi için, stratejik düşünebilmesi, araştırmalardan ve psikolojik verilerden yararlanması, organizasyon yeteneği olması, ekip ruhu içinde çalışabilmesi yönetim yeteneği olması, toplumsal davranış kurallarını içselleştirmiş olması, karşılaşılan sorunlara soğukkanlılıkla çözüm üretebilmesi, günceli takip etmesi ve hedef kitlenin birer olarak beklentilerine kulak vermesi gereklidir. Ancak geniş bir bilgi birikimi ve beceriyi zorunlu kılan halkla ilişkiler alanında başarılı olabilmek için, iletişim yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmak yanında, yönetim, organizasyon yeteneği, dürüstlük ve hepsinin üzerinde güçlü bir kişilik ve liderlik özelliklerine sahip olmak gerekmektedir. Ayrıca iyi bir halkla ilişkiler uzmanı dış görüntüsüne önem vermeli, insanları sevmeli, güleryüzlü ve sabırlı olmalı, görgü kurallarını bilmeli, esnek, hayal gücü ve yaratıcılık yönü olan, örgütlenmeyi bilen, dürüst, güvenilir, farklı yabancı dil bilen kişi olmalıdır.

Halkla ilişkiler alanında çalışanların gündemi, sosyo-ekonomik gelişmeleri takip etmeleri olası gelişmeleri öngörebilmeleri açısından da büyük önem taşımaktadır. Çünkü faaliyet alanı toplum olan halkla ilişkiler uzmanları bir halkla ilişkiler duayeni olan Bernays'a göre, çalışma sahası; kamuoyu, kitabı ise; gazeteler, dergiler, yayınlanan makaleler, reklamlar, sokaklardaki billboardlar, yasama organı tarafından dağıtılan konuşma metinleri, kalabalık ortamlarda konuşulanlar ve tiyatrolarda dile getirilenlerden oluşan bir öğrencidir.


www.anadolu.edu.tr


24 Ocak 2014 Cuma

Değişen İletişim ve Halkla İlişkiler

by karamanni  |  in halkla at  11:59:00

      İnsanlık tarihi kadar eski olan ve diğerlerini etkileme çabası olan halkla ilişkiler, iletişim ile varlık kazanmaktadır. Bu nedenle amaçlarına ulaşabilmek için de her türlü iletişim araç ve yönteminden etkili biçimde yararlanması son derece olağandır. Halkla ilişkilerin tarihsel gelişim sürecinde görüldüğü gibi krallar, din bilginleri kamuoyunu etkilemek, iktidarlarını hissettirmek ya da kamuoyunun desteğini almak için iletişimi yönetiyorlardı. O yıllarda meydanlarda verilen söylevler, kamuoyuna ulaşabilmenin en etkili yöntemiydi ve hitabet en temel iletişim biçimiydi. Daha sonraları ise, broşürler ve mektuplar kamuoyu ile iletişim kurmanın diğer yöntemleri haline geldiler, Radyonun insanın yaşantısına girmesiyle birlikte radyo geniş kitlelere ulaşabilmek için önemli bir kitle iletişim aracı işlevi gördü. Televizyonun yaşantımıza dahil olmasıyla ise ses, görüntü ve hareketin buluştuğu ekranlar kamuoyu (ve/veya hedef kitle) ile iletişim için en önemli iletişim kanalı oldu. Halkla ilişkilerin uygulanabilirliğinin ve başarısının iletişimin başarısına bağlı olması nedeniyle iletişim alanındaki her türlü değişimi ve gelişmeyi yakından izlediği söylenebilir. Gerçektende telgraftan başlayarak günümüze kadar radyo, televizyon, telefon, bilgisayar, internet gibi iletişim teknolojisindeki her türlü gelişmeden yararlanan halkla ilişkiler, sosyal medyayı da bu kapsamın dışında bırakmadı.

Mark Zuckerberk ve arkadaşları üniversite öğrencileri iletişim ağı oluşturmak amacıyla Facebook’u yarattıklarında birkaç yıl içinde 900 milyon kullanıcıya ulaşacağını hayal etmişler miydi, bilinmez ama bugün facebook, sadece kişilerarası değil, kurumlarında hedef kitleleriyle iletişimlerinde önemli bir halkla ilişkiler kanalı haline gelmiştir. İnternetin sunduğu iletişim olanaklarıyla başlayan yeni dönemde sosyal medya da diğer tüm iletişim araç ve yöntemleri gibi halkla ilişkiler araç ve yöntemi haline gelmiştir.
Safko ve Brake’e göre sosyal medya için anahtar sözcük işbirliği olup, sosyal medya ekosistemi içerisinde onbeş temel kategoriden söz edilmektedir. Sosyal medyanın işbirliği ve katılımcılık özellikleri, açık yönetim ve demokratik anlayışı benimseyen kurumların iki yönlü simetrik halkla ilişkler uygulamalarıyla örtüşmektedir. Rekabet, kurum ve hedef kitleleri arasındaki karşılıklı iletişimi, etkileşimi zorunlu hale getirmiş, tam da bu noktada sosyal medya devreye girmiştir. Giderek tüketicilerin üretim sürecine katılmaları biçimine dönüşen katılımcı yaklaşım ile sosyal medyanın doğası ise uyum sağlamıştır.
Günümüzde özellikle, 12-17 yaşları arasındaki kuşağın %93’ünün online mecra ile ilişkide olduğu hatta %63’ünün her gün online olduğu göz önünde bulundurulduğunda, online mecranın hedef kitleye erişim gücü tartışılamaz.
İletişimin stratejik olarak yönetilmesi olarak tanımlanan halkla ilişkilerin gerçekleşebilmesi daha önce de sözü edildiği gibi iletişimin varlığına bağlıdır. Bu nedenle iletişim alanındaki her türlü gelişme halkla ilişkileri etkilemektedir. İki yönlülük, etkileşim, katılım, hız gibi kavramların halkla ilişkiler açısından önemi sosyal medya ve halkla ilişkiler arasındaki ilişkiyi belirlemektedir. Sosyal medya kanalıyla, insanlar hiç karşılaşmadıkları kişilerle arkadaşlıklar kurabiliyor, attıkları twitlerle dünyanın her yerinden milyonlarca kişiye aynı anda seslerini duyurabiliyor, üretim sürecine katılan tüketiciler doğuyor, işbirlikleri artıyor, herkes kendi gazetesini yayınlanabiliyor, eşik bekçilerini aşmak, ünlü olmak kolaylaşıyor ve maliyetler düşüyor. İnternetle başlayan, sosyal medya ile hızına bile yetişilemeyen dönüşüm, web 2.0, pazarlama 3.0, online halkla ilişkiler, online itibar yönetimi, sosyal medya pazarlaması, gibi yeni kavramların doğmasına da neden oldu. Safko ve Brake göre bireylerin iletişim, işbirliği, eğitim ve eğlence olmak üzere dört temel nedenle ilişkide bulunduğu sosyal medya kategorileri (Safko, Brake 2010, s. 25-32);
Facebook, mySpace, LinkedIn gibi Sosyal ağ siteleri,
İçerik Üretme Siteleri (blog, ağ günlükleri )
Fotoğraf Paylaşım Siteleri (Flicker)
Ses Paylaşım Siteleri (Podcast)
Video Paylaşım Siteleri (You Tube)
Microbloglama (Twitter)
Kişisel Y ayınlar (Ubroadcast, NowLive)
Sanal Dünyalar (Second life)
Sanal Oyun Ortamları
İçerik Takip Etme Araçları (feedly, reader gibi özellikle hedef kitlenin görüşlerini anlamak için uygun sitelerdir.)
RSS (bilgilerin otomatik olarak ulaştırılması)
Araştırma (googling gibi araştırma ile eş anlamlı sözcüklerin doğmasına neden olmuştur.)
Mobil araçlar yoluyla erişilebilen her türlü sosyal medyayı içeren uygulamaları ve
Skype, Ichat gibi kişiler arası iletişim için yararlanılan yöntemler olarak sıralanmaktadır.
Tabii ki halkla ilişkiler iletişim teknolojisindeki her yenilikten yararlandığı gibi sosyal medyanın sunduğu olanaklardan da yararlanmaktadır. Zira, bir facebook üyesinin, hobileri, demografik özellikleri ve iletişim bilgileri gibi pek çok bilgiye erişimin kolaylaşması, pazarlama, halkla ilişkiler, reklam gibi disiplinlerin üzerinde etkili olmaktadır. Örneğin, facebook sayfasında yer alan kişisel bilgiler reklam içeriklerini belirlemekte, hedef kitle ile interaktif iletişim mümkün hale gelmektedir. Oyunlar ise ürün yerleştirme gibi marka konumlandırma ve imaj transferi gibi halkla ilişkiler yöntemlerinin de devreye girdiği iletişim ortamları haline gelmektedir. Facebook gibi sosyal ağlar sayesinde ürün ya da markalar takipçiler yaratmakta, mesajlar üye/arkadaş olanlara ulaştırılmakta, marka farkındalığı ya da marka bağlılığına katkıda bulunmaktadır. Twitter’dan ise yine aynı amaçlar için yararlanılmaktadır. Markayı beğenenler (like edenler) adına kurumlar sosyal sorumluluk projelerine destek vermekte, çalışanların birbirleriyle karşılaştıkları hatta işbirliği yapmaları amacıyla yarattıkları sanal dünyalardan bazen eğitim amacıyla bile yararlanılmaktadır. Mobil ortamların iletişimi günün her anında olanaklı kılması, tüketici, çalışan ya da diğer hedef kitlelerin marka ile etkileşimde olduğu hissini vermesi sosyal medyanın hedef kitlelerle iletişim açısından en önemli avantajlarıdır.
İletişimde yaşanan teknolojik gelişmelerle halkla ilişkiler, hedef kitleleriyle meydanlarda etkilemeye çalışan hatipleri, televizyon ekranlarındaki tartışma programlarına taşımıştır. Günümüzde ise kurumlar web sayfaları, kurumsal bloglar yanında internete yüklenen fotoğraflar, videolar ve filmlerle hatta yaratılan sanal dünyalar ve oyunlarla hedef kitleleriyle iletişim kurabilmektedir. Tabii ki sosyal medyanın sunduğu bu olanaklar, halkla ilişkiler uygulamalarında değişime neden olmaktadır. Halkla ilişkilerin görevleri arasında yer alan kurumun çevreye uyumunu sağlamak, halkla ilişkiler ve iletişim teknolojilerinde yaşanan değişim arasındaki ilişkinin önemini daha da arttırmaktadır. Aynı biçimde yoğun rekabet ve ileti bolluğu, farkındalık yaratmayı güçleştirmiş, geleneksel uygulamalara gerilla halkla ilişkiler anlayışı eklenmiştir.
Nitekim 12 Ağustos 1976 tarihinde Boston VII. Halka İlişkiler Dünya Konferansı'nda, halkla ilişkiler’de basın ajansı faaliyetlerinin yeni sosyal şartlar ve değişimler karşısında yetersiz kaldığı ve yoğun iletişimin yaşandığı çağımızda, başarı için daha kapsamlı uygulamalara gerek duyulduğu dile getirilerek, halkla ilişkilerin yaşanan değişime uymak zorunda olduğu ifade edilmiştir.

Örneğin Michael Levine’nin gerilla halkla ilişkiler kavramı ile Jay Conrad Levinson’un gerilla tanıtım ve gerilla yaratıcılık kavramları halkla ilişkiler dünyasına hızın ve yaratıcı yaklaşımın yeni adı olarak yerleşti. Sosyal medyanın yaygınlaşması, halkla ilişkiler araç ve yöntemlerine dahil olması da halkla ilişkiler alanında değişime neden olmuş, interaktivite ve iletişimde hız, artık hedef kitlenin doğal beklentileri arasında girmiştir. Yine iletişimde hızın saliselere inmesi krizlerin çıkmasını ve yayılmasını kolaylaştırmakta bu durum ise halkla ilişkileri 7x24 aktif hale getirmektedir. Bir haberin yayılması için telgraf döneminde geçen süre ile twitter’dan duyurulması arasında geçen süre arasındaki fark halkla ilişkiler uygulamalarının dönüşümünü anlatmak için yeterlidir.

www.anadolu.edu.tr

Halkla İlişkiler ve Bazı İletişim Kuramları

by karamanni  |  in halkla at  11:57:00

     Kuramsal bilginin uygulama ile buluşması ve uygulamanın bir temelinin olması ancak halkla ilişkiler alanında çalışanların iletişimi etkili biçimde kullanabilmeleriyle olanaklıdır. Bu nedenle halkla ilişkiler alanında çalışanların hedef kitlede tutum ve davranış değişikliği yaratabilmek ya da mevcut tutumları ve davranışları pekiştirebilmek için ikna kuramları hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir. Halkla ilişkiler faaliyetlerinin tamamlanması, planlanması ve uygulanmasında iletişim kuramlarının etkisi büyüktür. Ayrıca halkla ilişkiler faaliyetleri büyük ölçüde kitle ileşitim araçlarını kullanarak hedef kitleyi ikna etmeye çalışmaktadır. Çünkü her kurum ister özel isterse kamu kurumu olsun, kamuoyunda tanınmalı, toplumsal saygınlığı sağlamalı, inanılır ve güvenilir olmak için kitle iletişim araçlarını kullanmak zorundadır.

Halkla ilişkiler kampanyalarında hedef kitle ile iletişimde çoğu zaman kanal görevi gören kamuoyu önderleri ve medya arasındaki ilişki, Sihirli Mermi Kuramı, İki Aşamalı Akış Kuramı, Fikir Grupları Teorisi ve Diffusion/ Yayılma Kuramlarını akla getirmektedir (Wilcox ve Nolte, 2003, 140-146).
Kitle iletişim araçları ve kamuoyu önderlerinin hedef kitle üzerinde etkisi üzerinde duran iletişim kuramları, halkla ilişkiler kampanyalarında pratiğe dönüşmekte ve kampanyanın amacına uygun biçimde kullanılmaktadır.

Sihirli Mermi Kuramı
Bu kurama göre tasarlanan iletiler kitle iletişim araçlarıyla kamuoyuna ulaştırılacak ve böylece ikna süreci başlamış olacaktır. Bu kurama göre, hedef kitleye düşünce kalıpları, tutumları, hiç dirençle karşılaşılmadan oluşturulabilinir. Her iletinin sorgulanmadan alınacağı esasına dayanması, kuramın eleştirilebilir noktasıdır.

İki Aşamalı Akış Kuram
Kamuoyu önderlerinin medyadan aldıkları bilgileri analiz ederek ve yorumlayarak vardıkları sonuçları çevrelerindeki kişilerle paylaşmaları sonucunda görüş ve düşünceler benimsenmekte ve yayılmaktadır. Bu kurama göre, kitle iletişim araçlarının etkisi, kişisel etkileşime göre daha azdır ve kanaat önderlerinin iletişimin amacına ulaşmasında etkili olduğudur. Bu kuramın uygulamada en önemli sakıncası ise düzenli, sürekli ve belirlenmiş kamuoyu önder grubun varlığından söz edilememesidir. Ancak her iletişim stratejisi için mutlaka paydaş haline gelecek kamuoyu önderlerinin olabileceği göz önünde bulundurulursa kamuoyu önderlerinin (kamuoyu önderleri söyledikleri ile diğer kişiler üzerinde etkili olacak kişilerdir, örn; sanatçı, siyasi liderler, sporcular, öğretmenler v.b) halkla ilişkiler kampanyaları açısından önemi tartışılamaz. Dolayısıyla iki aşamalı akış kuramı, halkla ilişkiler uygulamalarında oldukça önemli bir işleve sahiptir.
Fikir Grupları Kuramı
Oldukça kabul gören bu kurama göre; kamuoyu önderlerinin etkisi kabul edilmekle birlikte, kamuoyu üzerindeki tek etkili kişi ya da gruplar olarak düşünülmemelidir. İlgi alanları benzer olan kişilerin ortak karara varmaları ile çoğunluğa/gruba uyma eğiliminin diğerlerinin de görüşlerini etkileyeceği temeline dayanır. Bir başka deyişle fikir grupları kuramı, çoğunluk tarafından kabul edilen görüşlere diğer kişilerin de katılmaları esasına dayanmaktadır.

Difüzyon (Diffusion) Kuramı 
Stanford Üniversitesi İletişim Aratırmalan Enstitüsü Profesörlerinden Everett M.Rogers’ın, yeni bir fikrin kabul edilme sürecini açıklayan kuram 5 adımdan oluşmaktadır (Wilcox ve Nolte, 1990, 30).
Farkındalıkyaratılması, ana fikrin farkına varılması,
İlgi Uyandırılması; daha fazla bilgiye gereksinim duyulması,
Paylaşma; edinilen bilgilerin diğer insanlarla paylaşılması,
Değerlendirme; kişinin, düşüncelerin kendi görüşleri olup olmadığını farkına varması,
Uyum; edinilen bilgilerin davranış biçimine dönüştürülmesi süreci.
Özetle Difüzyon kuramı, farkındalık yaratılması, dikkat çekilen konunun diğer insanlarla paylaşılması ve davranış biçimine dönüşmesi açısından halkla ilişkiler uygulamaları ile ilgilidir. Çünkü bu kuram, önce dikkatlerin bir konuya çekilmesi ve ilgi duyulmasının sağlanması, sonra paylaşılan bilgilerin fark edilmesi ve edinilen bilgilerin yaşamda yer bulması temeline dayanır. Özellikle publicity (duyuru) modelinin herhangi bir konunun popüler hale getirilmesi yaklaşımıyla, diffüzyon kuramının örtüştüğü söylenebilir.

Gündem Oluşturma (Ajanda Setting) Kuramı
Son zamanlarda medyanın kamuoyu üzerindeki etkilerini tartışan Gündem Oluşturma medyanın kamuoyuna ne düşüneceğini değilse bile ne hakkında düşünmesi konusunda yönlendirdiği varsayımına dayanmaktadır. İletişim ve siyaset bilimi açısından çok önemli bir kavram olan kamuoyu “kamu” ve “oy” sözcüklerinin bileşiminden oluşmakta anlam olarak da “bir kurum çevresinde oluşan ya da ondan etkilenen, hizmet alan topluluk” olarak bilinmektedir. En genel anlamda ise kamuoyu, kamu çıkarlarını ilgilendiren bir konuda veya konular hakkında halkın kanaat ve görüşlerinin toplamı olarak tanımlanabilir. Kamuoyunun oluşmasında bireylerin kişisel deneyimleri, kitle iletişim araçları, baskı grupları, siyasal partiler ve hükümet etkilidir. Ancak günümüzde medya en önemli kamuoyu oluşturma aracı olarak görülmektedir. Örneğin bir konuda sorunu gündeme taşımak, konu hakkında kamuoyunun dikkatini çekmek için medya önemli görevleri üstlenebilir. Gündem oluşturma, kitle iletişim araçlarında yer alan haberlerin, bireylerin neyi, nasıl düşüneceğini, ne ile ilgileneceğini biçimlendirmektedir. Haberin yayılması ile doğrudan ilişkili olan gündem oluşturma, medyada bireylerin neyi önemli buldukları ve hangi bilgi ve haberlerin dikkat çektiğini irdeler. Bu nedenle bireylerin dünyayı algılama biçimleri ve yaşam tarzlarının oluşumunda medya doğrudan etkilidir. Günlük yaşamda da kanıtlanması mümkün olan bu varsayım aslında kamouyunun gündemini medyanın oluşturduğu esasına dayanmaktadır. Kuramın halkla ilişkiler açısından önemi ise, medyanın halkla ilişkiler uygulamalarında önemli bir iletişim kanalı olmasının yanı sıra medyada yer alan haberlerin büyük bir bölümünün halkla ilişkiler kaynaklı olmasındandır. Çünkü medyada yer alan haberlerin büyük bir bölümü kuramlardan medyaya akan haberlerle belirlenmektedir.



Özet olarak yukarıda sözü edilen kuramlar hakkındaki bilgi, halkla ilişkiler uygulamalarında hedef kitlelerle iletişimin yönetim süreci hakkında önemli rehber niteliğindedir. Tabii ki kullanılacak olan iletişim araç ve yöntemleri, hedef kitlenin özellikleri ve kampanyanın amaçları kuramların kullanılması açısından belirleyici niteliğe sahiptir. İletişim araç ve yöntemlerine yenilerinin eklenmesi bir başka deyişle iletişimin değişen yapısı, halkla ilişkiler uygulamalarında da bu alandaki yeniliklerin takip edilmesini gerektirmektedir. Yani değişen iletişim anlayışı, halkla ilişkiler uygulamalarında yöntemler açısından değişikliğe neden olmaktadır.



www.anadolu.edu.tr

Halkla İlişkiler Bağlamında Proaktif ve Reaktif İletişim

by karamanni  |  in halkla at  11:50:00
İşletmelerde çalışan kişilerin hedefi, ortaya çıkarılan ürün ya da hizmeti kullanan kişilerin güven ve memnuniyetini sağlamaya yönelik çalışırlar. Bu nedenle hedef kitlede oluşacak imaj için yapılan çalışmaların tesadüfi değil, etkin halkla ilişkiler faaliyetleri ile bilinçli olarak yapılması gerekir. Bunun için yapılan halkla ilişkiler faaliyetlerinin yürütülmesinde fırsat yaratmaya yönelik olarak proaktif ya da tepkisel olarak reaktif bir yol izlenebilir. Kurumların çevresindeki insanlarda oluşacak imajın tesadüflere bırakılmaması, bilinçli biçimde oluşturulması, halkla ilişkilerin en önemli görevlerinden biridir.
Bir kurumun iletişiminin sürekliliği ve planlı olmasının gerekliliği nedeniyle proaktif iletişimin, beklenmeyen olaylarla başa çıkabilme becerisinin geliştirilmesi için ise reaktif iletişimin gücünden yararlanılmalıdır. Bu bağlamda bir kurumun sorun çözmekten çok fırsat yaratmaya yönelik olan çabaları proaktif halkla ilişkiler, karşı karşıya kaldığı olumsuzluklara karşı geliştirdiği halkla ilişkiler çabaları ise, reaktif halkla ilişkiler olarak tanımlanmaktadır.

Proaktif iletişimin öngörme özelliği zaten halkla ilişkilerin stratejik ve planlı olma özelliği ile örtüşmektedir. Bu yaklaşım iletişimcileri kuruluşun hedef ve önceliklerini bilmenin zorunluluğunu hissettirirken, tepe yönetimin desteğini almaları konusunada katkıda bulunmaktadır. Proaktif iletişimin yönetime sağladığı avantajlardan bazıları şunlardır; Proaktif iletişim, neyin ters gittiğini ya da bir şeyin neden yapıldığını açıklamak yerine, önceden planlanmış bir sürecin uygulanmasıdır. Ancak proaktif İletişimci her zaman sürprizler, krizler ve beklenmedik olaylarla karşılaşılabileceği gerçeğinden hareketle reaktif iletişimin önemini göz ardı etmemelidir.

Türkiye’de Halkla İlişkilerin Gelişimi

by karamanni  |  in halkla at  11:46:00
      
      Ülkemizde halkla ilişkilerin profesyonelleşme süreci 1960’lı yıllardan itibaren öncelikle kamu kuramlarında başlamaktadır. Kamu kuruluşlarının halkla ilişkiler çalışmaları “basın büroları” kurulmasıyla ortaya çıkmıştır. Ancak bu yıllardan önce de, halkla ilişkiler benzeri çalışmaların yapıldığı görülmektedir. Yöneticilerin halkla iyi diyalog kurma çabaları, sorunlarına çözüm bulma arayışları, görüşlerini benimsetme çalışmaları eski Türk devletlerinde, Selçuklu ile Osmanlı dönemlerinde ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında hep var olmuştur.
Osmanlı Devleti’nde halkla ilişkiler sayılabilecek bir çok uygulamadan söz edilebilir. Halka açık divan toplantıları, camilerde yapılan duyurular, padişahın kıyafet değiştirerek (tebdil-i kıyafet) halkın arasına girmesi ve sorunları öğrenmeye çalışması, ayanlık kurumu o günün şartları içerisinde halkla ilişkiler uygulamaları olarak görülmektedir (Kazancı, 2006: 7-14). Ancak bu uygulamalar, sistemli ve sürekli değildir. Bir ölçüde yöneticinin tercihine bırakılmıştır. Örneğin, bir padişah kıyafet değiştirerek halkın arasına girerken, diğeri böyle bir uygulama yapmak zorunda değildir. Halkla ilişkilerin profesyonel olması için, sistemlilik ve süreklilik gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında Kazancı (2006: 14-15), Osmanlı döneminde biraz daha sistemli olan iki uygulamadan sözetmektedir. Bunlar Divân-ı Hümayûn Şikayet Kalemi ve muhtesipliktir.
Divân-ı Hümayûn Şikayet Kalemi, Osmanlı döneminde, halkın her türlü şikayetini almış, bunları incelemiş ve giderilmesi için çalışmıştır. Bu kuruluş Osmanlı Devleti’nde yaklaşık dört asır görev yapmıştır. İkinci sistemli uygulama muhtesipliktir. Muhtesip, bugünkü belediye zabıta müdürüne benzeyen bir görevlidir. Muhtesip kadıya bağlı olup, halkın esnafla ilgili şikâyetini almakta ve esnafı denetlemektedir. 1855 yılından sonra muhtesipliğin görevini Şehremaneti üstlenmiştir.
Cumhuriyet’in kuruluş yıllarından günümüze, ülkemizdeki halkla ilişkilerin gelişimi burada dört dönem altında ele alınacaktır. Bu dönemler, tarih sırasına göre belirlenmiştir.

1.    1919-1960 Yılları Arasındaki Dönem
Bu dönem, milli mücadelenin başlangıç yılından 1960 askeri darbesine kadar olan süreyi içermektedir. Bu süre içerisinde halkla ilişkilerin gelişmesi için zemin oluşmaya başlamıştır.
Milli mücadele döneminde Atatürk’ün yaptığı çalışmalar, halkla ilişkilerin ilk örnekleri olarak değerlendirilebilir. Atatürk, milli mücadeleyle ilgili bilgileri halka aktarmak ve kamuoyu oluşturmak için birçok çalışma gerçekleştirmiştir. İrade-i Milliye ve Hakimiyet-i Milliye gazetelerinin çıkarılması, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü ile Anadolu Ajansı’nın kurulması, bu dönemin ilk halkla ilişkiler uygulamaları kapsamında değerlendirilmektedir. Belirtilen bu iki kurum bilgileri halka aktarmış ve Cumhuriyet kurulduktan sonra da, devrimlerin halka tanıtılmasında önemli rol oynamıştır. Atatürk ayrıca gittiği her yerde halkla görüşmeler yapmış ve onları bilgilendirmiştir. Hatta 1923 yılında Balıkesir’in Zağnos Paşa camisinde hutbeye çıkmış ve halka hitap etmiştir (Erdoğan, 2006: 116, 127).
Cumhuriyet’in ilanından sonra Atatürk, çalışmalarını halka devrimleri tanıtmak ve benimsetmek üzerine yoğunlaştırmıştır. Bu doğrultuda yurt gezilerine çıkmış, gazetelerden yararlanmış, yenilikleri bizzat kendisi uygulayarak halka örnek olmaya çalışmıştır. Dolayısıyla bu dönemde Atatürk’ün halkla ilişkiler faaliyetleri; yenilikleri tanıtma, benimsetme ve yayma çerçevesi içerisindedir (Erdoğan, 2006: 141).
Cumhuriyetin ilk yıllarından yaklaşık 1946’ya kadar var olan toplumsal yapı, ülkemizde halkla ilişkilerin gelişimi için çok elverişli görülmemektedir. Bu dönemde yaygın olan küçük aile işletmeciliği modeli, halkın devlet ve çevreyle ilişki kurmasını geciktirmiştir. Kendi ürettiğini kendi tüketen, bir çok sorununa kendi imkânlarıyla çözüm bulmaya çalışan halk, yöneticilerle iletişim kurma zorunluluğu duymamıştır. Yöneticilerin de halkla iletişim kurma gibi özel bir amaçları bulunmamaktadır. Merkezi yönetim ihtiyaç duyduğu konularda, halkla tek yönlü olarak ilişki kurmuştur. Örneğin vergi ve asker toplama işleri gibi. Halkın da yönetimle ilişkisi yalnızca bu konularla ilgili olmuştur. Gündemin halk tarafından serbestçe belirlenmesinin tarihi daha sonralarda başlamaktadır (Kazancı, 2007: 232-235).
Ülkemizde 1946 yılında çok partili sisteme geçiş ve Demokrat Parti’nin kurulması halkla ilişkilerin gelişmesinin bir ölçüde önünü açmıştır. Halkla ilişkilerin gelişimi için önemli olan etmenlerden birisi, “kamunun desteğini almak için kurumlar arası rekabet” artık siyasal alanda başlamıştır. Siyasal partiler iktidara gelebilmek için halkın sorunlarına daha duyarlı olma zorunluluğunu hissetmiş ve halkla olan ilişkisini geliştirmeye çabalamıştır. 1950 yılında yapılan seçimlerde, Demokrat Parti yüzde 52 oy alarak iktidar olmuştur.
Demokrat Parti iktidarı halkın beklentilerini yükseltmiştir. Bu dönemde küçük aile işletmeciliğinin işlevi bozulmuştur. Tarımda makineleşme artmış ve bunun sonucunda üretim de yükselmiştir. Artık üretim aile için değil, pazar ve satış için de yapılmaya başlamıştır. Çiftçilerin makine ve gübre alması için kolay işleyen kredi mekanizmaları kurulmuştur. Bu dönemin dikkate değer bir yeniliği de karayolları ağının genişlemesidir. Karayolları ağının genişlemesi, çiftçi ve köylünün pazara daha kolay ulaşması sonucunu doğurmuştur (Kazancı, 2007: 236-237). Tüm bu etkenler, halkın çevre ve yönetimle iletişimini geliştirmiş ve halkla ilişkilerin gelişmesine zemin hazırlamıştır.

2.     1960-1980 Yılları Arasındaki Dönem
Bu dönemde halkla ilişkiler profesyonelleşmeye ve modern uygulamalar gerçekleşmeye başlamıştır. Aynı zamanda bu dönemde; kamu ve özel sektör kuruluşlarında halkla ilişkilerle ilgili çalışmalar artmış, meslek örgütlerinin temeli atılmış, halkla ilişkiler eğitimine başlanmıştır.
Ülkemizde halkla ilişkilerin gelişmesinde 1961 Anayasası’nın önemli rolü olmuştur. Halkın yönetime katılması, sendikalaşma yoluyla hak araması ve yönetime isteklerini iletmesi için gerekli yasal düzenlemeler bu Anayasa ile başlamıştır. Böyle bir ortamın oluşması, halkla ilişkilerin kamu kurumlan ve diğer kuruluşlar içinde gelişmesine önemli katkıda bulunmuştur (Erdoğan, 2006:113).
1960 yılının sonlarında Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuştur. Bu kuruluş, ülkemizde halkla ilişkilerin gerçek anlamda uygulanışının başlangıç noktası olarak görülmektedir. Sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınmanın planlı bir biçimde gerçekleştirilmesi Devlet Planlama Teşkilatı’nın temel görevleri arasındadır. Planlı kalkınma düşüncesini kamuoyuna benimsetmek ve halkın desteğini almak için, diğer bir deyişle halkla ilişkiler çalışmaları yapmak için bu kuruluşta, Yayın ve Temsil Şubesi kurulmuştur (Asna, 1998: 75). M. Alâeddin Asna’nın aktif olarak görev aldığı bu birim, ülkemizde ilk olarak sistemli halkla ilişkiler çalışmalarına başlamıştır.
Devlet Planlama Teşkilatı, hazırlanan beş yıllık ve yıllık kalkınma planlarının başarıya ulaşması için halkla ilişkiler çalışmalarına önem vermiştir. Özellikle 1979 yılında başlayan dördüncü beş yıllık kalkınma planı dönemine kadar yoğun halkla ilişkiler çalışmaları sürdürülmüştür. Bunlara, çeşitli illerin fuarlarına katılma, seminerler verme, planları yerli ve yabancı bilim adamlarının tartışmalarına açma, radyo programlarına katılma gibi çalışmalar örnek verilebilir.
1962 yılında, kamu kuruluşlarının çalışmalarını incelemek ve önerilerde bulunmak amacıyla bir projeye başlanmıştır. Bu projenin adı “Merkezî Hükümet Teşkilâtı Araştırma Projesi” dir. Kısaca MEHTAP projesi diye de bilinir. Proje; Devlet Planlama Teşkilatı’nın isteği üzerine Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü’nün koordinasyonuyla yapılmıştır. Projenin raporu 1963 yılında yayınlanmıştır. Raporda; devlet kuruluşlarının çalışmalarında ve kararların alınmasında halkla yakın ilişki kurmanın zorunlu olduğu vurgulanmıştır. Gelişmiş ülkelerde yönetimlerin, halkla ilişkiler için çeşitli düzenlemeler yaptıkları, karar vermeden önce halkı dinledikleri, onların isteklerini değerlendirdikleri raporda belirtilmiştir. Bu doğrultuda, Türk yönetiminin çeşitli birimlerinde her kurumun bünyesine uygun olarak halkla ilişki ve dinleme usullerinin kurulması önerilmiştir (Merkezî Hükümet Teşkilâtı Kuruluş ve Görevleri, 1966: 55). MEHTAP Projesi kuşkusuz doğrudan halkla ilişkiler amaçlı bir çalışma değildir. Ancak, ülkemizde ilk defa halkla ilişkilerin gereğine resmi olarak dikkat çekmesi açısından önemlidir.
Bu dönemde ülke çapındaki sistemli ilk halkla ilişkiler kampanyası, nüfus planlaması konusunda yapılmıştır. 1965 yılında nüfus planlamasıyla ilgili kanun çıkarılmış ve Nüfus Planlaması Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Bu genel müdürlük nüfus planlamasıyla ilgili halkla ilişkiler çalışmalarını planlamış ve yürütmüştür. Kampanya çerçevesinde, konu basın yardımıyla halkla duyurulmuş, çeşitli illerde halkla toplantılar düzenlenmiş, kadın doğum uzmanı hekimler eğitim toplantılarını sürdürmüştür (Asna, 1998: 82-84).
1966 yılında, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne bağlı Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nda ilk olarak halkla ilişkiler dersleri verilmeye başlamıştır. Bu dersleri, ABD’de iletişim ve halkla ilişkiler konusunda yüksek lisans yapan M. Alâeddin Asna vermiştir. Asna tarafından 1969 yılında bir halkla ilişkiler kitabı da yazılmıştır (Asna, 1998: 87-88). Birkaç yıl içerisinde Ankara, İzmir ve İstanbul’da bulunan Gazetecilik Yüksek Okulları’nın ders müfredatlarında halkla ilişkiler yer almaya başlamıştır (Peltekoğlu, 2007: 129).
Bu dönemde kamu yönetiminde halkla ilişkiler uygulaması olarak, İdari Danışma Merkezi’nden söz edilebilir. Merkez 1966 yılında kurulmuş, çalışmalarına 1967 yılının Şubat’ında başlamıştır. İdari Danışma Merkezi’nin iki temel görevi bulunmaktadır. Birincisi, halkın kamu kuruluşlarıyla ilgili sorularını telefonla cevaplandırmaktır. İkincisi, kırtasiyeciliğin azaltılmasını sağlayacak bilgileri toplayıp, ilgili kurumlara iletmek ve gerekli düzenlemelerin yapılmasına aracılık etmektir. Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde çalışmalarına başlayan merkezde, çeşitli kuruluşlardan 15 memur görev almıştır. Merkez dilekçeyle başvuru ve kişisel görüşmeyi kabul etmemiş, sadece telefonla halka yardımcı olmaya çalışmıştır. İdari Danışma Merkezi 1972 yılında kapatılmıştır (Ertekin, 1983: 68-69).
Halkla ilişkilerin bu dönemde gelişmesine katkı sağlayan bir olay da, TRT tarafından televizyon yayınlarının başlatılmasıdır. 1968 yılında ilk deneme televizyon yayını Ankara’da gerçekleşmiştir. 1970 yılında İzmir, 1971 yılında da İstanbul Televizyonu faaliyete geçmiştir (www.trt.net.tr/ Kurumsal/Tarihce.aspx).
1969 yılından itibaren, özel sektörde halkla ilişkiler birimleri kurulmaya başlamıştır. Önce Koç Holding’te halkla ilişkiler çalışmalarına başlanmış, bunu Eczacıbaşı ve Sabancı holdingleri, Mobil, BP, Shell gibi petrol şirketleri izlemiştir (Asna, 1998: 191).
1970’li yıllardan itibaren, bu dönemde gerçekleşen halkla ilişkilerle ilgili gelişmeler aşağıda özetlenmektedir.
           1971 yılındaki İdari Reform Danışma Kurulu Raporu’nda halkla ilişkilerle ilgili bazı önerilerde bulunulmuştur. Raporda, merkezi halkla ilişkiler hizmetlerini yerine getirmekle görevli Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nün Devlet Enformasyon Teşkilatı adı altında yeniden örgütlenmesi önerilmiştir (Ertekin, 1983: 68).
•           1972 yılında Halkla İlişkiler Derneği kurulmuştur. Derneğin ilk başkanı M. Alâeddin Asna’dır. 1978 yılında başkanlık görevini Betül Mardin devralmıştır (Peltekoğlu, 2007: 130).
•           1974 yılında ülkemizin ilk halkla ilişkiler ajansı olan A&B açılmıştır. Ajans, M. Alâeddin Asna tarafından kurulmuştur (Asna, 1998: 128).
•           1975 yılında Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanlığı göreve başlamıştır. Bu birim, 1976 yılında Halkla İlişkiler ve Enformasyon Dairesi Başkanlığı adı altında çalışmalarına devam etmiştir (Ertekin, 1983: 92).
•           1976 yılında Başbakanlık, halkla ilişkilerle ilgili bir genelge yayınlamıştır. Bu genelgeyle, kamu kuruluşlarında en üst yöneticiye doğrudan bağlı olacak halkla ilişkiler birimlerinin kuruluş çalışmalarına başlanması istenmiştir. Bu istek doğrultusunda ilk aşamada, on bakanlıkta halkla ilişkiler birimleri hemen kurulmuştur. (Ertekin, 1983: 91-92).

3.     1980-2000 Yılları Arasındaki Dönem
Bu dönemde halkla ilişkilerin profesyonelleşmesini tamamladığı ve ileri ülkelerdeki düzeyi yakaladığı söylenebilir. 1980-2000 yılları arasında kamu ve özel kuruluşlar ile belediyelerde halkla ilişkiler birimlerinin sayısı artmış, yeni meslek örgütleri ve ajanslar kurulmuş, halkla ilişkiler eğitiminde önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.
24 Ocak kararları olarak anılan ve 1980 yılında yapılan düzenlemeyle, ülkemizde serbest pazar ekonomisine geçişe imkân tanınmıştır. Bu kararlarla ayrıca, yabancı sermaye teşvik edilmiş, yurtdışı müteahhitlik hizmetleri desteklenmiştir. Bunun sonucunda kurumlar arasında rekabet artmış ve başarıyı yakalamak isteyen firmalar halka önem vermenin zorunluluğunu görmüşlerdir. Bu durum ülkemizde halkla ilişkilerin gelişimine önemli katkı sağlamıştır.
1980-2000 yılları arasında ülkemizdeki halkla ilişkilerin gelişimiyle ilgili ana noktalar aşağıda verilmektedir:
•           1980’li yıllardan itibaren halkla ilişkiler eğitim veren yükseköğrenim kurumları, Basın Yayın Yüksek Okulu adını almışlardır. Bu okullarda, gazetecilik ve halkla ilişkiler bir bölüm halinde eğitime devam etmiştir.
•           1983 yılı ve daha sonra yapılan genel seçimlerde, siyasal halkla ilişkiler çalışmaları yoğunluk kazanmıştır. Lider ve adaylar, kampanyalarında modern halkla ilişkiler ve siyasal iletişim tekniklerini kullanmaya başlamışlardır.
•          Başbakanlık ve çeşitli bakanlıkların halkla ilişkileriyle ilgili olarak 1984 yılında yasal düzenleme yapılmıştır. Buna göre bakanlıklarda değişik isimler altında hizmet veren birimler “Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği” haline getirilmiştir (Tortop, 1986: 23).
•           1985 yılında İzmir Halkla İlişkiler Derneği kurulmuştur (Peltekoğlu, 2007: 131).
•          Ülkemizin önemli ajanslarından IMAGE Halkla İlişkiler, 1987 yılında Betül Mardin tarafından kurulmuştur (www.image-pr.net/tr/html/image.html).
•     Ankara Halkla İlişkiler Derneği 1990 yılında kurulmuştur (www. ahid. org. tr/tr/dernek.html).
•          Günümüzün en önemli üç halkla ilişkiler ve iletişim ajansları olan Bersay, Global Tanıtım ve ORSA 1990 yılında faaliyete geçmiştir (Peltekoğlu, 2007: 132).
•           1990 yılında, ülkemizin ilk özel televizyon kanalı Magic Box (Star 1) kurulmuştur.
•           1991 yılında Kamu Yönetimi Araştırma Projesi tamamlanmıştır. Kısaca KAYA Projesi olarak da adlandırılır. Daha önce yapılan MEHTAP Projesine benzer bir çalışmadır. Proje raporunda halkla ilişkilere yedi sayfa ayrılmıştır. Öncelikle kamu yönetiminde halkla ilişkilerle ilgili sorunlara dikkat çekilmiş ve çözüm önerileri sıralanmıştır. Raporda; kamu yönetiminde halkla ilişkilerin öneminin yeterince anlaşılamadığı, birimlerde uzman personel ve kadro sorunlarının bulunduğu, kamu personelinin halkla ilişkiler konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığı vurgulanmıştır. Çözüm önerileri olarak; halkın bilgi edinme hakkının önemle dikkate alınması, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün Devlet Enformasyon Başkanlığı’na dönüştürülmesi ve bu kurumun halkla ilişkilerle ilgili çalışmaları koordine etmesi dile getirilmiştir. Yine raporda, kamu kuruluşlarındaki halkla ilişkiler birimlerinin görev tanımlarının yapılması, bakanlık sözcülüğü sisteminin kurulması, halkla ilişkilerle ilgili yüksek eğitim programlarının geliştirilmesi ve desteklenmesi, bu alandaki yetişmiş insangücü sorununun en kısa sürede çözümlenmesi gibi öneriler sıralanmıştır (Kamu Yönetimi Araştırması Genel Rapor, 1991: 44-50).
•         1992 yılında iletişim fakülteleri kurulmuştur. Daha önce halkla ilişkiler eğitimini veren Basın Yayın Yüksek Okulları bu dönemde fakülteye dönüştürülmüştür. Halkla ilişkiler eğitimi, bu fakültelerde ayrı bir bölüm olarak verilmeye başlamıştır (Peltekoğlu, 2007: 129).
•    1992 yılında Bursa Halkla İlişkiler Derneği kurulmuştur (http://www.buhid.org/tarihce.aspx).
•           1993 yılında ülkemizde ilk internet bağlantısı gerçekleştirilmiştir. 1997 yılında birçok kurum internet üzerinden servis vermeye başlamıştır. Özellikle bankaların müşteri hizmetlerinde internetten yararlanması gündeme gelmiş, internet üzerinden gazete yayıncılığı başlamış, kuruluşlar web sayfaları hazırlamaya önem vermişlerdir. Bunun sonucunda, kuruluşlar ilgili çevrelerine hem daha hızlı ve kolay mesaj verme, hem de hizmet sunma imkânına kavuşmuştur. İnsanlar da, kuruluşlara görüş ve isteklerini rahatlıkla aktarabilir hale gelmiştir. Bu durum ülkemizde halkla ilişkilerin gelişmesine önemli katkı sağlamış ve halkla ilişkiler çalışmalarında yeni bir alan doğmuş tur.

4.     2000 Yılı ve Sonrası Dönem
Bu dönemde halkla ilişkilerin gelişimi oldukça hızlanmıştır. Halkla ilişkilerle ilgili uluslararası düzeyde çalışmalar yapabilen ajans sayıları artmış, halkla ilişkiler eğitimi veren fakülte ve yüksekokullar hızla çoğalmıştır. Ayrıca halkla ilişkiler alanındaki yüksek lisans ve doktora programlarının sayısında artış yaşanmıştır. Buna bağlı olarak ülkemizdeki yerli halkla ilişkiler literatürü genişlemiş, akademik kitap, makale, tez yazımı artmaya başlamıştır. Kamu yönetiminde halkla ilişkilerle ilgili yasal düzenlemeler ve kurumsallaşma konusunda bu dönemde önemli gelişmeler katedilmiştir.
Bu dönemde halkla ilişkilerle ilgili önemli düzenlemelerden bir tanesi, Bilgi Edinme Hakkı Yasası’nın çıkarılmasıdır. Yasa 2003 yılında Resmi Gazete’de yayınlanmış, 2004 yılında da yürürlüğe girmiştir. Bu yasayla, kişiler kendileriyle ilgili bilgi ve belgeleri kamu kuruluşlarından isteme hakkına sahip olmuşlardır. Bilgi istenen kurum ve kuruluşlar, istisnalar dışında her türlü bilgi ve belgeyi başvuranın yararlanmasına sunmak ve başvuruyla ilgili işlemleri etkin ve hızlı bir biçimde sonuçlandırmakla yükümlüdür. Yasa hükümlerine göre; başvuru yapıldıktan sonra en geç 15 gün içerisinde kurumlar bilgi ve belgeye erişimi sağlamak zorundadır. Başvuru içeriği birden fazla kurumu ilgilendiriyorsa bu süre 30 güne uzamaktadır (www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/1303.html).
Bu dönemdeki diğer bir gelişme Halkla İlişkiler Derneği’nin adını, Türkiye Halkla İlişkiler Derneği olarak değiştirmesidir. 2004 yılındaki Bakanlar Kurulu kararıyla bu değişiklik yapılmış ve Derneğin kısa adı TÜHİD olarak belirlenmiştir. Dernek, ülkemizde halkla ilişkilerin meslekleşmesine önemli katkılar sağlamaktadır. Meslekle ilgili çeşitli konferanslar düzenleyen ve yarışmalar açan Dernek, alanla ilgili bazı araştırmalar da yapmaktadır.
2005 yılında sağlık halkla ilişkileri alanında da önemli düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre; Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kuramlarında, hasta hakları kurulları ve birimleri oluşturulmuştur. Hastane hasta hakları kurullarında biri başkan olmak üzere toplam sekiz üye görev yapmaktadır. Kurulun temel görevi, başvuruları hasta hakkı ihlali açısından değerlendirip idareye görüş sunmak ve hasta haklarının geliştirilmesi için tavsiyelerde bulunmaktır. Hasta hakları biriminin temel görevi ise; tüm hastaların danışman ve savunuculuğunu yapmak, hastanın eleştiri ve önerilerini dinlemek, şikayetleriyle ilgilenmek, sorunu yerinde çözmeye çalışmak, çözülemiyorsa başvuru formunu doldurarak internete kaydetmek ve hasta hakları kuruluna göndermek, başvurunun takibini yapmaktır (http://sbu.saglik.gov.tr/ hastahaklari/yeniyonerge.htm).

Kamu yönetimindeki halkla ilişkilerle ilgili çok önemli bir düzenleme de 2006 yılının başında yapılmıştır. Halkın şikayet, görüş ve önerilerini derhal işleme alıp, değerlendirip, sonucunu bildirmekle görevli bir birim kurulmuştur. Başkakanlık İletişim Merkezi (BİMER) adı verilen bu birime, ülke genelinden 150 nolu telefon hattıyla ulaşılabilmektedir. Bu telefon numarası arandığında, vatandaşın ikamet ettiği ilin valiliğindeki halkla ilişkiler görevlisi cevaplamakta ve başvuruyu alıp bilgisayara kaydetmektedir. Başvuru o ille ilgili bir kurumu ilgilendiriyorsa, bu kurumdan cevap istenmekte ve sonucundan vatandaşa bilgi verilmektedir. Başvuru herhangi bir bakanlığı veya Başbakanlığı ilgilendiriyorsa, valilik halkla ilişkiler görevlisi bunu web sayfasını kullanarak doğrudan Başbakanlığa göndermektedir. Gerekli değerlendirme yapıldıktan sonra başvuru sahibine cevap verilmektedir. Günümüzde başvurular internet üzerinden doğrudan Başbakanlığa yapılabilmektedir (http://bimerapplication.basbakanlik.gov.tr/ Forms/pgMain.aspx).


www.anadolu.edu.tr


Modellere Göre Halkla İlişkilerin Gelişimi

by karamanni  |  in halkla at  11:40:00

Amerika’da halkla ilişkilerin tarihçesini ele almada, dörtlü modelden de yaygın bir şekilde yararlanılmaktadır. Bu dörtlü model Grunig ve Hunt tarafından 1984 yılında geliştirilmiştir. Modeller, hem halkla ilişkilerin tarih içerisindeki farklı yönlerini anlamamızda, hem de günümüzün halkla ilişkiler uygulamalarının çeşitliliğini değerlendirmemizde bize yardımcı olmaktadır (Grunig ve Hunt, 1984: 14). Tarihi sırasıyla; Basın Ajansı ve Tanıtım Modeli, Kamuyu Bilgilendirme Modeli, İki Yönlü Asimetrik Model ve İki Yönlü Simetrik Model olarak adlandırılan bu modeller, yazarların görüşleri çerçevesinde aşağıda özetlenecektir (Grunig ve Hunt, 1984: 21-27).

1.     Basın Ajansı ve Tanıtım Modeli (1850-1900)
Basın ajansı ve tanıtım modeli, halkla ilişkilerin ortaya çıkmaya başladığı dönemleri içermektedir. Bu modelde halkla ilişkiler daha çok propaganda amacına hizmet etmektedir. İletişim dinleme yerine anlatma üzerine yoğunlaşmaktadır. Uygulayıcılar kurumlarla ilgili eksik, çarpıtılmış ve yarı doğru bilgileri yayabilmektedir. Basın ajansı ve tanıtım modelinde, iletişimin yapısı tek yönlü olup, bilgiler daha çok kuramlardan hedef kitleye akmaktadır. Buna karşılık, hedef kitleden gelen görüş, istek ve şikâyetler kurumca değerlendirmeye alınmamaktadır. Halkla ilişkiler çalışmalarının yapılmasında araştırmalardan çok az yararlanılmaktadır. Günümüzde basın ajansı ve tanıtım modeli, genellikle spor, tiyatro ve ürünlerin tanıtımında kişi ve kuruluşlar tarafından kullanılmaktadır. Modelin en tanınmış uygulayıcısı Barnum’dur. Özetlersek bu modelde amaç, duyurumu kullanarak medyada yer elde etmektir. Bu modelde çevresel hakimiyet ön plandadır, propaganda amacı baskındır, araştırma gereksizdir ve iletişim tek yönlüdür. Ayrıca kurumla ilgili yapılan etkinlikler hakkında medyaya haber bültenleri dağıtılır. Günümüzde, film ve TV yıldızları, kitaplar, televizyonlar için iletişim araçlarının yoğun olarak kullanıldığı bir tekniktir.

2.      Kamuyu Bilgilendirme Modeli (1900-1920)
Bu model halkla ilişkilerin özünün uygulanmaya başladığı kamuoyunu bilgilendirme anlayışının egemen olduğu yılları kapsamaktadır. Kamuyu bilgilendirme modelinin amacı, ikna etme niyeti olmaksızın bilginin yayılmasıdır. Ayrıca kuruluşun kendisi ve faaliyetleri hakkında hedef kitlesine doğru bilgi vermesi olarak tanımlanabilir. Bilginin yayılması temel amaç olduğu için, iletişim kurumundan hedef kitleye doğru işler. Halkla ilişkiler personeli bu modelde bir gazeteci gibi görev yapmakta ve kuruluşla ilgili doğru ve objektif bilgileri hedef kitleye aktarmaktadır. İletişim yapısı bu modelde de tek yönlüdür. Kamuyu bilgilendirme modelinde araştırmalardan fazla yararlanılmamaktadır. Bu modeli kullanan halkla ilişkiler görevlisi genellikle, mesajın hedef kitle tarafından anlaşılıp anlaşılmadığını öğrenmek için “okunabilirlik testleri” yapmaktadır. Günümüzde kamuyu bilgilendirme modeli birçok kuruluş tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Kamu kuruluşları, kâr amacı gütmeyen vakıf, dernek gibi kuruluşlar ve eğitim kuruluşları, hedef kitlelerine çalışmalarıyla ilgili bilgi vermek için bu modelden yararlanmaktadır. Modelin en bilinen temsilcisi Ivy Lee’dir. Gazeteci olan Ivy Lee, ilk halkla ilişkiler danışmanı ve modern hakla ilişkilerin öncüsü olarak kabul edilmektedir. Kamuoyu bilgilendirmenin çok önemli olduğuna inanmış ve başarılı uygulamalar gerçekleştirmiştir. Ivy Lee medya aracılığıyla kamuoyunu bilgilendirerek, kurumların birçok sorununun çözülmesini ve itibar kazanmasını sağlamıştır. Bugün kriz yönetimi olarak adlandırdığımız uygulama alanının başarılı ilk öncülerindendir.

3.      İki Yönlü Asimetrik Model (1920-1970’ler)
İki yönlü asimetrik model, halkla ilişkilerin profesyonelleştiği dönemleri içermektedir. Bu modelin temel amacı bilimsel iknadır. Hedef kitleyi ikna edebilmek için gerekli olan sosyal bilim bulgu ve teorilerinden yoğun olarak bu modelde yararlanılmaktadır. İki yönlü asimetrik modelde iletişim yapısı, iki yönlü olup hedef kitleden gelen tepkiler de dikkate alınmaktadır. Ancak bu iletişim yapısında kurum daha ağır basmaktadır. Hedef kitleden gelen tepkiler, ikna amaçlı kullanılmaktadır. Diğer bir deyişle, hedef kitlenin tutum ve davranışlarının kurumun istediği yönde değiştirilmesi için bu tepkiler önemsenmektedir. İki yönlü asimetrik modelde araştırmalardan yoğunlukla yararlanılmaktadır. Bu araştırmalarla hedef kitlenin tutum ve davranışı değerlendirilmekte, kampanya sonrası etkileri ölçülmektedir. Günümüzde iki yönlü asimetrik model daha çok, birbiriyle rekabet eden kuruluşlarca kullanılmaktadır. Bunların büyük çoğunluğu tüketici ürünleri satan kuruluşlardır. Modelin en bilinen temsilcisi Bernays’tır. Bernays halkla ilişkiler alanının en önemli kişilerindendir. Çoğu yazar tarafından halkla ilişkilerin babası olarak tanımlanan Bernays, halkla ilişkiler danışmanlığı deyimini ilk olarak kullanan, ilk halkla ilişkiler kitabını yazan ve üniversitede ilk halkla ilişkiler dersini veren kişidir. Yaptığı çalışmalarda psikoanaliz ve psikolojiden oldukça yararlanmış, halkın gerçek istek ve ihtiyaçlarını iyi tespit ederek kampanyalarını gerçekleştirmiştir. Yürüttüğü kampanyaları kamuoyu yoklamaları ve araştırmalarına dayandırmış, verdiği mesajları etkili kılmak için doktor, ünlü, liderler gibi kanaat önderlerini kullanmıştır. Halkla ilişkileri uygulamalı bir sosyal bilim olarak gören Bernays, halkla ilişkilerin etkin yürütülmesi için; halkı anlamak için kişisel ilişkinin önemini, hedef kitleyi tanımayı ve empati kurmayı, rasyonel davranmayı, yüzyüze ve çift yönlü iletişimin önemini, bilimsel iknayı, araştırma ile iletişimi biçimlendirmeyi ve etik davranmayı önemsemiştir.

4.      İki Yönlü Simetrik Model (1970’li Yıllar Sonrası)

İki yönlü simetrik modelin temel amacı, kuruluşla onun hedef kitlesi arasındaki karşılıklı anlayışı geliştirmektir. Halkla ilişkiler görevlisi bu modelde, bir kuruluşla hedef kitlesi arasında arabuluculuk rolünü üstlenmektedir. İki yönlü simetrik modelde de sosyal bilim teorilerinden yararlanılmaktadır. Ancak karşılıklı anlayışı geliştirmek için ikna teorilerinden daha çok, iletişim bilimi teorileri kullanılmaktadır. Bu modelde de iletişimin yapısı iki yönlüdür. Ancak iki yönlü asimetrik modelden farklı olarak, bu modelde hedef kitleden gelen tepkiler doğrultusunda kuruluşlar karar ve politikalarını değiştirebilmektedir. İki yönlü simetrik modelde araştırmalar temel alınmaktadır. Bu araştırmalarda anlayışın değerlendirilmesi yapılmaktadır. Kurum politikalarının hedef kitle yararına nasıl daha iyi hizmet edebileceği, kurumun hedef kitleyi, hedef kitlenin kurumu nasıl daha iyi anlayabileceğini belirlemede, araştırmalardan yararlanılmaktadır. Bu model günümüzde, sosyal sorumluluk anlayışını benimseyen kuruluşlarca daha çok kullanılmaktadır. İki yönlü simetrik modelin temsilcileri Bernays, profesyonel halkla ilişkiler yöneticileri ve eğitimcileridir. Halkla ilişkilerin iki yönlü simetrik modeli için gerekli koşullar Okay ve Okay (2002) tarafından; iletişimin anlaşmaya götürmesi, sistem yaklaşımı, karşılıklı bağımlılık ve anlayış oluşturma, denetim ağırlıklı sistemlerin açık oluşu, akış dengesi, eşitlik, özerklik, yenilenme, yönetimin merkezileşmesi, sorumluluk, çatışma çözümü ve ilgili grupların liberalizmi olarak sıralanmaktadır.




www.anadolu.edu.tr


Tarihi Dönemlere Göre Halkla İlişkilerin Gelişimi

by karamanni  |  in halkla at  11:38:00

Cutlip ve arkadaşlarının 6 dönem içerisinde ele aldıkları ABD’de halkla ilişkilerin tarihi gelişimi aşağıda özetlenmektedir.


1.      Yeşerme Aşaması (1900-1917)
Bu dönemde araştırmacı gazetecilik gelişmiş ve halkla ilişkiler profesyonelleşmeye başlamıştır. İlk halkla ilişkiler ajansı, tanıtım bürosu adıyla Boston’da 1900 yılında kurulmuş ve 1911 yılına kadar faaliyet göstermiştir. Bu ajansın kurucuları; George Michaelis ve arkadaşlarıdır. İkinci halkla ilişkiler ajansı 1902 yılında William Wolf Smith tarafından kurulmuştur. Üçüncü ajansı 1904 yılında Parker ve Ivy Lee kurmuş, yaklaşık dört yıl süreyle ajans görev yapmıştır. Daha sonraları Hamilton Wright ve Pendleton Dudley gibi öncü halkla ilişkiler elemanları ajanslarını kurmuşlardır (Cutlip vd, 1994: 100-101).
Bu döneme damgasını vuran kişi Ivy Lee’dir. İlk halkla ilişkiler danışmanının Ivy Lee olduğu ve modern halkla ilişkilerin onun çalışmalarıyla başladığı yaygın biçimde kabul edilmektedir. 1906 yılında Antrasit kömür grevi sorununu çözmeye çalışırken Ivy Lee bir “prensipler bildirisi” yayınlamıştır. Bu bildiri kamunun bilgilendirilmesi gerektiğiyle ilgili yeni bir dönemi başlatmıştır (Wilcox vd., 2001: 30). Ivy Lee gazetecilere gönderdiği bildirisinde “bürolarının gizli bir basın bürosu veya reklam ajansı olmadığını, amaçlarının basın ve Amerikan kamuoyuna bilmeleri gereken doğru bilgileri sağlamak olduğunu” vurgulamıştır (Cutlip vd., 1994: 104). Ivy Lee çalışma hayatı içerisinde önemli başarılara imza atmıştır. 1906 yılında Pensilvanya Demiryolları’nın halkla ilişkiler çalışmalarını yürütmeye başlamıştır. 1912 yılında aynı kurumun yönetici asistanlığına atanmıştır. Ivy Lee bu açıdan yönetici düzeyinde görev yapan ilk halkla ilişkiler personelidir. Ivy Lee daha sonra 1914 yılında ünlü işadamı Rockefeller’la aylık bin dolar ücretle çalışmaya başlamıştır. Bu ücret o yılların şartlarında çok yüksek olarak görülmektedir (Pohl, 1995: 11).
Ivy Lee, bugün halkla ilişkiler alanında kullanılan birçok teknik ve ilkeye katkı sağlamıştır. Bir çok kurumda tanıtım birimlerinin gelişmesini ve danışmanlarının yetişmesini hızlandırmıştır. Ivy Lee, 31 yıl halkla ilişkiler alanında çalışmış ve 1934 yılında ölmüştür (Cutlip vd., 1994: 104-105).

2.      Birinci Dünya Savaşı Dönemi (1917-1919)
Bu dönemin halkla ilişkilerin gelişmesine katkı sağlayan en önemli uygulaması Creel Komitesi’dir. Bu komite Başkan Wilson tarafından 1917 yılında George Creel başkanlığında kurdurulmuştur. Kamuyu Bilgilendirme Komitesi adıyla da bilinmektedir. Komitenin temel görevi, savaşa destek olmaları yönünde Amerikan kamuoyunu harekete geçirmektir. Komitede başarılı ve yetenekli gazeteciler, yazarlar, basın ajansı uygulayıcıları ve editörler görev almıştır. Daha sonraları halkla ilişkilerin babası olarak adlandırılacak Edward L. Bernays da bu komitenin üyeleri arasındadır (Cutlip vd., 1994: 109-110). Komite belirlenen amacı başarıyla gerçekleştirmiştir. Her ne kadar propaganda amaçlı bir komite olsa da, halkla ilişkilerin gelişimine önemli katkı sağlamıştır. Özellikle Bernays, burada edindiği deneyimleri savaş sonrası halkla ilişkiler alanına uygulamış ve başarılı çalışmalar yürütmüştür.

3.      Kükreyen Yirmiler Dönemi (1919-1929)
Kükreyen yirmilerden, 1920’li yıllar kastedilmektedir. Bu yıllarda Amerika’da ekonomi büyümüş ve insanların yaşam düzeyleri iyileşmiştir. Halkla ilişkiler alanında da çok önemli gelişmeler yaşanmış ve meslek “halkla ilişkiler” adıyla anılmaya başlamıştır.
Bu döneme, yaptığı çalışmalarla damgasını vuran Edward L. Bernays’tır. Bernays, çoğu yazar tarafından halkla ilişkilerin babası olarak nitelenmektedir. Ünlü psikanaliz Sigmund Freud’un hem anne hem de baba tarafından akrabası olan Bernays, Freud’un görüşlerinden halkla ilişkiler çalışmalarında oldukça yararlanmıştır. Bernays 1919 yılında Doris Fleischman’la birlikte ajansını açmıştır. İlk olarak “halkla ilişkiler danışmanlığı” deyimini o kullanmaya başlamış ve bu deyimi yaymaya çalışmıştır (Pohl, 1995: 12). 1923 yılında halkla ilişkiler alanında ilk kitap olan “Crystallizing Public Opinion” ı yazan Bernays, aynı yıl New York Üniversitesi’nde halkla ilişkiler dersi vererek yeni bir çığır daha açmıştır. Bernays, 1922’de Doris Fleischman ile evlenmiştir. Fleischman 1962 yılına kadar aktif bir şekilde Bernays’la birlikte halkla ilişkiler alanında çalışmış ve 1980 yılında ölmüştür (Cutlip vd., 1994: 112).
Bernays’ın meslek hayatı boyunca, başarılı birçok halkla ilişkiler uygulaması bulunmaktadır. Bunlardan önemlileri aşağıda sıralanmaktadır (Wilcox vd., 2001: 38-40).
•          1910’lu yıllarda aktör Richard Bennett, Damaged Goods adlı bir tiyatro eserini sahneye koymak istemiştir. Cinsel eğitimi konu alan bu eserin sahnelenebilmesi için maddi desteğe ihtiyaç vardır. Bernays, Medicâl Review of Reviews dergisinin kurduğu fona 4 dolar ödeyen herkese, oyunu izleme imkânı vererek oyunun sahnelenmesini sağlamıştır.
•          Procter & Gamble firmasının Ivory markalı sabununun satış kampanyasını yürütmüştür. Bernays, sabundan heykel yarışmaları düzenleyerek ulusal çapta bir ilgi uyandırmıştır. Bu yolla çocuklarla anne-babalarının, temizliğe dikkatini çekmiş ve satışları artırmıştır.
•          Bernays’ın çok bilinen uygulamalarından birisi de, sigara satışlarının artırılmasıyla ilgilidir. O dönemlerde kadınların kamusal alanda sigara içmesini engelleyen bazı yasalar bulunmaktaydı. Bunun kaldırılması ve Lucky Strike sigaralarının satışının artırılması için American Tobacco Company’nin sahibi George Washington Hill, Bernays’la anlaşmıştır. Bernays psikoanalistlerin de görüşünü alarak, kadınların erkeklerle eşitlik arayışında sigaranın “özgürlük meşalesi” olarak algılanabileceği teması üzerine kampanyasını kurmuştur. Sonuçta kampanya başarılı olmuş sigara satışlarında büyük artış meydana gelmiştir.
Bemays’ın ayrıca Venida şirketinin saç bonelerinin satışını artırma çalışmaları, ampülün icadının 50. yıldönümü kutlama törenlerini organize etme gibi başarılı uygulamaları da bulunmaktadır. Bernays, uzun yıllar halkla ilişkiler alanında çalışmalarını sürdürmüş ve 1995 yılında 103 yaşında ölmüştür.

4.      İkinci Dünya Savaşı Dönemi (1930-1945)
Bu dönemde halkla ilişkilerin gelişimini iki olay etkilemiştir. Bunlardan ilki Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 1929 ekonomik krizidir. Diğeri ise İkinci Dünya Savaşı’dır. Ekonomik krizin patlak vermesi, birçok firmanın kapanmasına ve insanların işsiz kalmasına neden olmuştur. Başkan Roosevelt krizin atlatılması amacıyla New Deal adı verilen bir ekonomik program yürürlüğe koymuştur. Bu program çerçevesinde kamuyonun bilgilendirilmesi ihtiyacı doğmuştur. İşadamları halkla ilişkiler uzmanlarından yardım almaya başlamıştır. Yeni kurulan halkla ilişkiler birimleri daha pozitif ve sürekli çalışmalar yapmışlardır (Cutlip vd., 1994:117).
İkinci dünya savaşı yıllarında Savaş Bilgilendirme Ofisi açılmıştır. 1942 yılında açılan bu ofis, Birinci Dünya Savaşı yıllarında kurulan Creel komitesine benzemektedir (Baskin vd., 1997:43).
Bu dönemde halkla ilişkiler açısından diğer bir gelişme, bilimsel kamuoyu araştırmalarının ortaya çıkmasıdır. 1930’lu yılların ortalarında Gallup kamuoyu araştırmalarını yapmaya başlamış ve 1936’daki başkanlık seçimlerinde büyük prestij kazanmıştır. Halkla ilişkiler görevlileri, yönetime öneriler sunma ve kampanya hazırlamada kamuoyu araştırmalarından yararlanmaya başlamıştır (Cutlip vd., 1994: 117).

5.      Savaş Sonrası Dönem (1945-1965)
Bu dönemde halkla ilişkiler, saygınlık, kabul ve profesyonellik kazanmıştır. Aynı zamanda halkla ilişkilerle ilgili eğitim gelişmeye başlamış; konu yönetimi, izleyici analizi, stratejik planlama gibi yeni alan ve teknikler ortaya çıkmıştır. 1947 yılında Boston Üniversitesi ilk halkla ilişkiler okulunu kurmuş, birkaç yıl içerisinde yüze yakın üniversite halkla ilişkiler programı teklif etmiştir. (Baskin vd., 1997: 43­44).
Bu dönemde halkla ilişkilerle ilgili önemli gelişmeler şu şekilde sıralanabilir (Pohl, 1995:14):
•          Rex Harlow, ilk halkla ilişkiler dergisi Public Relations Journal’i yayınlamaya başlamıştır.
•          Amerika Halkla İlişkiler Derneği kurulmuştur.
•          Televizyon gelişmiş ve haberler yayınlanmaya başlamıştır.
•          Amerika Halkla İlişkiler Derneği, halkla ilişkiler mesleğinin etik kurallarını ortaya koymuştur.

6.      Küresel Enformasyon Çağı Dönemi (1965 ve Sonrası)

1960’ların ortalarında halkla ilişkilerin önemi giderek artmıştır. Bu dönemde enformasyon toplumu oluşmaya başlamıştır. Küresel enformasyon çağının kökenleri 1950’lerde başlasa da, gerçek anlamda ortaya çıkışı 1960’ların ortalarına rastlamaktadır (Cutlip vd., 1994: 122). Kitle iletişim araçlarının özellikle de televizyonun yaygınlaşması, bu dönemin gelişimine büyük katkı sağlamıştır. Günümüze doğru bilgisayar, cep telefonu, internet, uydu gibi yeni iletişim teknolojilerinin devreye girmesi ve toplumsal dönüşümle, küresel enformasyon çağı zirveye ulaşmıştır. Tüm bu gelişmeler halkla ilişkilere de yansımış ve alanda yeni yönelimlere neden olmuştur. Artık halkla ilişkiler yönlendirmeden daha çok ortak kabule; pazarlamadan daha çok yönetime; programlardan daha çok sürece, sorun çıktıktan sonra çözme yerine sorunu önceden önlemeye çalışmaya; tüm dünyada profesyonelleşmeye doğru bir yönelim göstermektedir (Baskin vd., 1997: 45).


www.anadolu.edu.tr


Proudly Powered by Blogger.