14 Mart 2017 Salı

Gizli Müşteri Tarihçesi

by karamanni  |  in gizli müşteri at  09:33:00

“Gizli Müşteri" etkili bir pazarlama aracıdır

Son 15 yılda, “Gizli Müşteri” yöntemiyle yapılan araştırmalara olan talep sürekli olarak artmaktadır. Bu eğilim, şirketlerin hizmetleri hakkında “dışarıdan” daha fazla bilgi edinme istekleriyle bağlantılıdır. Bu yöntemin bize nereden geldiğini ve ne kadar etkili olduğunu anlayalım.

Kısa tarihçe 

Şaşırtıcı bir şekilde, hizmet kalitesini gizlice değerlendirme yöntemi, 40’lı yılların başında ortaya çıktı. Bu yöntemin güncellenmiş biçimi, 2000’li yılların başlarında bize ABD’den geldi ve etkili bir pazarlama aracı olarak tanıtıldı. İlk önce banka ve otomotiv sektörlerinde kullanıldı, ve şimdi hemen hemen  her alanda kullanılmaktadır. 

Bir kural olarak, Gizli Müşteri yöntemini kullanırken; özel olarak eğitilmiş insanlar, alışılagelmiş bir alıcı kisvesi altında müşteri hizmetleri noktasına gönderilir. Birkaç kriter ile, hizmet kalitesini değerlendirirler. Ayrıca, gizli müşteriler; e-posta, telefon veya herhangi bir iletişim türü ile de denetim yapabilirler.

Gizli Müşteri Yönteminin Hedefleri

 Gizli Müşteri pazarlama aracını kullanarak, şunları anlayabilirsiniz:

      Ekip, kurumsal kurallara ve müşteri hizmetleri standartlarına uyuyor  mu?

      Personeller, anlaşmazlık olduğu durumlarda bile kibar davranıyor mu?

      Personel, müşterinin ihtiyaçlarını tespit edebiliyor mu?

      Çalışanlar, ne kadar düzenli?

      Alıcılar, telefon vela diğer yollarla sordukları soruya ne kadar zamanda cevap alıyor?

 

“Gizli Müşteri” yöntemini kullanarak, aşağıdakilerin analizi aracılığıyla satış sürecini bağımsız bir şekilde değerlendirebilirsiniz:

      Kuyruk olup olmaması;

      Hizmet hızı;

      Hizmet / ürünlerin sunumu ve tekliflerindeki süreklilik;

      Ek hizmetlerin teklif edilmesi;

      Sonraki ziyaretlerin teşvik edilmesi.  

Gizli Müşteri araştırma sonuçları, firmanın pazardaki gerçek yerini ve zayıf noktalarını öğrenmesine olanak sağlayacak. Onlar üzerinde farklı yönlerde çalışabilirsiniz - personel eğitimi oturumlarının düzenlenmesinden, daha etkili satış tekniklerinin uygulanmasına kadar. Bunların hepsinin; şirketin itibarına, rekabet yeteneğine ve karlılığına pozitif bir etkisi olacaktır. Bu nedenle, uzun süredir çok popüler olan “Gizli Müşteri” hizmetinden sık sık yararlanmak gerekir.

 

Yazar: Evgeniy Lobanov, Uluslararası Araştırma Şirketi 4Service Group Orta ve Doğu Avrupa – Türkiye Müdürü  http://4service-group.com/tr/

 

Gizli Müşterinin Profesyonel Portresi

by karamanni  |  in gizli müşteri at  09:30:00
Gizli Müşterinin Portresi
 

“Gizli müşteri” işlerini inceledikten sonra, işverenlerin yaş kısıtlaması belirtmediğini, spesifik bir eğitim seviyesi gerektirmediğini  ve cinsiyetin önemsiz olduğunu görebilirsiniz. Pazarlama şirketleri, anketlerden veri tabanını oluşturur ve sonra müşterisi olan şirketin belirttiği gerekliliklerle uyumlu olan bir gizli müşteri seçer. Yine de pratikte, profesyonel bir “Gizli Müşteri”nin portesi şuna benzer: 25 - 45 yaş arasında çalışma deneyimi olan, yüksek öğrenim görmüş ve sürekli gelir elde eden insanlar. Belirli bir alanda tecrübeli olan adayların değeri daha çok bilinir ve daha yüksek ödeme alırlar.   
Gizli müşteri pozisyonunda iş alma şansını artırmak için şunları yapmalısınız:
      Satın alma ve satış  alanında bilgi sahibi olma (iş arayan için avantaj, bu alanlardaki deneyimdir);
      Mobil olmak (kişisel araba daha tercih edilir);
      Derli toplu, muntazam bir görüntüye sahip olmak;
      Psikoloji hakkında az da olsa bilgi sahibi olmak;
      Kendi bilgisayarının olması;
      Gözlemci olma, dakiklik, iletişim kabiliyeti, sorumluluk taşıma (pazarlama araştırmasının verimliliğini artırma) gibi kişisel niteliklere sahip olmak.
Pazarlama şirketleri ile iş yaparken, eğtim almalarını ve testleri geçmelerini isteyin.
 
Ödeme ve işe alım

Gizli müşteri, genelde perakende satış yerlerini (hizmet sağlayıcıları) ziyaret eder, burada hizmet / ürün satın alır. Bu ziyaretler vasıtasıyla, kadronun kabul edilmiş hizmet standartlarıyla, iş tanımlarıyla, iade politikası vb. konularla uyumlu olup olmadığını anlarsınız. Gizli müşteri, çoğunlukla bir ses kaydı alarak veya video’ya çekerek satın alınmış bir ürün veya hizmet için geri ödeme talep eden çelişkili bir  müşteriyi oynar. Mağazayı ziyaret ettikten sonra, personel davranışı üzerine objektif bir değerlendirme yapacağınız özel bir formu doldurarak rapor vermek, zorunluluktur.
Gizli müşteri, başka yollarla da kontroller yapabilir. Ticari alanın organizasyonunu değerlendirmek için; bazen telefon aramasıyla, e-posta göndererek veya mekanı satın alma yapmadan ziyaret ederek kontrol etmesi gerekir. Bunların hepsi müşterinin belirli objektiflerine bağlıdır.
Gizli müşteri pozisyonu, düzenli bir aylık maaş sağlamaz ve esnek programa göre değişkenlik gösterir. Uygun bir zamanda, sadece satış noktasına bir ziyaret gerçekleştirmek için para alırsınız (e-posta göndermek, telefon etmek, vs…). Bazen böyle kontroller bir gün içinde birkaç kere gerçekleştirilir, ve bir sonraki iş için bazen bir hafta veya bir ay bile beklemeniz gerekebilir. Buna göre, gizli müşteri birincil kazanç kaynağı olarak uygun değildir, fakat bu pozisyon mevcut işinizin yanında ilginç bir ek iş olacaktır.
 
Yazar: Kağan Soyubol, 4Service Group Türkiye Direktörü

Gizli Müşteri Nedir, Ne Yapar?

by karamanni  |  in sadakat at  09:24:00


Gizli Müşteri programı, performans standartları için dünyada en ünlü takip araçlarından biridir. Program, firmaya gelen düzenli müşteriler tarafından uygulanır, hizmet alındıktan sonra hangi kalitede hizmet aldıklarıyla ilgili web sitesindeki anket doldurulur.

Gizli Müşteri yönteminin yardımıyla, yöneticiler elemanların performansını takip edebilir. Gizli müşteri, ziyaret ettiği yerde standartların uygulanmasıyla ilgili bilgi sağlar. Elemanlar, yapılan kontrollere alışır ve işlerini daha iyi yapmaya başlar. Üst yönetimden kişiler de kadronun yaptığı işteki sorunları görür ve problemli konular üzerinde eğitim sağlayabilir. Bu program, en iyi uygulamaları ve mükemmel hizmeti görmenize fırsat verir. Bu deneyim, şirketin tamamı için uygulanabilirdir. Şirket, satışlarını artırabilecek seviyeye gelir ve şirket imajında gelişme sağlanır. Satış standartlarının (örn: satın alınacak ek ürün teklif etmek) ve hizmet standartlarının (nezaket, hız) uygulanması yoluyla, müşterilerin bir sonraki alım için tekrar aynı yeri tercih etme olasılığı artar. İyi bir müşteri hizmeti, şikayetlerde düşüşe ve şirketin önerilme oranında artışa neden olur. 

1. Mit - “Proje başladığında sadece üst düzey yöneticilerin haberi olmalıdır.” 

Bu yaklaşım, her zaman şirkete zarar verir, çünkü eğer eleman kontrol edildiğini bilmezse, kendini iyi yönde geliştirmek için çaba göstermez. Gizli Müşteri Programı’nın özü, disipline edici işlevinde yatar: “Her müşteri ‘gizli’ olabilir; işimi her zaman iyi yapmalıyım.” Sonra şirket “hangi hizmeti verdiği” konusunda çalışmak için zaman kaybetmez, hemen onu iyileştirmeye başlar. Bu hatanın üstesinden gelmenin yolu: projenin başladığını, kontrol edilmesi gereken gereklilikleri ve güdüsel neticeleri herkese duyurmaktır. 

2. Mit - “Araştırmayı gerçekleştiriyoruz, ve sonra etki ve eleman eğitimi için ara veriyoruz.”

Gizli Müşteri projeleri, her zaman devam etmeli; çünkü projedeki her duraklama elemanın rahatlamasına yol açar, ve 2 - 3 ay sonra eleman ne sonuçları ne de hizmet hedeflerini hatırlar. 

3. Mit - “Projenin yürütüldüğünü söyleyeceğiz, fakat profilleri göstermeyeceğiz.”

Yöneticiler, sıradan satıcılara sonuçları (profilleri) göstermekten her zaman korkar, çünkü bu sorulara ve personel ile anlaşmazlığa yol açabilir. Sonuç olarak eleman, şefin sonuçları tekrarladığını duyar, fakat sıklıkla yöneticiden böyle yorumlar gerçekleri yansıtmaz. Elemanlar, sonucu nasıl iyileştireceğini anlamaz, değerlendirmelere güvenmez ve her müşteriyi “gizli” olarak görmeye başlar. Eleman gerilir, doğallığını kaybeder ve bazen projeyi açıkça sabote bile edebilir. Bu durumda şef, gerçeklerden  ve detaylardan korkmamalıdır ve birkaç ay içinde sonuca ulaşmak için elemanların soru ya da itirazlarına cevap vermeyi öğrenmelidir. 

4. Mit - “Projeyi kendimiz yapacağız, daha ucuza geliyor.” 

Birçok küçük şirket, Gizli Müşteri projelerini kendileri yürütüyor: arkadaşlara veya tanıdıklara soruyor, işe alımlar yapıyor. Yine de bir zaman sonra, sorular oluşuyor: “Bir mağazaya ayda kaç ziyaret gerçekleştirmeliyiz?”; “Yeni Gizli Müşteri ne sıklıkla gelmeli? Bunların hepsi tanınıyor artık.”; “Toplanan veri nasıl analiz edilecek?”; “Elde edilen sonuçlarla ne yapacağız?”. Eğer 5 -7 civarında mağazanız varsa, işlem (bazen oldukça zor bir şekilde) denetlenebilir; fakat mağazalar farklı şehirlerdeyse, zincir büyüyorsa, en iyi çözüm bu tür projelerin uygulanması için bir ajans seçmektir. Yüksek kaliteyi taahhüt eden kişinin, tüm gelir seviyelerinden ve yaşlardan meydana gelen geniş bir Gizli Müşteri zinciri olmalıdır. Bununla birlikte her değerlendirmenin hızlı bilgi sunumu için çevrimiçi portala (1 - 3 gün) ve birden fazla seviyeli analistlere de sahip olmalıdır. Böyle projeler daha ucuza bile gelebilir: ülkedeki en geniş perakende zincirleri, eğer profesyonel bir ajansla çalışıyorsa, tam kadro birimi bile olsa proje yönetimine izin vermiyor.

 

5. Mit -“Kötü profile sahip olanlar kovulurlar” 

Yönetici, her zaman çok iyi bir hizmet verme tutkusuyla heyecanlanır. Gizli Müşteri tarafından doldurulan anket sonucunda, elemanını cezalandırmaya veya kovmaya hazırdır. Yine de, yöneticinin bu adımı mağaza elemanının Gizli Müşteri’ye karşı saldırganlaşmasına yol açar! Normal bir müşterinin görüşleri de işten çıkarılmaya yol açabilir. Tabii ki Gizli Müşteri tarafından yapılan kötü değerlendirme de, elemana olan yaptırımların nedenlerinden biri olabilir, fakat ana nedeni değildir. Aksi halde, projenin getireceği olumlu sonuçlar yerine, eleman stresli ve güvensiz hale gelebilir.

 

6. Mit - “Gizli müşteriler sadece işe alınan ajanlardır ve gerçek müşteri değillerdir.”
Bu nedenle fikirleri önemli değildir. Bu, sağduyuya ve profesyonel ajansların iş prensiplerine tamamen zıttır. 4Service’te Gizli Müşteriler’in temeli, farklı ülkelerden 300 000’den fazla insan içerir; sıradan tüketiciler ve ek gelir kazanmaya karar verenler. Onların düşünceleri, yüzlerce ortalama tüketicinin düşünceleridir ve her açıklanmamış müşteri fikri, perakende için geriye doğru bir adımdır.

 

7. Mit - “Gizli Müşteri, hizmetin ana göstergesidir.”

Eğer perakende, 6 aydan fazla Gizli Müşteri kullanan hizmet kontrol programını yürütürse; gizli müşterilerin de söylediği gibi, hizmet seviyesinin durumunu değerlendirmek olağandır. Şirket, çıkış anketleri düzenlemez, devamlı müşterilerle iletişim kurmaz, sosyal medyadaki yorumları takip etmez ve şikayet indeksi, NPS gibi göstergeleri ölçmez. Daha sonra, tüm perakendecilerin “gizli müşteriyi bulmak ve ondan yararlanmak” oyunu için gücü kalır. Belirli bir hizmet gelişimi seviyesinde, bu kullanışlıdır. Fakat, sadece (müşteri geri bildirimine dayalı birkaç indeksten oluşan) entegre hizmet bileşenlerinin gerçek resmi gösterebileceğini unutmayın. Hizmet kalitesi her zaman seçenektir; bu şekilde başlayan şirket bunu kesmemelidir, devamlı olarak hizmet kalitesini kontrol eden araçları geliştirmeli ve yenilerini eklemelidir. 



http://4service-group.com/tr/

Müşterilerinizin Fikrini Öğrenmenin 3 Yolu

by karamanni  |  in müşteri at  09:20:00


Gerçekleri öğrenin: hizmetiniz hakkında müşterilerinizin fikrini öğrenmenin 3 etkili yolu

Güçlü ilişkiler kurmak, müşteri tatminini artırmak ve müşteri kaybını azaltmak; her işletmenin zorlandığı noktalardır. Onları müşteri geri bildirimiyle canlandırmak mümkündür. Bu oldukça kolay ve çok fazla masraf gerektirmeyen bir işlemdir, fakat sistematik bir uygulama gerektirir.

Bill Gates: “En mutsuz müşteriniz en güçlü öğrenme kaynağınızdır.” demiştir. Bu söylem ile hemfikiriz. Mevcut müşterilerin beklentilerini analiz etmek, tercihlerini ve şikayetlerini bilmek, sadece eleştirileri değil reddetme sebeplerini de anlamak, onlarla elverişli bir ilişki kurmanızda yardımcı olacaktır. Sonuç olarak, hedeflerinize ulaşabilmek için; geri bildirimlere karşılık vermek, müşterinin ihtiyaçlarını karşılayacak ve ilgisini alanında olacak ürün veya hizmeti teklif etmek yararlı olacaktır. Tatmin olan müşteriler, bir daha gelecek ve arkadaşlarını da beraberinde getirecektir. Böylece ortalama harcama artacak, şirket daha çok müşteri ve kar elde edecektir.

Müşteri görüşlerinin kaynakları
 
Tabii ki, geri bildirim ile çalışmak gereklidir. Esas önemli olan nokta, bunu toplayabileceğiniz kanalları belirlemektir. Bunlardan bir sürü vardır; fakat işletmenin gelişiminin hızını hesaba katacak olursak, bazı anahtar trendler ve teknolojilerden en etkili olanı seçilebilir.   

Geri bildirim toplamak için araçları seçmeye başlamadan önce, kendinize şu soruları sorun: ne elde etmek istiyorsunuz, veri ile ne yapacaksınız, işinizi geliştirmenize yardımcı olacak mı? Doğru yaklaşım budur: kör bir şekilde bilgi toplamamak, müşterileri anlamsız sorularla “yıldırmamak”. Dahası, eğer müşteri bazı hataları belirtmişse; bir dahaki sefere bunların düzeltilip düzeltilmediğiyle ilgili özellikle daha dikkatli olacaktır. Aksi halde müşteri, hayal kırıklığına uğrayacak ve size olan tutumu daha da kötüye gidecektir. Eğer değişmeye gönüllü değilseniz, beklemek daha iyi olacaktır.

ABD’deki yeni yapılmış bir anket sonucuna göre, yanıtlayanların % 43’ü geri bildirim vermiyor; çünkü işletmelerin şikayetlerle ilgilenmediğine inanıyor. Cevaplayanların % 81’i, eğer hızlı bir cevap alacaklarını biliyor olsalar, anketi dolduracaklarını söyledi.

Buna göre, geri bildirim toplamadan önce nasıl ve ne zaman bilgiyi işleyeceğinizi anlamanız gerekiyor.

Çıkış anketleri

Çıkış anketleri, geri bildirim toplamanın kanıtlanmış bir yoludur. Bu tür bir anketin temel değeri; sosyal, yaş ve cinsiyet anlamında geniş bir katılımcı örneklem dilimini verebilmesidir.

Bu gayet basit ve ekonomik bir araçtır: görüşmeyi yapan kişiler, müşteriler hizmet aldıktan sonra şirketin çıkış noktasında onların görüşlerini alıyor. Onların hazır senaryoları vardır: “Her şey istediğiniz gibi miydi?”, “İstediğiniz ürünü alabildiniz mi?”, “Hizmetten memnun kaldınız mı?”, “Satıcı size nasıl yardımcı oldu?” ve “Tatmin oldunuz mu?”

Bir kişiye bu anketi uygulamak sadece birkaç dakika alıyor. Sonra verilerin tümü, anında özel bir portala iletiliyor. Modern araştırma şirketinden gelen görüşmeyi gerçekleştiren kişiler, daha hızlı bir süreç olması için anketin elektronik versiyonunu tablet aracılığıyla dolduruyorlar. Cevaplayanlar, ismini sakladıklarında daha rahat cevap veriyor, araştırma doğru ve eksiksiz cevapları sağlıyor.

Araştırma için, şirketin kendi elemanlarını bu sürece dahil etmesine değmez; ziyaretçilere hizmet kalitesi ile ilgili sorduklarında dürüst cevabı alamazlar. Bu yöntemin avantajları: düşük fiyat ve görüşmenin samimi olmasıdır; çünkü şirketin dışında daha dürüst cevap alma olasılığı vardır.

İnternet anketleri = hızlı geri dönüş

İnternet sitelerindeki araştırmalar (e-mail veya sms yoluyla); karlı, verimli ve uygun olması dolayısıyla daha yaygın hale geldi. Geri bildirim toplamada bu yöntemi seçerken şunu hatırlamalısınız: anket soruları kısa, açık ve net olmalı.

İstatistiklere göre, insanlar telefonlarına günde 150 kez bakıyor. Bu yüzden, bütün anketler cep telefonlarına uyarlanmış olmalıdır. Anketler, e-mail ve sms mesajları yoluyla gönderilebilir veya direkt olarak şirket web sitesinden tamamlanabilir.

Böyle bir geri bildirim toplamanın avantajları; kullanım kolaylığı ve spesifik bir zaman aralığında istediği anda müşterinin ona ulaşabilmesidir. Onlara, kişisel izlenimlerini ifade edebilmeleri için detaylı bilgi verilmekte ve fırsat tanınmaktadır. Diğer bir artısı ise veriyi anında elde edebilmektir. Fakat bunların müşteriler tarafından spam olarak algılanmamasını sağlamak için, fazla sık gönderilmemelidir. Cevaplayanların az olması riski de bulunmaktadır; araştırılan konunun durumu hakkında, uzman kişinin bir sonuca varmasına engel olabilir.


QR kodu yoluyla yapılan online anketler: bir tık ile müşteri sadakat yönetimi

Günümüz dünyasında, ana rekabet avantajı hizmetlerin sağlanmasındaki hızdır. Geri bildirimde alınan bilginin işlenme hızı da aynı derecede önemlidir. Bu durumda, şirket haftalarca beklemiyor ve güncel veri analizini alıp hatalarını anında düzeltiyor. Gerçek zamanlı veri analizi yapabilen bu tür şirketler, rakiplerinden bir adım öndedirler.

Müşteri görüşlerini edinmenin en etkili yollarından biri, çevrimiçi ankettir. Örneğin; 4Service şirketi Guest Track portalını yarattı. Böyle çevrimiçi formlar, genelde hem müşteri hem de kuruluşun yönetim kısmı için sorulardan oluşur.

Ankete giriş, QR kodu yoluyla veya kasada POS cihazı ile gerçekleştirilir. Cep telefonu için mobil uygulama kullanarak, müşteriler QR kodunu taratıp formu doldurabilir.
 

Ziyaretçiler her zaman deneyimlerini paylaşmayı ve geri bildirim vermeyi sevmezler. Bu nedenle onları teşvik etmemiz gerekir. Örneğin; ücretsiz kahve veya başka bir ödül (anket sonunda, müşteri hediye olarak kullanacağı bir kod kazanır). 

İstatistiklere göre; şikayet kutusu ve web sitelerinde, müşterilerin sadece % 4 - % 7 aralığında geri bildirim vermişlerdir (hem olumlu hem olumsuz). Fakat aslında herkesin hizmet üzerine bir fikri vardır; bu da, arkadaşlarına tavsiye etmeleriyle veya restoranlarda bırakılan bahşiş gibi göstergelerle yansıtılır. Fakat şirket hiçbir şey bilmiyordur; tüketicinin istek ve ihtiyaçlarından habersiz, kör bir şekilde çalışır.

İlham veren geri bildirim programlarının dünyada bu kadar popüler hale gelmesinin nedeni budur. Sadece pasif şirketler oturur ve müşterinin düşüncelerini gözlemleyebileceği zamanı bekler; aktif olan gelişmiş şirketler ise anında soru sormayı başarılı bir şekilde öğrenmişlerdir ve bu da hem müşteriler hem de işletmeler için faydalıdır.

Anketin çevrimiçi hali genel ve basittir. Birkaç tıklama ile müşteri; hizmeti, personel çalışmasını, arkadaşça olup olmadığını ve restoranın iç tasarımını değerlendirebilir ya da yeni ürün ile ilgili soruları cevaplandırabilir. Böylece işletme, yenilikleri için tanıtım düzenleyebilir. Müşteri, fikirlerine önem verildiğini hisseder. Portal, müşterinin öznel değerlendirmesiyle ilgili size anında geri bildirim sağlar.

Böyle bir formla, bu kolaydır: doldurulurken fazla zaman ve çaba harcanmaz. Tamamlaması kolaydır ve hatta bir bardak kahve ile ödüllendirilebilirsiniz. Analiz etmek için, soru formuna yönetici anında ulaşabilir. Gerçek zamanlı olarak verileri ve istatistikleri alır, hızlı bir şekilde karar verme fırsatı olur.
 

 
Geri bildirim toplama yöntemlerinde önceki iki etkili yöntem ile karşılaştırıldığında, çevrimiçi anketlerin birkaç avantajının altını çizmek faydalı olacaktır. Bazen (çıkış anketlerini toplayan) görüşmeyi yapan kişiler, şirketin elemanları tarafından tanınırlar ve bu nedenle daha iyi çalışmaya çabalarlar, hatta rüşvet vermeyi bile deneyebilirler. Çevrimiçi anketlerin problemi ise; sorular yanlış bir şekilde sorulmuş veya çok fazla soru bulunuyor olabilir, bu da işletme için işe yaramaz cevaplar verilmesine neden olur. Bu; müşterilerle iletişime geçmeye, müşteri tabanının genişlemesine ve istatistiklere ulaşmaya olanak sağlayan, piyasa için gelişmiş bir teknolojik çözümdür.

 
Yazar: Kağan Soyubol, 4Service Group Türkiye Direktörü
http://4service-group.com/tr/

26 Ocak 2017 Perşembe

KENDİ İŞİNİ KENDİ YAPAN TÜKETİCİ: DO IT YOURSELF

by karamanni  |  in satış at  10:17:00


“Do it yourself” (DIY) yani “kendin yap”, aslında o kadar yeni olmasa da son zamanlarda karşımıza oldukça sık çıkan bir akım. DIY; uzmanların ve profesyonellerin yardımı olmaksızın gerçekleştirilen, bir şeylerin inşaat, tadilat ve tamiratına verilen terim
“Do it yourself” (DIY) yani “kendin yap”, aslında o kadar yeni olmasa da son zamanlarda karşımıza oldukça sık çıkan bir akım. DIY; uzmanların ve profesyonellerin yardımı olmaksızın gerçekleştirilen, bir şeylerin inşaat, tadilat ve tamiratına verilen terim. Bu terim ilk olarak 1912’lerde ortaya çıkmış ve 1950lerde sıkça kullanılmaya başlanmış. O dönemlerde daha çok insanların kendi yaptıkları ev geliştirme projelerini anlatmak maksadıyla kullanılırken, günümüzde oldukça dramatik bir değişim ile 29 milyar dolarlık zanaat sektörüne egemen olmuş, en çok da 35 yaşın altındaki genç yetişkinlere hitap eden bir duruma gelmiş.*
DIY, Türkiye’de de en başta özellikle günün çoğu zamanını evde geçiren kadınların; mağazalarda gördükleri ürünleri, evde kendi denemeleriyle, kendi tarzlarıyla özelleştirerek, farklılık katarak gerçekleştirdiği üretimler olarak ortaya çıktı. Başta kulağa yabancı gibi gelen bu kavram aslında uzun zamandır bizlerin hayatında: Ülkemizde 1980’lerde TRT’de –çoğu tasarruf amaçlı yayınlanan- kısa kısa ‘’kendin yap’’ TV spotlarıyla başladı, ancak asıl etkisini yıllar sonra Derya Baykal’ın televizyon programlarında eski eşyaları yeni, kullanılabilir eşyalara dönüştürmesiyle yarattı.
DIY-Brand-talksSon zamanlarda internet siteleri de bu akım ile ilgili bolca ilham verici öğretici içerikler paylaşıyor. Yemek tariflerinden tutun da, takı yapımı, mobilya yapımı gibi birçok alan ile ilgili “kendin yap” önerileri bulunuyor. Youtube’da da çok sayıda kanal bu doğrultuda içerik üretiyor. Daha sonra bu “kendin yap” ürünleri Etsy gibi sitelerde satışa çıkabiliyor. Hatta “kendin yap”ı uygulamaya çalışıp, başarısız olanların yaptıkları da internette eğlence amaçlı dolanıyor.
kendin-yap-peynir-brand-talksDiğer yandan bazı platformlarda sadece fikir değil, kendi başınıza yapabileceğiniz; boya badana setinden, evde mum yapma setine ya da ev tekstili, dekorasyon ürünlerine kadar pek çok set ve kitler bulmak mümkün. Bu setler sayesinde bu konuda merakı olanlar hem bilgi ediniyor hem de uygulamaya geçirebiliyor.
Bu felsefenin arkasında kişiselleştirmek, tüketmeden üretmek ya da tüketirken aynı zamanda geri dönüştürmek de yer alıyor. Ekonomik anlamda da kolaylık sağlayan bu trend, aynı zamanda bundan sonra sıkça duyacağımız yeni bir terimin de ortaya çıkış sebeplerinden biri: “Prosumer”.
Prosumer, gelişen dünyada tüketicilerin sadece tüketici olma konumundan çıkarak aynı zamanda üretici olma konumuna geçtiklerini belirten, “producer” ve “consumer” kelimelerinin birleşimi. Teknolojinin de gelişmesiyle beraber, DIY, yıllar boyu pasif kalan tüketiciye ilk kez ürün geliştirme sürecinde söz hakkı vererek onu aktifleştiriyor.
 ‘’DIY’’ akımın bu denli popüler olmasının arkasındaki belki de en büyük neden, ‘’Ikea Effect’’ adında bilimsel bir teoriye dayanıyor.** Duke Üniversitesi’nde Psikoloji ve Behavioral Economics Profesörü Dan Ariely ve meslektaşlarının yaptığı araştırmalarda, insanların kendilerinin katkı yaptığı ürünlere orantısız şekilde daha fazla değer verdiği ortaya çıkıyor. Yapılan bir deneyde, profesyonel biri tarafından yapılmış bir origamiye kıyasla, insanların kendi yaptıkları (yamuk yumuk da olsa) origamiler, yapanlar tarafından çok daha fazla değerli görülüyor ve origamiyi yapanlar kendi yaptıkları ürünlere, profesyonel ürünler ile aynı yükseklikte fiyat biçiyor.
Başka bir neden ise “kendin yap” ürünlerinin aynı zamanda “kişiselleştirilmiş” olmaları. Teksas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre insanlar kendi yaptıkları ürünleri kullanırken, o ürün başkalarında olmadığından dolayı, daha özel hissediyorlar. Bu durum, ister istemez insanların yaptıkları ürünü daha çok benimsemelerini sağlıyor.
Bu akımın insana psikolojik olarak son getirisi ise, ürün tamamlanınca kendilerini memnun hissetmeleri  -sonuç ne olursa olsun-  çok iyi bir iş çıkardıklarını düşünmeleri, hatta bazı araştırma sonuçları bu etkisi sayesinde DIY akımının insanlarda bağımlılık yarattığı görüşündeler.
DIY trendinden faydalanan markalar, insanlardaki marka algısında yaratıcı bir rol oynamak istiyor ve tüketim anının ötesinde yaratıcı ve duyusal deneyimler sunuyorlar. Bunun en önemli örneklerinden biri “Ikea Effect”e adını veren Ikea. Ikea, tüketicilere malzemeleri verip son ürünü kendilerinin yapmasını sağlayarak hem maddi olarak daha uygun, hem de tüketiciler açsından daha değerli bir şey üretmelerini sağlamış oluyor.
Kimi markalar da kategorilerinin doğası gereği “Do it yourself” trendine cevap verecek ürünleri doğrudan sağlayamasa da, altında yatan motivasyonlara hitap edecek pazarlama metodlarıyla bu trendin rüzgarından faydalanmanın peşinde. Örneğin; oje sürmek veya makyaj yapmak kendi mobilyanı yapmak kadar zor olmasa da, insanın kimi zaman profesyonellere yaptırmayı tercih ettikleri bir külfet olabiliyor. Maybelline de kendi ürünlerini tanıtarak, bir yandan da oje sürme ve makyaj yapımı ile ilgili bilgiler, videolar paylaşarak tüketicileri “kendin yap” yönünde teşvik ediyor, bir yandan da markanın bu trendden geri kalmaması yönünde çalışıyor.
İşin kişiselleştirme boyutunda da birçok markanın faaliyetlerini görüyoruz. Örneğin ABD’de McDonald’s, müşterilerine sipariş noktasında bir tablet kullandırtarak ‘’kendi burgerini kendin hazırla” hizmeti sunmaya başladı. Starbucks ise benzer bir şekilde yıllardır içeceklerini özelleştiriyor ve hatta isme özel servis ediyor. Nike, mağaza ve internet sitesinde öne çıkan modellerine özel olarak ‘’kişiselleştirmeye’’ hizmetini ekleyerek, kullanıcılarına kendi ayakkabı tasarımlarını yapma fırsatını sağlıyor.
Biz de “kendin yap” akımının Türkiye’de neler yarattığını görmek için bir araştırma gerçekleştirmek istedik. Araştırmamız İstanbul’da 18-40 yaş arası AB C1 ve C2 SES gruplarından 100 kadın ve erkek ile gerçekleşti.
 “Do it yourself” akımının tanımı okunarak daha önce duyulup duyulmadığı sorulduğu zaman görüşmecilerin %52’si duyduklarını belirtmiş. Bu trend hakkında ne düşündükleri sorulduğu zaman tüketicilerin çoğu pozitif görüş belirterek “yaratıcılığı artırması”, “ekonomik olması”, “daha verimli olması” yönünde yorumlar yapılmış. Az sayıda da “hazırı varken gerek olmadığı” yönünde olumsuz yorum belirtilmiş.

Görüşmecilerin %41’sı daha önce “kendin yap” trendini uyguladıklarını söylemiş. Ne yaptıkları sorulduğunda çok çeşitli cevaplar olmasına rağmen en çok “dekoratif eşyalar” , “mobilyalar” “takı, çanta gibi aksesuarlar”, “elbise gibi tekstil ürünleri” cevapları gelmiş. Bunlar dışında “çocuk oyuncağı”, “kedi için tırmanma tahtası”, “güneşte domates kurutmak için bir araç” yapmaya kadar uzanan geniş bir yelpazeden bahsedilmiş.
Görüşmecilerin bu ürünleri kendilerinin yapma sebepleri arasında “vakit geçirmek”, “hobi amaçlı”, masraftan kaçınmak için”, “öğrenme amaçlı”, “satma amaçlı”, ve “üretken olma” belirtilmiş.

Bu trendin olumlu tarafları sorulduğunda “eğlenceli ve zevkli bir uğraş olması”,  “maddi açıdan avantaj sağlaması”, “istenilen doğrultuda şekillendirilebilmesi”, “motivasyon kaynağı olması”, “insanın kendini geliştirmesini sağlaması”, “insana gurur vermesi”, “insanın kendi yaptığı şeyi daha zevkle kullanması” gibi yönler söylenmiş.
Olumsuz yanları sorulduğunda görüşmecilerin çoğu olumsuz yanı olmamasını söylerken az sayıda görüşmeci ise “gerekli zamanı bulamamak”, “doğru yapamama ihtimali”, “malzemeleri bulma sıkıntısı”nden bahsetmiş.
“Kendin yap” ile ilgili video, fotoğraf içeren programları platformları görüşmecilerin neredeyse yarısı takip ediyor. Daha çok internet sayfalarından bu trendi takip edenler varken, özellikle “youtube” ve “facebook” platformları öne çıkmış. Başka söylenenler arasında “pinterest”, “ev döşeme programları” var.
Görüşmecilerin %10’u “kendin yap” trendini teşvik eden markaların aklına geldiğini söylemiş. Bu kitleye akıllarına hangi markalar geldiği sorulduğunda şaşırtıcı olmayan bir şekilde en çok “Ikea” cevabı öne çıkmış. “Koçtaş” ve “halk eğitim kursları” da başka söylenen cevaplardan.
İşin kişiselleştirme tarafında ise, görüşmecilerin %38’i kişiselleştirilmiş bir ürüne sahip olduğunu belirtmiş. Hangi ürünler olduğu sorgulandığında çok çeşitli cevaplar gelmiş, bunlardan bazıları; “enerji bilekliği”, “dolap”, “gemi maketi”, “çerçeve”, “kitaplık”…

Kişiselleştirilmiş bir ürüne sahip olmanın neden önemli olduğu sorgulandığında “kendim yaptığım için”, “kendi imzamı taşıdığından”, “fabrikasyon olmaması” gibi yorumlar alınmış. (“kimlik gibi bir şey olur insanlar sadece bende görür ve hatırlar”).
“Bir ürünü kendinize göre şekillendirecek, farklı yapabilecek seçenekler sunan marka aklınıza geliyor mu?” sorusuna görüşmecilerin %9’u olumlu cevap vermiş. Akla gelen markalar arasında “Samsung”, “Ikea”, “Sony”, “Zara”, “Mavi” ve “Araç markaları” belirtilmiş.
Sonuç olarak ‘’DIY’’, hem yeni bir pazar oluşturup insanları girişimciliğe teşvik ederek, hem de kişilere ‘’tüketme’’ yerine ‘’üretme’’yi vurguladığından, günümüz için önemli bir trend. İnsanların satın aldıkları ürünlerde kendi dokunuşlarını görmeleri, o ürünlerle farklı bir bağ yakalamalarına ve sonunda o ürünlerin (ve markaların) kendileri için büyük önem taşımasını sağlıyor. Markalar için uygulaması çok kolay ama etkisi çok büyük olacak bir trend. Türkiye’de de DIY’in bu denli uygulanıyor olduğu ve pozitif olarak karşılandığı görüldükten sonra markaların özellikle dikkate alacağını düşünüyoruz.

 * Generation Y Has Become Generation DIY, Jeff Fromm, Millenial Marketing & Global DIY market value 2012-2018
** The IKEA Effect: When Labor Leads to Love, Michael I. Norton, Daniel Mochon & Dan Ariely, 2011



YENİ ERGEN: SİYASAL REKLAMCILIK

by karamanni  |  in reklam at  10:07:00
Siyasal partiler bir margarin üreticisinden biraz farklıdır. Farklar şuradan gelir, üreticiler bir ürün, bir hizmet satarlar, siyasal partiler ise bir inanç satarlar.
Nedir?
Ders Kitabı: “…bir siyasi partiyi veya adayı potansiyel seçmenlere uygun hale getirmek, siyasi partiyi veya adayı en yüksek sayıdaki seçmen kitlesinin ve bu kitledeki her bir seçmenin tanımasını sağlamak, rakipleriyle arasındaki farkı ortaya koyup, en az masrafla seçimi kazanmak için gerekli olan oyu elde etmek amacıyla kullanılan tekniklerin tümüdür…”
Ne değildir?
Propaganda.
Ne zaman başladı?
1950’lerde radyo aracığıyla propaganda şeklinde,
1970’lerde dergi ve gazete ile ilk gerçek siyasal reklamcılığın temelleri atıldı,
1980’lerde siyasal reklamcılık, ilk etapta gazeteler yoluyla, nihayet yasal zeminle tanıştı,
1983’de Seçim kampanyası başarılı olan Anavatan Partisi’nin reklam çalışmalarını yürüten Manajans kurucusu Eli Acıman şöyle dedi; “...siyasal partiler bir margarin üreticisinden biraz farklıdır. Farklar şuradan gelir, üreticiler bir ürün, bir hizmet satarlar, siyasal partiler ise bir inanç satarlar. Parti bu inancı nasıl satacağını düşünür ve bu konuda uzman olmadığı için acze düşer ve bu noktada reklâm ajansına ihtiyaç duyar…”
1987’de 1983’de hazırlanan siyasal reklamcılık yasasına ek olarak radyo ve televizyon da eklendi,
1987 seçimlerinde partilerin profesyonel reklam ajanslarına outsource ettikleri kampanyaların reklam filmleri ilk defa TRT’de yayınlandı, 1991’deki genel seçimlerde, yurt dışından yabancıları siyasal reklamcılığa ANAP’a ‘danışman’ olarak sokmayı başardık ama seçim başarısız oldu,
2007’de bir işi doğru düzgün yapamayıp her şeyin dozunu kaçırdığımızdandır ki, siyasi parti reklamları yasaklanır,
2011’de yeni RTÜK düzenlemesiyle yeniden serbest bırakılır ve partiler rekor üstünde rekor kırarak deli gibi para harcar,
2014’de siyasi pazarlamayı dijitalleştirmeyi unuttuk ama reklamı yaptık.
Güncel durum.
İmaja yönelik, söylenenleri bir de yönetmenin liderliğinde, sanat yönetmenin gözünden, ve ‘güzel’ müziklerle tekrarlandığı, televizyonda reklamı bile çıkıyorsa o zaman iyidir algısını destekleyen, gündemden kopamamış, ufuk ve vizyona sahip olmayan, hayal kurdurmayan, kopyalayan, saçmalayan, aptal yerine koyan, gururla ajite eden, negativite ve pozitivite ile birbirini götüren, iz bırakmayan, inandırmayan siyasal reklamcılığı izliyoruz.
Seni ne bekliyor?
Doğru anlatamamak. Doğru anlaşılamamak.
E bu işler nasıl olacak?
kararsız-siyasal-iletişim-brandtalks
Kapanmayan bir kapıyı, hızlı çarparak kapatmayı denersin. Eğer kapanmazsa bir kez daha deneyebilirsin. Eğer o kapının kapanması şartsa bir kez daha dene. Hadi sinirlendiğini varsayalım, bir kez daha en hızlı, en güçlü ve en inançlı biçimde bir daha çarp! AmaUnutma! Sonuç ne olursa olsun, neden kapanmadığına mutlaka bir bak. Siyasal reklamcılar hizmet ettiği partileri yeniden konumlayarak tanımlamalılar. Partilerin siyasal politikalarını anlatırken kullandığı tonla, siyasal reklamlardaki ton aynı paralelde ilerlememeli. Onun yerine siyasal reklamlar bir sonraki iletişim dilini ve tonunu tanımlamalı/tanıtmalı. Samimiyet, eğlence, espri ve yaratıcılık siyasal reklamcılığın bir parçası haline getirerek ‘ne söylediğin değil, nasıl söylediğin önemlidir’ ilkesini, seçmen araştırmaları dahilinde yeniden uygulamaya başlamalı. Bir diğer önemli konuda partiye sadık seçmenler haricinde, rakip siyasi partilerin bünyesindeki seçmenleri stratejinin parçası haline getirmeli. Ve en önemlisi, parti liderlerini değişime ikna edebilmeli.
Birleşmesi gereken iki nokta.
sihir-siyasal-reklam-brandtalksSiyasi partilerin reklamı ve propagandası aslında 7/24 yapılıyor. Ağızdan ağıza, ağızdan kafaya, kafadan göze, eller-ayaklar, başlar-kıçlar hepsi faal. Sosyal medyayı da dahil ettiğimizde, o filmlerde yangını söndürmeye gelen itfaiyecinin, suyu fışkırtmak için açtığı hortumun tazyiği yüzünden elinden kaçıp sağa- sola-yukarı-aşağı deli gibi savrulması ve beş on kişinin o hortumu yakalamak için çabalaması geliyor aklıma. Sonra da tabii ki derin bir hüzün.O yüzden siyasi kurumlar aktif dönemleri boyunca yaşananları çok iyi analiz etmeli. Yaşananları hiç yaşanmamışcasına ya da yaşananları unutmamaya yemin etmişcesine bir amaçla karşımıza çıkmamalılar. Çünkü reklamla hafıza silinmez. Çünkü reklamla eksikler giderilmez, bir günde zirveye çıkılmaz. Reklamla karşındakini işaret parmağınla gösterip “seni gördüm, seni duydum, seni anlıyorum. Bekle geliyorum! Bekle düzeltiyorum! Bak bu yeni!” dersin. Çünkü ürün de olsa inanç da olsa, her şey insanların gözü önünde gelişir ve evrimleşir. Bunu unutmak, stratejide hedef kitlenin insan olduğunu unutmak gibi ve aslında unutulması imkansız olarak düşünülen bir şeydir. İşte ‘ama’ bağlacı böyle durumlar için yaratılmış. Bu arada, kısa bir süre reklamcılık da yapmış olan Mevlana, şöyle bir özlü söze de imza atmış “Gözünün gördüğünü, gönlünün gördüğüne değişirsen eyvallah. Gönlünün gördüğünü, gözünün gördüğüne değişirsen eyvah eyvah.”
Konuyla ilgili başka bir şey?
Evet. Bir film var, adı No. 2012 yapımı. 1988’de Şilili kötü bir general için yapılacak plebisitin sonucunda sandıktan ‘hayır’ çıkması için reklamcıların kullandıkları strateji ve taktikleri anlatan bir hikaye. Sonra da bu taktikler siyasal reklamcılıkta fazlasıyla kullanılmış. Sakın thepiratebay.sx’den utorrent aracılığıyla filmi indirme! Satın al. Sa-tın-al!
Son söz Necati Özkan’dan;
Siyasetle ilgili misiniz? Değilseniz bile, ilgilenmelisiniz! Çünkü siz ilgilenseniz de, ilgilenmeseniz de siyaset kadar sizin hayatınızı doğrudan etkileyen bir başka meslek dalı yoktur.
 
 

Proudly Powered by Blogger.