algı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
algı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2020 Salı

Çıpalama Etkisi

by karamanni  |  in beklenti at  11:03:00


Yazımızın başında söz ettiğimiz sorulara cevap verirken, zihninizde nicel olarak bir referans noktası oluşmuştur. Peki Mahatma Gandi'nin öldüğündeki yaşını tahmin etmenizi istediğimiz soruyu “Gandhi öldüğünde 114 yaşından büyük müydü?" veya “Gandhi öldüğünde 35 yaşından büyük müydü?” diyerek sormuş olsaydık, acaba gelen cevapların sayı ortalamalarında nasıl bir farklılık olurdu?
Kahneman ve Tversky iki gruba bu soruyu sorarak yaptıkları araştırmada, arada oluşabilecek tahmin farklılığını görmek istemişlerdir. Sonuç olarak 114 sayısını duyan insanlar, 35 sayısını duyan insanlara göre Gandhi’nin ölüm yaşını çok daha büyük tahmin etmişlerdir. Genel olarak, belirsizliğin hakim olduğu tahmin etme ya da karar alma süreçlerinde sonuç yaratmadan önce zihnimizde nicel olarak bir referans noktası belirleriz. Bireysel olarak tahmin yaparken bu noktayı "çıpa" olarak atar, cevabımızı uygun gördüğümüz yönde düzeltmeye gideriz. İşte karar verme sürecinde buna düzeltme ve çıpalama etkisi (İng: "Adjustment and Anchoring") diyoruz. Bahsedilen bu araştırmayla, doğruluğu hakkında emin olmadığımız bir tahmin sorusunda, soruda geçen bir sayının cevabımızı etkilediğini görmüş olduk. Bu durum, özellikle de sosyal bilim araştırmalarındaki anket sorusu tasarımları açısından büyük öneme sahiptir.
Daha çarpıcı bir örnek, Daniel Kahneman'nın 2011 yılında The Economist dergisinin yılın kitabı seçtiği "Hızlı ve Yavaş Düşünmek" (İng: "Thinking, Fast and Slow") adlı kitabında yer aldı. Almanya'da yapılan araştırmaya göre, 15 yıldan fazla mesleki deneyimi olanlar arasından seçilen bir hakim grubuna, hırsızlık yaparken yakalanan bir kadına nasıl hüküm verecekleri ayrı ayrı sorulmuştur. Hakimler karar vermeden önce, önlerinde yalnızca 3 veya 9 gelebilecek şekilde ayarlanan bir zar atılmıştır. Araştırmada, karar aşamasına gelen hakimlerin uygun gördükleri ceza sürelerinde şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkmıştır: Zarda 9 sayısını gören hakimler, hırsıza ortalama 8 ay hapis cezası uygun görürken, zarda 3 sayısını gören hakimler, ortalama 5 ay hapis cezası uygun görmüşlerdir. Zardaki sayı her ne kadar konudan bağımsız ve rastgele olsa da, zihnimizde çapa etkisi yaratarak, karar verme sürecimizde çok güçlü bir etki yarattığını söyleyebiliriz.
Nobel ödüllü bir başka iktisatçı Richard Thaler, Cass R. Sunstein ile birlikte yazdığı "Dürtme: Sağlık, Varlık ve Mutluluk ile İlgili Kararları Geliştirmek" (İng: "Nudge: Improving Decisions About Health, Wealth, and Happiness") adlı kitabında, çıpalama etkisiyle alakalı çok güzel bir örnek vermektedir: Eğer bağış toplayan kurumlar size 50, 75, 100, 150 dolar bağış seçenekleri yerine 100, 250, 1000 ve 5000 dolar şeklinde bağış seçenekleri sunarsa, daha çok bağış toplayabilmektedirler.
Bu örneklerden farklı olarak, sezgisel olarak yapılan sayısal tahmin çalışmalarıyla da çapalama etkisini görebilmekteyiz. Yine bir grup deney katılımcılarına "5 saniye" gibi kısa sürede 8x7x6x5x4x3x2x1 çarpma işleminin sonucunu tahmin etmeleri istenmiştir. Diğer gruba ise 1x2x3x4x5x6x7x8 çarpma işleminin sonucunu tahmin etmeleri istenmiştir. Doğru cevap 40.320 olmasına rağmen, ilk gruptaki katılımcıların çarpma işlemi sonuç tahmini ortalaması 2.250 olurken ikinci grup tahmin ortalaması 512 olmuştur. Birinci gruptaki çarpma işleminin ilk basamakları daha büyük sayılardan oluştuğu için katılımcıların tahmininde bir illüzyon yaratarak ikinci gruptan daha yüksek tahminler yapmalarına neden olmuştur.

Erkan Remzi Ulman

Temsiliyete Bakarak Karar Verme Etkisi

by karamanni  |  in beklenti at  10:55:00

Bireysel olarak bizler, belirsizlik altında, olayın gerçekleşme ihtimali hakkında belirli bir cevap vermemiz gerektiği durumlarda temsiliyete bakarak karar vermeye (İng: "representative heuristic") çalışırız. Buna, temsililik de denmektedir.

Daha iyi açıklamak için örnek verirsek: Arkadaşınız, eski komşusunu size tanıtırken "utangaç, düzenli, her zaman yardımsever, şiir sever" tanımlamalarını yapsa ve sizden bu kişinin mesleği hakkında çiftçi mi yoksa kütüphaneci mi olduğu konusunda tahmininiz sorulsa, muhtemelen cevabınız kütüphaneci olacaktır. Çünkü her ne kadar nüfusa göre kütüphanede görev alan kişi sayısı çiftçi sayısından daha az olduğunu bilseniz de size söylenen tanımlamalar kafanızdaki kütüphaneci profiline daha uygundur.
Bir başka araştırmada, deney katılımcılarına iki grup oluşturulduğu belirtilmiştir. İlk grubun 70 mühendis ve 30 avukattan oluştuğu, ikinci grubun ise 30 mühendis ve 70 avukattan oluştuğu söylenmiştir. Katılımcılardan "30 yaşında, evli, çocuğu olmayan, alanında başarılı ve yetenekli bir erkek" cümlesinin betimlediği kişinin, bu gruplar içinde mühendis olma olasılığını belirlemeleri istenmiştir. Tanımlanan betimlemenin bir mühendise ya da avukata ait özellikler ile ilgili bilgi vermediği açıkça bellidir. Fakat deney sonucunda denekler, betimlenen bu kişinin mühendis olma olasılığını ilk grupta %70 olarak (ilk grupta 100 kişiden 70'i mühendis olduğu için), ikinci grupta ise %30 olarak (ikinci grupta 100 kişiden 30'u mühendis olduğu için) söylemek yerine, her iki grup için olasılığı %50 olarak belirtmişlerdir. Yani denekler, seçeneklerin temel oran olasılığından ziyade, aslında değerlendirmede anlamsız olan bir betimleme cümlesinin zihinlerindeki temsiliyet olasılığını dikkate alarak karar vermişlerdir.
Temsililik kısa yolunun kullanılması günlük hayatta ciddi yanlış anlamalara neden olmaktadır. Yazı tura atmak gibi şansa dayalı olaylarda, üst üste yazı geldiğinde insanlar, bir sonraki atışın tura gelme ihtimalinin daha yüksek olacağı fikrine kapılmaktadırlar. Madenî parayı üç kez üst üste havaya atarsanız her seferinde tura geldiğini görürseniz, parada bir gariplik olduğunu düşünürsünüz. Oysaki aynı işlemi birçok kez tekrarlarsanız üç kez arka arkaya tura gelmesi o kadar anormal gözükmez. Bu konuda daha fazla bilgi almak için, Kumarbaz (Monte Carlo) Safsatası ile ilgili yazımızı okuyabilirsiniz.
Benzer bir durumu basketbol maçlarında sıcak el yanılgısı (İng: "hot hand fallacy") olarak biliyoruz. Basketbol spikerlerinin son atışlarında isabeti yakalayan sporcular için maçlarda sıklıkla kullandığı "eli çok sıcak" ifadeleri tamamen bir başka yanılsamaya örnek teşkil ediyor. Sporcunun son atışlarına göre gelecek atışında da isabeti yakalayacağı düşünülüyor. Davranışsal ekonomistlere göre bu durumu destekleyen hiçbir bilimsel çalışma bulunmuyor. Aksine, yapılan incelemede, spikerler, "Oyuncunun eli ısındı." demeye başlamadan önce üçlük atışlarının isabet oranı %80,5 olan oyuncuların, bu konuşmadan sonra atışlarında sadece %55,2'lik bir isabet yakaladıkları görüldü.


Erkan Remzi Ulman

Özgürlükçü Paternalizm: Gün Boyu Yaptığınız Seçimlerde Ne Kadar Özgürsünüz? Ve Seçim Mimarları, Kararlarınızı Ne Düzeyde Etkiliyor?

by karamanni  |  in pazarlama at  10:47:00

"Hayat, yaptığımız seçimlerden oluşur." cümlesini birçok defa duymuşsunuzdur. Özellikle halk arasında çok popüler olan bu cümlenin genel çerçevede doğru olduğunu düşünebilirsiniz. Her gün yaptığımız kıyafet seçiminden akşam yemek seçimimize kadar yaşamımızın içerisinde küçük ya da daha kapsamlı sayısız seçim yaparız. Her seçimimizin aslında yeni bir seçim ve diğer seçimleri etkileyen bir sonuç doğurur. Peki yaptığınız seçimlerde tamamen kontrolün sizde olduğunu düşünüyor musunuz? Ya da başka bir ifadeyle bu seçim ortamını tasarlayan bir etki söz konusu mudur?
Nobel ödüllü iktisatçı Richard Thaler ve Cass R. Sunstein "Dürtme: Sağlık, Varlık ve Mutluluk ile İlgili Kararları Geliştirmek" (İng: "Nudge: Improving Decisions About Health, Wealth, and Happiness") adlı kitabında bu sorulara cevap ararken, "seçim mimarı" kavramını ortaya koyuyor. Seçim mimarı, insanların karar verecekleri ortamı organize etme sorumluluğu alan kişidir. Daha anlaşılır bir ifadeyle seçim mimarı, insanlara sunulan seçeneklerin planlamasını yöneterek seçimlerimizi yönlendiren kişi ya da kurumdur diyebiliriz. İnternette dolaştığımız siteleri tasarlayan, her gün elimizin altında olan sosyal medya platformlarının kullanımını düzenleyen, marketlerde raflarda nerede ne olacağını karar veren kişiler aslında birer seçim mimarıdır. Bir seçimde adayları seçmek için oy verenlerin kullanacağı pusulayı tasarlayan kişiler, hasta için ilaçlar tavsiye eden bir doktor, sürekli karşımıza çıkan çeşitli sebeplerle doldurmamız gereken formları tasarlayan kişiler seçim mimarlarıdır.
Seçim mimarı kavramını ve etkisini Richard Thaler ve Cass R. Sunstein açık büfe öğrenci yemekhanesi örneğiyle çarpıcı bir şekilde açıklamaya çalışıyor. Bu örneğe göre, bir öğrenci yemekhanesi müdürü yaptığı çeşitli uygulamalar sonucu öğrencilerin yemek seçiminin, yemeğin ne olduğundan çok yemeklerin dizilişiyle alakalı olduğunu fark ediyor. Öğrencilerin yemek dizilişinde ilk başta ve en sonda olan yemekleri ortada yer alan yemeklere göre daha fazla tercih ettiğini belirliyor. Ayrıca yine öğrencilerin yemek seçerken göz hizasında olan yemekleri arka planda kalan yemeklere göre daha fazla tükettiği ortaya çıkıyor.
Evet, tahmin edeceğiniz üzere bu örnekte yemekhane müdürü bir seçim mimarı. Müdür elde ettiği bu bilgileri kullanarak istediği yemekleri öğrencilerin daha fazla tüketmesini sağlayabiliyor. Yani eğer yemekhane müdürü öğrencilerin tatlılar, hamburgerler ve kızartılmış ürünlerden ziyade daha sağlıklı besinler olan meyveleri ve sebzeleri tüketmesini isterse bunları belirlediği avantajlı konumlara yerleştirerek sağlıklı ürünlerin tüketimini arttırabilir. Bu sayede seçim mimarı müdür, öğrencilerin yemek seçimlerini yaptığı ufak bir değişikle etkilemiş oluyor.
Yemekhane müdürünün öğrencilerin seçim kararlarını düzenleyerek almış olduğu bu sorumluluk ve etkileme davranışı bizi yine Richard Thaler ve Cass R. Sunstein ilk kez 2008'de ortaya koyduğu "dürtme" (İng: "Nudge") kavramına götürüyor. Yazarlar, insan davranışlarını tahmin edecek bir biçimde, seçenekleri yasaklamadan ya da insanların karşılaştığı ekonomik teşvikleri fazla değiştirmeden yönlendiren seçim mimarisine "dürtme" adını veriyorlar. Dürtme, bireylerin tercih etme özgürlüğünü azaltmadan, olumlu bir yöne itilmeleri işidir. Dürtmeler, birer emir değildirler. Meyveleri göz hizasında bulundurmak bir dürtme kabul edilirken, abur cuburların veya kızartılmış ürünlerin "yasaklanması" dürtme sayılmaz. Bireylerin karar verme sürecinde zihinsel sapmalarından dolayı finansal durumlarını daha iyi hale getirmek için Thaler'in tabiriyle dürtmek gerekir. İşte tüm bu yöndeki dürtme davranışları davranışsal iktisadın (İng: "Behavioral Economics") pratiğe geçişini amaçlar.
Dürtme olarak tanımlayabileceğimiz sayısız örnek verebiliriz. Enerji tasarrufu konusunda bir dürtme olarak kamu spotları kullanılabilir. "Eğer enerji tasarrufu yöntemlerini kullanırsanız yılda 350 dolar tasarruf etmiş olursunuz" demek yerine "Enerji tasarrufu yapmazsanız yılda 350 dolar kaybedeceksiniz" demek daha etkili bir strateji olacaktır. Öte yandan pazarlamacılar bu sosyal etkilerin farkında seçim mimarları olarak kendi ticari faaliyetleri için bazı dürtmeler kullanabilirler. Çoğunluğun kendi ürünlerini tercih ettiğini ya da başka ürünlerden kendi ürünlerine geçtiğini söyleyerek sizi dürtmeye, etkilemeye çalışırlar.
Bir başka örnek olarak, Amsterdam, Schipol Havaalanı'ndaki temizlik birimi yöneticileri erkekler tuvaletindeki her klozetin içine karasinek görseli/çıkartması koymuşlardır. Yetkililere göre, erkekler ihtiyacını giderirken çoğu zaman dikkatsiz davranarak klozetin dışını kirletmektedirler. Ama klozet içindeki karasinek çıkartması, erkeklerin o noktaya odaklanmasını sağlayarak, çevrenin temiz kalmasına sebep olmuştur. Bu dürtme sayesinde idrar sıçratma oranının yüzde 80 oranında azaldığını görmüşlerdir. Doğal olarak bu sonucun temizlik için harcanacak su tüketiminde tasarruf sağladığını söyleyebiliriz.

Özgürlükçü Paternalizm Nedir?

Gördüğünüz gibi, küçük ve önemsiz gibi görünen ayrıntılar insanların seçimlerinde dolayısıyla davranışlarında büyük etkilere neden oluyor. Tüm bunları göz önüne aldığımızda seçim mimarlarının iyi olan seçeneğe doğru dürtme yapmasının en doğru kullanım olacağı aşikardır. İşte bu noktada aslında birbirine zıt anlamlı iki sözcük olarak düşünebileceğiniz ama birlikte kullanıldığında farklı bir anlam kazanan özgürlükçü paternalizm (İng: "Libertarian Paternalism") kavramına ulaşıyoruz. Özgürlükçü paternalizm politikasına göre insanlar, seçimlerine bir kısıtlama getirmeden doğru olan seçeneklere yönlendirilmelidir.
Richard Thaler ve Cass R. Sunstein' in ortaya çıkardıkları bu kavramı açıklamak için; aslında "özgürlükçü" derken seçme hakkını ya da seçimlerimizde özgür olmayı koruyacak veya arttıracak politikaları kastederken, "paternalizm" derken ise kaynağını daha uzun, daha sağlıklı ve daha iyi bir yaşam sürmelerini sağlamak için seçim mimarlarının insanların davranışını etkilemeye çalışmasının meşru görmeyi kastettiklerini söylemektedirler. Yani özgürlükçü paternalizm savunucuları, dürtmelerden uygun biçimde yararlanarak bunu bireylerin seçme özgürlüğünden taviz vermeden insanların hayatını olumlu yönde etkilemeyi savunmaktadırlar. İnsanlar sigara içmek istediklerinde, aşırı tatlı yemek istediklerinde ya da sağlıklarıyla ilgilenmediklerinde, özgürlükçü paternalist strateji onlardan bunların tersini yapmalarını istemeyecek, onları zorlamayacaktır.

Özgürlükçü Paternalizm Neden Önemli?

Biz en doğru seçimler yapmak için kendi içimizde zorlu mücadeleler verirken rekabetçi piyasalar son derece direncimizi kıracak ve bizi kötü seçimlere götürecek alternatif yollar arayacaktır. Seçim mimarları, bireyleri yönledirme yaparken kullanıcıların değil kendi çıkarlarını (ya da işverenlerini) düşünebilirler. Kamu sektöründe ya da özel sektörde ısrarcı ve kararlı insanlar uyguladıkları dürtmelerle grupların fikirlerini istedikleri yöne çekebilir. Bu noktada toplumun sağlık, zenginlik ve mutluluk refahının yükselmesi doğru özgürlükçü paternalist uygulamalarının her alanda yaygınlaştırılmasıyla mümkün olabilir. İşverenler seçim mimarı olarak sağlık ve emeklilik planları gibi konularda çalışanlarına yardımcı olabilecek dürtmelerde bulunabilirler. Hem para kazanmak isteyen hem de iyi işler yapmak isteyen özel şirketler sera gazı salınımını azaltabilecek dürtmelerden yararlanabilirler.
Özel sektörde uygulanabilecek bu tip özgürlükçü paternalist dürtmeler olduğu gibi devlet politikalarında da kullanılabilecek dürtmeler vardır. Bildiğiniz üzere devletler daha fazla hayat kurtarabilmek için organ bağışını arttırmayı hedeflemektedirler. Devlet politikası olarak uygulanan çarpıcı bir dürtme olarak organ bağışında "varsayılan seçenek" dürtmesini örnek verebiliriz. Organ bağışçısı olmak için kayıt yaptırmanın zorunlu olduğu Almanya'da organ bağışçısı olanların oranı yüzde 12'yken, organ bağışçısı olmamak için kayıt yaptırmanın zorunlu olduğu Avusturya'da bu oran yüzde 99 olmuştur.

Sonuç

Görünüşte zayıf, önemsiz gibi görünen sosyal normlar davranışlarımızı fazlasıyla etkiliyor. Bireylerin karar verme sürecinde kararlarını derinden yönlendiren seçim mimarı olan kişiler ya da kurumlar, bilişsel sapmaları dikkate alarak dürtmeler oluşturuyor. Böylelikle iyi ya da kötü seçim mimarisiyle hayatımızın her alanında karşılaşıyoruz. Bu sebeple hükümetler ve piyasalar özgürlükçü paternalist stratejiler ile oluşturulan yönlendirmeler birlikteliğiyle toplumun refahını arttırma çalışmalarını teşvik edebilirler.


Erkan Remzi Ulman

11 Temmuz 2017 Salı

Renklerin anlamları ve kişiliğe göre renk seçimi

by karamanni  |  in Göstergebilimi at  10:40:00
Renkler hayatımızın her alanında var olan bizi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen önemli unsurlardan biridir. Yaşadığımız her an, gözlerimizin önünde onlarca renge maruz kalırız. Kimi zaman gördüğümüz onca renk arasından ilgimizi en çok çeken renge doğru yoğunlaşır, rengin büyülü etkisine kendimizi bırakıveririz. Renkler hayata bakış açımızı doğrudan etkileler. Bazı renkler bizi derin düşüncelere sürüklerken bazı renkler içimizi enerji ile doldurarak hayat enerjimizi yerine getirir. Giydiğimiz kıyafetlerin rengi, karşımızdakilerin kullandığı aksesuarlar bile insanların bakış açılarını etkilerler. Bu sebeple renklerin hayatımızdaki önemi küçümsenmeyecek kadar fazladır. Bu yazımızda bu durumdan yola çıkarak biz de renklerin anlamları, renklerin kişilik üzerindeki etkileri, hayatımızda hangi renkleri kullanmalıyız gibi birçok soruya yanıtlar vermeye çalışacağız. Öncelikle renkleri psikoloji bilimine göre anlamlandırmakta fayda var. İşte renklerin psikolojik anlamları:

Sarı Rengin Anlamı


Sarı renk, bilindiği üzeri bilimin ve yaratıcılığın rengidir. Çevremizde bu rengi altının üzerinde güneşe baktığımızda görebiliriz. Ayrıca dikkat çekme özelliği olması sebebi ile sarı renk taksilerin üstünde de olmaktadır.
Sarı rengin anlamını tonları ile değerlendirmek çok daha anlamlı olacaktır. Çünkü açık sarı rengi enerjiyi ve tazeliği simgelerken, soluk sarı renkler çürüklüğü ve tembelliği ifade eder. Bununla birlikte sarı rengin kişilikler üzerindeki etkilerini göz önüne alacak olursak, sarı rengi sevenlerin ayran gönüllü, şıpsevdi veya yaptığı işten kolay sıkılan kişilikler olduğu kanısına varabiliriz. Ayrıca sarı rengi seven insanların özgür ve bağımsız bir ruha sahip oldukları da söylenebilir.

Siyah Rengin Anlamı

siyahrenginanlami
Siyah duruşu ve kullanımı açısından diğer renklerden farklı konumdadır. Güneş battığından gün sona ermeye yaklaştığında bu renk çepeçevre sarar dört bir yanımızı, siyah renge maruz kalırız. Psikolojik olarak konuyu ele alacak olursak da siyah rengin günahları örttüğüne, kötülüklere kapılarını açtığına kanaat getirebiliriz. Karanlık güçlerin ve kötü emellerin hayat bulduğu renktir siyah. Bununla birlikte siyah renk asaleti ve dayanıklılığı ve bilgeliği de temsil eder. Siyah rengi seven insanların aynı zaman asalet ve dinginliği de tercih eden insan grublarındandır.
Tekstil sektörünün önemli renklerinden biridir siyah. Kiloluyu zayıf gösterme yeteneğine sahip olan bu renk kadınlar tarafından çok sevilerek tercih edilir. Erkekler ise bu rengi güçlü görünmek için tercih ediyor olabilirler.

Mavi Rengin Anlamı


Hayatımızda maruz kaldığımız en önemli renklerden biridir mavi. Su, deniz, gökyüzü mavidir. Ferahlık hissini bünyemize derin derin işler bu renk. Mavi gözlü olmak bile ayrıcalık kabul edilir toplumumuzda. Mavi sadece bir renk değildir der edebiyatçılarımız, anlam katarlar bu renge soyutlaştırırlar bu rengi.
Mavi rengin psikolojik olarak birçok etkisi vardır. Performans gösterme becerimizi arttırtığı gibi odaklanmamıza ve sakinleşmemize de yardımcı olur. İş görüşmelerinde mavi giyilmesi tavsiye edilir, çünkü mavi renk sadakatin, bağlılığında rengidir aynı zamanda.

Mavi rengi seven insanlar ise çevreleri ile uyum içinde ilişkiler kuran sosyal insanlardır. Hoşgörülü ve anlaşma yanlısı bir tavır takınırlar her zaman. Fedakarlık seviyeleri de yüksek olan bu kişilerin kendilerini yıpratmamaları için de ilişkilerinde titiz davranmaları gerekmektedir.

Kırmızı Rengin Anlamı

kirmizirenginanlami
Renklerin anlamları konuşulduğu her zaman en çok konuşulan renk olmuştur kırmızı. Kırmızı rengi hayatımızda pek çok alanda kullanılırken görebilir, satış ve pazarlama taktiklerinde, savaşlarda tutkunun ve gücün geçirildiği her görsel içerisinde, Türk bayrağımızın dalgalandığı her kumaş taneciğinde kırmızının ihtişamlı duruşunu takip edebiliriz.

Kırmızı renk kullanım alanlarından da tahmin edilebileceği gibi tutkunun, hırsın ve gücün simgesidir. Kırmızı rengi seven kişileri hırslı ve tutkulu kişiler olarak bilinirler. Kırmızı rengin insanları ateşleyici etkisinin de olduğunu düşünülünce aşkın ve pazarlamanın da bir numaralı rengi olduğu kanısına varabiliriz. İnsanları etkilemek ve hareket geçirmek için siz de kırmızı rengi rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Yeşil Rengin Anlamı

yesilrenginanlami
Yeşil renk, hayatımıızın pek çok alanında rastladığımız ana renklerden biridir. Yeşil rengi görünce çoğunlukla aklımıza doğa gelir. Doğal güzelliklerin ve baharın rengidir yeşil. Oksijeni bol, doğası muhteşem yerleri tarif ederken yeşil rengi baz alırız. Yeşil aynı zamanda sakinleştirici özelliğine sahip olduğu için sinir sistemini rahatlatır. Bu sebeple hastanelerde hastaların daha rahat hissetmesi için yeşil renk kullanılır.

Yeşil rengi tercih eden insanların kararlı oldukları ve insanlara değer verme konusunda uzman oldukları söylenebilir. Yeşil rengi seven insanlarda otorite kurma çabaları da zaman zaman görülmektedir.

Beyaz Rengin Anlamı

beyazrenginanlami
Beyaz bilindiği üzere saflığın ve temizliğin renklendirilmiş halidir. Bu sebeple evlenen kızların gelinlikleri beyaz renktedir. Ayrıca beyaz renk temizliği de ifade ettiği için doktorlar ve hemşire üniformaları beyaz renklidir.

Beyaz rengi tercih eden insanlar daha minimal düşünen, hayal gücü yüksek ve yaratıcı insanlardan oluşur. Temiz olmayı ve ferah hissetmeyi severler.

Mor Rengin Anlamı

morrenginanlami
Mor renk her daim asaletin rengi olmuştur. Zarafet ile birleştiğinde harika bir uyumu yansıtan mor renk, lüks yaşantının vazgeçilmez renklerinden biridir. Mor renk evlerde sıklıkla kullanılan bir boya badana rengidir.


Mor rengi seven insanlar romantik duyguları bünyesinde barındıran zarif ve güçlü duran insanlardır. Sanatın ve duygusal müziklerin rengi de her zaman mor olmuştur.

Turuncu Rengin Anlamı

portakalrenginanlami
Turuncu renk özellikle günümüz mobilyalarında sıkça kullanılır. Heyecan veren işlerin, çoşkunun ve sevincin rengidir. Dijital alanlarda kullanıldığı turuncu renk yaratıcılığı ifade eder. Yaratıcılık anlamındaki ana renktir, çünkü turuncu renk zihni açar ve zihnin çalışmasını hızlandırır.

Turuncu rengi seven kişilerin yaşamlarında daha sosyal olduğu ve dışa dönük bir profil çizdiği söylenebilir. Genellikle hayatlarında aktif olan kişiler turuncu renge bayılırlar.

Kahverengi Anlamı

kahverengianlami
Kahverengi mobilyanın ana rengidir. Genellikle sağlamlığı ve şıklığı ifade eder. Olgunlu ve güvenilirlik kelimelerini bir cümle içinde kullanacak olursak o cümleyi kahverengi boya ile boyamamız gerekecektir.

Kahverengi seven kişilerde ise aşırı duygusal olmalarının yanı sıra kendilerine güven duyabilecekleri birini ararlar. Yalnızlık onlar için kaçılması gereken bir köpek gibidir, asla sevmezler ve sürekli korkarlar.

Pembe Rengin Anlamı

pemberenginanlami
Pembe renk, şirinliğin, sempatikliğin ve çocuksuluğun rengidir. Süslü bayanların çok sık kullandığı bu renk hayalleri ve güzelliği simgeler. Sinirleri giderici ve sakinleştirici etkileri vardır.
Pembe rengi seven kişiler tahmin edildiği üzere duygusal olmalarının yanı sıra aynı zamanda hayatların içten içe bir çekingenlik barındırırlar. Geçici duyguları ile tanınan bu kişilerde sıklıkla değişen düşüncelere rastlanabilir.

Gri Rengin Anlamı

grirenginanlami
Gri renk, doğuşu itibari ile arada kalmışlığın ve kararsızlık içinde karar verenlerin rengidir. Gri renk biyolojik organımız gözün en rahat algıladığı renktir. Ciddiyetin ve diplomasinin resmi rengi olan gri, yapılarda çok sık kullanılmaz.

Gri rengi seven insanlar ilişkilerinde kuralcı ve resmiyeti önemseyen insanlardır. Bununla birlikte turuncuyu seven insan tipleri griyi biraz itici bulabilirler.


www.boyacimgelsin.com

31 Ağustos 2016 Çarşamba

Bir ürün alırken daha çok neye dikkat edersiniz. Hizmetlere mi Ürünlere mi?

by karamanni  |  in sadakat at  13:15:00
Romanyalılar’ın % 83’ü teknik mağazalarda en büyük ürün yelpazesini sunanları seçerlerken, Türkiye ve Polonya’da ise seçim, fiyat ve çeşitli kampanyalara göre değişiyor.
4Service şirketi, müşteri istekleri ve beklentileri üzerinde yaptığı uluslararası araştırmada; Romanya, Bulgaristan, Polonya ve Türkiye’deki beyaz eşya ve elektronik mağazalara gelen müşterilerin seçimini etkileyen faktörleri açıkladı.

Seçim kriterleri
Romanya’da akıllı cihaz almak isteyen bir insan, öncelikle en büyük seçeneği sunan mağazaya gidiyor. Ayrıca daha önceki olumlu deneyim, araştırmaya katılanları istedikleri ürünü aynı mağazadan almaları konusunda % 58 oranında teşvik ediyor, fakat aynı olanak Türkiye’deki müşteriyi hiçbir şekilde etkilemiyor.
Araştırmaların sonuçlarına göre, Türkiye’deki ARÇELİK elektronik mağazası % 40 oranındaki tavsiye ile en çok tercih edilenidir. Ayrıca kaliteli hizmet sunma konusunda VESTEL PAZARLAMA A.Ş. Casper, BEKO, Samsung ve İklimSA tavsiye edilen diğer markalar arasında yer aldı.
Fiyat politikası – mağazalarda verilebilecek ayrı bir hizmettir.
Türkiye’de, Polonya’da ve Bugaristan’da çoğu insan büyük elektronik mağazalarda alışveriş yapmaktan hoşlanıyor. Bu insanların dikkatini çeken faktörler arasında, öncelikle uygun fiyatlar ve özel kampanyalar yer alıyor. 
Uygun fiyatlar daha iyi hissettiriyor ve daha sonra müşteri, seçtiği uygun olan markaya tekrar başvurmak istiyor..
 Evgeniy Lobanov 4Service Türkiye şubelerinin sorumlu müdürünün söylediğine göre hizmet, müşterinin içinden doğan bir histir. Her yeni fırsat, mesela kampanya, indirim ya da puanlar bir müşterinin sadakatini kazandırır. Bu sadakat o kadar güçlüdür ki, müşteri bazen ürünün teknik kusurlarını göz ardı bile edebilir.
Araştırma ayrıca şunu gösterdi ki, bazı müşteriler seçim yaparken tanıdıklarının ya da mağazadaki çalışanın tavsiyelerinin etkisi altında kalıyorlar. Bu durumda, ürünün kendi özelliklerine çok dikkat etmiyorlar. Bu durum en çok Bulgaristan’da, en az ise Romanya’da geçerlidir. (Romanya’da sadece  % 2 oranında başkalarının tavsiyelerine dikkat ediyorlar.)
Hizmet, güzel duyguların satıcıdan alıcıya iletilmesidir.
Mağazadaki çalışan elemanlar, müşterinin ürün hakkındaki fikirlerini oluşturur.
Romanya’daki % 92 katılımcıya göre; ürünler hakkında bilgi sahibi olunması, en önemli kriterlerden biridir. Polonyalılar’ın % 59’u da aynı fikirde. Fakat Türkiye’de bu kriter ile müşterilerinizi şaşırtamazsınız, çünkü % 74’e göre satıcının en önemli nitelikleri; nezaket ve güler yüzlülüktür. 
İlginç bir gerçek karşımıza çıkıyor; Romanya’da güler yüz o kadar önemli değil, çünkü bunu zaten olmazsa olmaz olarak görüyorlar ve bu nedenle de en önemli nitelikler arasında en sona koyuyorlar.
Hizmet hızı, müşterileri çok etkiler; ama Polonya’da bu geçerli değildir. O ülkede alışveriş, daha çok satıcının ısrarıyla yapılıyor.
Üreticinin markasına olan duyguları önemidir!
4Service araştırmalarına göre, satıcılar çoğu zaman müşteriye gerekli olan şeyi değil, kendi hoşlarına gideni sunmaya çalışıyorlar. Bazen motivasyon düşük olduğundan, bazen ise ürünün kaliteli olduğuna inanmadıklarından dolayı marka hakkında kötü bir yorum yapabiliyorlar. Bu durumda üretici, markanın imajını iyileştirmek için çabalamalıdır.

Birinci sınıf bir markaya çok para ödediğimizde mükemmel hizmet de alabiliyor muyuz?
4Service gizli müşteriler Türkiye’deki en büyük teknolojik mağazalarda dünyaca ünlü akıllı telefonları almaya çalıştılar. Fakat, bazı satış danışmanları ‘luxury’ grubuna giren akıllı cihazların popüler olduğunun dışında başka bir bilgi veremediler.
Net sorular ancak markanın adı ile cevaplandırılıyordu. Teknik özelliklerinin avantajları, işlevleri, modern tasarım sadece marka adından yola çıkarak anlaşılıyordu. Samsun Galaxy S6 bu durumda güzel bir alternatifti.
Bu nedenle, müşteriye yönelik olmak, elemanlarınızı iyi bir şekilde eğitmek, her markanın avantajlarını doğru bir şekilde açıklamalarına önem vermek, satışlarınızı artırmak demektir.
Genel istatistiklere göre; her dört müşteri, hiçbir zaman mükemmel bir hizmet alamadı
Romanya’daki müşteriler için en büyük dezavantajın kasadaki uzun sıralar olduğu açıklanmıştır. % 91’lik bir kesim, sırf bu nedenle alışverişi bırakıp hiçbir şey almadan bile gidebiliyor.
Hangi ülke olursa olsun, satıcı iş yerinde değilse, ya da eleman nazik davranmıyorsa, ürün seçeneği de çok değilse alışveriş stresli hale geliyor.

Bu araştırma 2016 Mayıs ayında 4Service Group tarafından yapılmıştır. Bu araştırmaya Romanya’daki, Bulgaristan’daki, Polonya’daki, Türkiye’deki bankaları, teknik ve elektronik mağazaları 800 müşteri katılmıştır. 
________________________________________________________________________________________________




24 Aralık 2015 Perşembe

Algılama Yönetimi ile PR farkı nasıl anlaşılır?

by karamanni  |  in halkla at  10:59:00

İşlerin normal yürüdüğü bir ülkede algılama yönetimi kavramı halkın gündemine gelmez. Bir ülkede herkes algılama yönetimi kavramından bahsediyorsa bunun iki sebebi olabilir: Ya ülkede gerçek bir baskı rejimi kuruluyordur. Veya bu kavramı cümle içinde kullanarak “bakın ben neler biliyorum” diye hava atan insanlar türemiştir. Bu ikisi de bizim ülkemizde olmayacak şeyler değil.

PR, algı yönetimini temel almayan, gerçek ve açık bir ilişki yönetimi yaparak güven ilişkisi yaratma üzerine kurulu bir disiplindir. PR’ın temeli iletişim değil, ilişki yönetimidir. PR yaparken bir markayı belli bir kitleye beğendirmek için algılarını yönetmeye kalkamazsınız. Tam aksine, onların sizi beğenmesini sağlayacak kriterlerin neler olduğunu öğrenir ve tam da onların olmanızı istediği şey olmaya çalışırsınız. Daha fazlasını önermek istiyorsanız, bunu da iletişimle onlara aktarır ve ikna sürecini başlatırsınız. İkna olmaları için en ufak bir masum yalanı bile işin ve iletişim süreçlerinin içine katmamanız gerekir.

Türkiye’de bu kavram hakkındaki farkındalık arttıkça dedikodusu da artıyor. Özellikle de siyasi olaylar hakkında algı oyunu, algı projesi gibi yakıştırmaların sayısı son dönemde arttı. 17 ve 25 Aralık olaylarının da algı operasyonu olduğunu düşünenlerin sayısı oldukça fazla.

Bir olayın algılama yönetimi olup-olmadığını ortaya çıkarabilmenin tek yolu iyi işleyen bir hukuk sistemidir. Hukuk, bir olayın ardındaki gerçekleri bulma işidir ve doğru işletilirse bir algı yönetimi projesini de açığa çıkarabilir. Ancak bir şekilde konu hukuka intikal etmezse, algı yönetimi devam edebilir.

Son söz olarak şu deyişi hatırlatmak isterim: “Bir aptalı her zaman kandırabilirsin. Ama her aptalı her zaman kandıramazsın.” Siz doğrudan, açık ve şeffaf olmaktan, dürüstlükten asla kaçınmayın. Her gün, her gün, yeniden işinizi en iyi şekilde yapmaya ve gerçek itibarı inşa etmeye odaklanın.


 - www.thebrandage.com

Algılamayı doğru anlamak için ölçmek şart

by karamanni  |  in algı at  10:58:00

Bu örneklerden, algılama yönetimi içi boş bir sistemdir sonucu çıkmamalı. Nihayet kitleler üzerinde ve iletişimde ne kadar önemli olduğu, bizzat algılamanın nasıl işlediğinden belli.

Özellikle kısa vadeli iletişim çalışmalarında veya kısa vadeli sonuç beklenen kampanyalarda algıları anlamak ve yönlendirmeye çalışmak önemlidir. Bunun nedeni çok basit: Hedef kitle ve paydaşlar kısa süreli kampanyalarda deneyimleme (test etme) şansı bulamayacağı için algıları hedef alan kampanyalar kısa vadede işe yarayabilir. Siyasi kampanyalar, seçim kampanyaları, ödüllü yarışmalar, belli bir zamanı olan etkinliklere bağlı kampanyalar ve her türlü etkinliklerin algılarda bırakacağı iz çok daha önemlidir.

Örnek vermek gerekirse; dünya kupası yaklaşırken yapılacak bir promosyon kampanyası veya bir markanın satışlarını belli bir dönemde artırmak için düzenlenecek sosyal medya kampanyası gibi işler kısa vadede sonuç elde etmeye odaklanır. Seçim kampanyaları da, oy isteyen aday ile oy verecek seçmen arasında, mesaj-performans açısından ters bir ilişkiye sahiptir. Adaylar, seçilecekleri dönem, yani gelecek için vaatte bulunur ve seçmenden oy isterler. Seçmen ise henüz performansını görmeden bir karar vermek zorundadır. Burada da algıların ne olduğu çok önemlidir. Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim dönemi haricinde de seçmene sürekli “biz yaparız” ve “bunlar yapamaz” diye propaganda yapması akıllıca bir mesajdır. Erdoğan bunu o kadar çok tekrar etmektedir ki, seçmenin zaten iktidara getirmeden muhalefetin yapıp-yapamayacağını görebilmesi mümkün olmadığı için, bir şekilde Erdoğan seçmene “bunlara oy vermenize gerek yok” demiş olmaktadır.

Erdoğan’ın henüz girmediği seçimlerde bile favori gösterilmesinin bir nedeni de işte kurduğu bu algıdır. Muhalefet bir gün, “Seçmenin algısında ben neredeyim, rakibim nerede? Şu her gün konuştuğumuz kavramlar nerede?” diye sorup öğrenmeye çalışırsa, hangi mesaja daha çok yüklenmesi, hangi mesajı tekrar etmemesi gerektiğini daha net görecektir. Tabi bu mesaj tasarımı için işe yarayacak bir algı ölçümlemesidir, unutmayalım ki, bu kadarı da muhalefetin seçim kazanmasını sağlamaz. Çünkü muhalefet ne yapıp-edip, seçmenin kendilerini deneyimleyip memnun kalmasını sağlamalıdır. Ak Parti’nin yerel yönetimlerden bu 12 yıllık kesintisiz başarıya gelmiş olması, bunu çok iyi şekilde açıklamaktadır.


 - www.thebrandage.com

Markalar algılama yönetimi yapmalı mı?

by karamanni  |  in algı at  10:57:00

Bir çok alanda olduğu gibi iletişimde de bir “kayıt içi – kayıt dışı” ayrımı yapacak olsaydık, kayıt içi ve legal olan iletişim yönetimine PR diyecektik. Kayıt dışı ve illegal olan iletişime de algılama yönetimi diyecektik.

Markalar algıyı ölçmeli ama algılama yönetiminden uzak durmalı. Eğer algıyı ölçmezseniz, hedef kitlenize ve paydaşlarınıza vereceğiniz mesajların hedefi vuran, net ve doğru bir biçimde tasarlandığından ve işe yaradığından emin olamazsınız. Ancak bizim işimiz bu kadarla kalmıyor. Algıda bir yere ulaşmakla, markamızı bir yere taşımış olamıyoruz. Bizim işimiz, markayı algıda değil, gerçekte olması gereken yere taşımaktır.

Bunun yolu da şirketin yönetim performansını, müşterilerin markayı deneyimledikleri tüm noktaları ve memnuniyet performansını yönetmekten geçer. Şirketinizin ve markanızın itibarını oluşturan onlarca parametre vardır ve bunların sadece bir veya ikisi algıya dayanır. Diğer parametrelerin tamamı, somut ve rakamlara dayalı verilerdir.

Markalara, algılanan itibara para harcamamalarını tavsiye ederim. Her zaman kalıcı ve gerçek değerler yaratmanın peşinde olmalısınız çünkü modern ekonomide değer üretimi de bu şekilde gerçekleşir. Uzun vadeli ve gerçek bir ilişki ve itibar yönetimi için algılama yönetiminden kaçınmak ve gerçek bir PR (ilişki) ve itibar yönetimi yapmak gerekir.

 - www.thebrandage.com

Ticari ürün olarak algılama yönetimi nedir?

by karamanni  |  in algı at  10:56:00

Ticari ürün olarak algılama yönetimi diye bir kavram olamaz. Ancak yine 90’larda başlayan bir PR akımı olan “stratejik iletişim yönetimi” bu mesleğin gündemine algılamayı soktu. Bu döneme kadar PR ve tanıtımın başarısı ölçülürken mesajın kaç kişiye ulaştığına, medyada ne kadar alan kapladığına ve bunun reklam eşdeğerine bakılırdı. Ülkemizde PR şirketleri reklam eşdeğeri çirkinliğini çok geç olmadan terk etti. Dünyada bu ölçümlemeyi sürdüren nice ünlü markalar, şirketler var. Maalesef.

Bahsettiğim bu ölçümlemeler, iletişimde verilmek istenen mesajların hedef kitlede nasıl anlaşıldığına bakmıyordu! Görmezden gelinen bu alan için hedef kitlenin algısında ne olduğunu anlamaya yarayan algılama araştırması ürünü kullanılmaya başlandı.

Pazarlamada başarıyla kullanılan bu yöntem, kurumsal iletişimde markaların, üretim ve satış dışındaki diğer performans alanlarında da hedef kitlesinin ve paydaşlarının “nasıl algıladığını” öğrenmek amacıyla kullanıldı. Bu model araştırmaya katılanların algısına yerleşmiş olan bilgiyi buluyordu. Başarılıydı ama ciddi bir eksiği de vardı: Ankete verilen yanıtların ne kadar “geniş zamanlı” bir algı olduğunu ve kökenlerini bulamıyor, sadece anketin yapıldığı anki algıyı ölçebiliyordu.

Daha önce algılamayı hiç dikkate almayan, sadece hedef kitleye mesajını iletmeyi iletişim yapmak olarak anlayan düşünceden daha ileri bir düzeye geçilmesi anlamında çok başarılı bir modeldi. Ancak iş amacından saptı, algılama odak nokta yapıldı.

Sorun bununla da kalmadı. Şirketlerin, markaların algılanan itibarı, bilimsel temeli olmayan “Tanınma/Beğeni” diye bir eksene oturtulup servis edilince ticari itibar ile aynı şeymiş gibi anlaşıldı. PR uzmanları “algıları yönetmeden iletişim yönetilmez” derken, bu görüş kısa sürede “iletişimi yönetmek için algıyı yönetmek gerekir” gibi kabullenildi. Tam müspet bir adım atılıyor, PR stratejik yönetim gücünü artırıyor derken, işin içine yanlış yorumlar ve yaklaşımlar eklenince, stratejik odak kayboldu, kavramlar deforme oldu.



 - www.thebrandage.com

Proudly Powered by Blogger.