beklenti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beklenti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2020 Salı

Çıpalama Etkisi

by karamanni  |  in beklenti at  11:03:00


Yazımızın başında söz ettiğimiz sorulara cevap verirken, zihninizde nicel olarak bir referans noktası oluşmuştur. Peki Mahatma Gandi'nin öldüğündeki yaşını tahmin etmenizi istediğimiz soruyu “Gandhi öldüğünde 114 yaşından büyük müydü?" veya “Gandhi öldüğünde 35 yaşından büyük müydü?” diyerek sormuş olsaydık, acaba gelen cevapların sayı ortalamalarında nasıl bir farklılık olurdu?
Kahneman ve Tversky iki gruba bu soruyu sorarak yaptıkları araştırmada, arada oluşabilecek tahmin farklılığını görmek istemişlerdir. Sonuç olarak 114 sayısını duyan insanlar, 35 sayısını duyan insanlara göre Gandhi’nin ölüm yaşını çok daha büyük tahmin etmişlerdir. Genel olarak, belirsizliğin hakim olduğu tahmin etme ya da karar alma süreçlerinde sonuç yaratmadan önce zihnimizde nicel olarak bir referans noktası belirleriz. Bireysel olarak tahmin yaparken bu noktayı "çıpa" olarak atar, cevabımızı uygun gördüğümüz yönde düzeltmeye gideriz. İşte karar verme sürecinde buna düzeltme ve çıpalama etkisi (İng: "Adjustment and Anchoring") diyoruz. Bahsedilen bu araştırmayla, doğruluğu hakkında emin olmadığımız bir tahmin sorusunda, soruda geçen bir sayının cevabımızı etkilediğini görmüş olduk. Bu durum, özellikle de sosyal bilim araştırmalarındaki anket sorusu tasarımları açısından büyük öneme sahiptir.
Daha çarpıcı bir örnek, Daniel Kahneman'nın 2011 yılında The Economist dergisinin yılın kitabı seçtiği "Hızlı ve Yavaş Düşünmek" (İng: "Thinking, Fast and Slow") adlı kitabında yer aldı. Almanya'da yapılan araştırmaya göre, 15 yıldan fazla mesleki deneyimi olanlar arasından seçilen bir hakim grubuna, hırsızlık yaparken yakalanan bir kadına nasıl hüküm verecekleri ayrı ayrı sorulmuştur. Hakimler karar vermeden önce, önlerinde yalnızca 3 veya 9 gelebilecek şekilde ayarlanan bir zar atılmıştır. Araştırmada, karar aşamasına gelen hakimlerin uygun gördükleri ceza sürelerinde şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkmıştır: Zarda 9 sayısını gören hakimler, hırsıza ortalama 8 ay hapis cezası uygun görürken, zarda 3 sayısını gören hakimler, ortalama 5 ay hapis cezası uygun görmüşlerdir. Zardaki sayı her ne kadar konudan bağımsız ve rastgele olsa da, zihnimizde çapa etkisi yaratarak, karar verme sürecimizde çok güçlü bir etki yarattığını söyleyebiliriz.
Nobel ödüllü bir başka iktisatçı Richard Thaler, Cass R. Sunstein ile birlikte yazdığı "Dürtme: Sağlık, Varlık ve Mutluluk ile İlgili Kararları Geliştirmek" (İng: "Nudge: Improving Decisions About Health, Wealth, and Happiness") adlı kitabında, çıpalama etkisiyle alakalı çok güzel bir örnek vermektedir: Eğer bağış toplayan kurumlar size 50, 75, 100, 150 dolar bağış seçenekleri yerine 100, 250, 1000 ve 5000 dolar şeklinde bağış seçenekleri sunarsa, daha çok bağış toplayabilmektedirler.
Bu örneklerden farklı olarak, sezgisel olarak yapılan sayısal tahmin çalışmalarıyla da çapalama etkisini görebilmekteyiz. Yine bir grup deney katılımcılarına "5 saniye" gibi kısa sürede 8x7x6x5x4x3x2x1 çarpma işleminin sonucunu tahmin etmeleri istenmiştir. Diğer gruba ise 1x2x3x4x5x6x7x8 çarpma işleminin sonucunu tahmin etmeleri istenmiştir. Doğru cevap 40.320 olmasına rağmen, ilk gruptaki katılımcıların çarpma işlemi sonuç tahmini ortalaması 2.250 olurken ikinci grup tahmin ortalaması 512 olmuştur. Birinci gruptaki çarpma işleminin ilk basamakları daha büyük sayılardan oluştuğu için katılımcıların tahmininde bir illüzyon yaratarak ikinci gruptan daha yüksek tahminler yapmalarına neden olmuştur.

Erkan Remzi Ulman

Temsiliyete Bakarak Karar Verme Etkisi

by karamanni  |  in beklenti at  10:55:00

Bireysel olarak bizler, belirsizlik altında, olayın gerçekleşme ihtimali hakkında belirli bir cevap vermemiz gerektiği durumlarda temsiliyete bakarak karar vermeye (İng: "representative heuristic") çalışırız. Buna, temsililik de denmektedir.

Daha iyi açıklamak için örnek verirsek: Arkadaşınız, eski komşusunu size tanıtırken "utangaç, düzenli, her zaman yardımsever, şiir sever" tanımlamalarını yapsa ve sizden bu kişinin mesleği hakkında çiftçi mi yoksa kütüphaneci mi olduğu konusunda tahmininiz sorulsa, muhtemelen cevabınız kütüphaneci olacaktır. Çünkü her ne kadar nüfusa göre kütüphanede görev alan kişi sayısı çiftçi sayısından daha az olduğunu bilseniz de size söylenen tanımlamalar kafanızdaki kütüphaneci profiline daha uygundur.
Bir başka araştırmada, deney katılımcılarına iki grup oluşturulduğu belirtilmiştir. İlk grubun 70 mühendis ve 30 avukattan oluştuğu, ikinci grubun ise 30 mühendis ve 70 avukattan oluştuğu söylenmiştir. Katılımcılardan "30 yaşında, evli, çocuğu olmayan, alanında başarılı ve yetenekli bir erkek" cümlesinin betimlediği kişinin, bu gruplar içinde mühendis olma olasılığını belirlemeleri istenmiştir. Tanımlanan betimlemenin bir mühendise ya da avukata ait özellikler ile ilgili bilgi vermediği açıkça bellidir. Fakat deney sonucunda denekler, betimlenen bu kişinin mühendis olma olasılığını ilk grupta %70 olarak (ilk grupta 100 kişiden 70'i mühendis olduğu için), ikinci grupta ise %30 olarak (ikinci grupta 100 kişiden 30'u mühendis olduğu için) söylemek yerine, her iki grup için olasılığı %50 olarak belirtmişlerdir. Yani denekler, seçeneklerin temel oran olasılığından ziyade, aslında değerlendirmede anlamsız olan bir betimleme cümlesinin zihinlerindeki temsiliyet olasılığını dikkate alarak karar vermişlerdir.
Temsililik kısa yolunun kullanılması günlük hayatta ciddi yanlış anlamalara neden olmaktadır. Yazı tura atmak gibi şansa dayalı olaylarda, üst üste yazı geldiğinde insanlar, bir sonraki atışın tura gelme ihtimalinin daha yüksek olacağı fikrine kapılmaktadırlar. Madenî parayı üç kez üst üste havaya atarsanız her seferinde tura geldiğini görürseniz, parada bir gariplik olduğunu düşünürsünüz. Oysaki aynı işlemi birçok kez tekrarlarsanız üç kez arka arkaya tura gelmesi o kadar anormal gözükmez. Bu konuda daha fazla bilgi almak için, Kumarbaz (Monte Carlo) Safsatası ile ilgili yazımızı okuyabilirsiniz.
Benzer bir durumu basketbol maçlarında sıcak el yanılgısı (İng: "hot hand fallacy") olarak biliyoruz. Basketbol spikerlerinin son atışlarında isabeti yakalayan sporcular için maçlarda sıklıkla kullandığı "eli çok sıcak" ifadeleri tamamen bir başka yanılsamaya örnek teşkil ediyor. Sporcunun son atışlarına göre gelecek atışında da isabeti yakalayacağı düşünülüyor. Davranışsal ekonomistlere göre bu durumu destekleyen hiçbir bilimsel çalışma bulunmuyor. Aksine, yapılan incelemede, spikerler, "Oyuncunun eli ısındı." demeye başlamadan önce üçlük atışlarının isabet oranı %80,5 olan oyuncuların, bu konuşmadan sonra atışlarında sadece %55,2'lik bir isabet yakaladıkları görüldü.


Erkan Remzi Ulman

3 Ekim 2016 Pazartesi

Müşteri Deneyimi Yönetimi

by karamanni  |  in miy at  11:27:00

Müşteri deneyimi yönetimi, müşteri hizmeti ve satış endüstrisinin geleceği olarak bilinir. Şirketler, bu yaklaşımı müşteri ihtiyaçlarını sezmek ve müşterinin zihniyetine uyum sağlamak için kullanıyorlar. Bu, takip edilmeye değer bir stratejidir ve herhangi bir işin müşteri deneyimi konusunda gelişme sağlaması ve kar etmesi için bir fırsattır.
Hizmetin 45. yılında, 47000 elemandan ve yılda 100 milyondan fazla sayıda müşteriye sahip Dallas merkezli SouthWest Hava Yolları, kendini rakiplerinden örnek alınacak nitelikte olan müşteri hizmetleri ile farklılaştırmaya devam ediyor. Üç ayda bir rapor edilen 691 milyon dolarlık kar rekoru, 42. kez peş peşe gelen karlılığı temsil ediyor.
SouthWest Hava Yolları’nda müşteri deneyimine daha çok odaklanmanın, elemanlarına iyi davranmakla başladığına inanıyorlar. Elemanlarını mutlu ettiklerinde, bu mutluluğun müşterilerine de yansıyacağını düşünüyorlar. Elemanlarının bağlılığı gösteriyor ki; müşteri tatmini başarı sıralamalarında devamlı olarak üst sıralarda yerlerini korudular ve FORTUNE tarafından tekrar tekrar dünyanın en çok beğenilen şirketleri arasında seçildiler.  
Birkaç şirketin stok performansını inceledim ve 2007-2012 arasındaki durgunluk yıllarında bile; müşteri deneyimi liderleri, stok performansında ortalama olarak çift rakamlı kazançlar elde etmişler ve müşteri deneyiminde ağır hareket edenleri, etkileyici bir ara ile yenmişler. Birkaç isim verecek olursak; Amazon, Apple, Costco, Starbucks, Metro Bankası ve SouthWest Hava Yolları gibi liderlerden oluşuyor bu liste… Onlar, hizmet ve müşteri deneyiminin büyüme ve kar elde etmek için daha etkili olduğunu kanıtlamışlardır.
Southwest’in amacı, insanların yaşamında neyin önemli olduğu ile ilgili arkadaşça, güvenilir bir ilişki kurmak ve düşük fiyatlı hava yolculuğu vaat etmektir. Bu, 1971 senesinde geçerliydi ve bu tutkularını sürdürmeye de devam ediyorlar. Vizyon odaklı hedefler için çalışıyorlar:
-     En çok sevilen: Bizim kültürümüzü sahiplenin, markamızı yaşayın, daha çok müşteri kazanın
-     En çok uçan: Güvenli uçuş, güvenilirlik, verimli icraatler
-     En çok kar edilen: Düşük fiyattaki önderliğimize tekrar ulaşmak ve kar gereksinimimizi korumak
Bunlar, Southwest Hava Yolları’ndan Öğrenebileceğimizi Düşündüğüm Prensip ve Stratejiler:
 
1.     O, müşteri hizmeti işinde, hava yolu değil. Bir paradigma gibi gözükse de, çok az firma bunun bir hizmet işi olduğunu fark ediyor.
2.     Hızı yükseltmek ve fiyatı çok düşük tutmak için teknoloji kullanıyor.
3.     Elemanlarına değer verir. Bu, çoğu firma için nadir gerçekleşir fakat hizmet liderliği için olmazsa olmazdır.
4.     İşi sürdürmek için fiyatları kullanıyor; fakat hizmete odaklanmış durumda.
5.     Çalışmak için çok güzel bir yer.
6.     İtibarlı bir iş olduğundan dolayı, pazarın kaymağı, yüksek performanslı elemanları çekiyor.
7.     Para değil, tanınma performansı kuvvetlendirir.
8.     Piyasa, bir hizmet liderine önem verir.
9.     Kazançlarını, uçaklarını ve yakıtını daha verimli kullanır.
 
‘Kalite Kontrol Raporu’ haber bülteni, bir şirket sadece müşterilerinin ne tür bir hizmet beklediğini bildiğinde bu beklentileri her zaman % 100 yerine getirebileceklerini belirtiyor. Müşterinin ödemeye gönüllü olduğu bir fiyatta, hala kabul edilebilir bir getiri alabilirken şirket müşteri hizmetinde çok iyi olduğunu iddia edebiliyor. Southwest, müşteri deneyiminde üstün bir şirket ve oldukça etkileyici bir yıllık kara sahip. Onlar, yıllardır müşteri hizmetinin masraf değil yatırım olduğunu biliyor.
 
John Tschohl - Time ve Entrepreneur dergileri tarafından müşteri hizmeti gurusu ve hizmet stratejisti olarak nitelendirilmiştir. Hizmet Kalitesi Enstitüsü’nün kurucusu ve başkanı; ’Empowerment’ ve ‘a Way of Life’ın yazarıdır.
 
 

31 Ağustos 2016 Çarşamba

Müşterinin satın alma kararını ne etkiliyor?

by karamanni  |  in şikayet at  13:37:00
Potansiyel bir alıcıyı gerçek bir alıcıya dönüştürmek ve gelecekte de sizi tercih edip sadık olmasını sağlamak için neye ihtiyacınız var? Uluslararası araştırma şirketi 4Service’in, alıcının kararını etkileyen kriterler üzerine yaptığı araştırma, satışlarınızı artırmaya yardımcı olacak sadece birkaç kural sunuyor…
Ürün ve hizmetleri satın alırken yaşanan şüphelerden kurtulmaya yardımcı olacak 4 ana unsur:
Birincisi fiyat: Araştırmaya göre, alıcıların % 84’ü daha çekici ve makul fiyatı olan ürüne dikkat ediyor ve ona göre alım yapıyor ki bu çok doğal.
Eğer pahalı malzemelerden oluşan yüksek kalitede bir ürün üretirseniz, bunu müşterilerinize anlatın. Fazladan bir şey ödemediklerini bilmelerine izin verin, ve ileride savunabileceğiniz doğru seçimi yapın.
İkincisi ürün ve hizmet geliştirme: Steve Jobs tekrar tekrar şunu söyler: Benim işim bir ürün satmak değil, onun için ihtiyaç yaratmak.” Araştırmaya katılanların % 66’sı yüksek kalitedeki hizmeti ve geniş yelpazedeki ürünü takdir ettiklerini söyledi. Onları, düzenli alıcılar haline getirmek için ürün seçeneği ve ürün geliştirme fırsatını sunmalısınız.
Ürün veya hizmetiniz için ihtiyaç yaratın; onu, rekabete karşı en çekici hale getirin. Virale veya gizli reklama pay verin ve açık reklamdan (alışılagelen reklam stilleri, örn: TV reklamı, radyo spotu, vs…) kaçının. Bu, bütçenizi korumaya yardımcı olacak ve ani bir istekle oluşan satın almadan daha da fazlasını getirecektir.
Üçüncüsü ise alım sürecini basitleştirme: güzel bir tasarım ve çekici görünüş ile birlikte hizmeti kullanma veya ürünü satın alma süreci de çok önemli bir rol oynar. Alıcıların % 57’sinden fazlası, hizmet koşullarının rahatlığı ve basitliği nedeniyle belirli şirketleri seçtiklerini belirtti. Sipariş formunu birleştirmek, çevrimiçi mağazayı sosyal medyayla bütünleştirmek, ve alıcının alım yapması için profilinden çıkmamasını sağlamak… Ücretsiz kargo fırsatı sunun - bu sizin için ufak bir ayrıntıdır, fakat müşteri için belirleyici bir faktördür!
Sonuncusu; iyi bir hizmet sunmak - gelecekte işinize yarayacak: John Tschohl’ün "Achieving Excellence Through Customer Service" adlı kitabında, satış ve hizmetteki kibarlığı nasıl paraya çevirebileceğinizi anlatıyor.  Herhangi bir hizmetteki “altın hisse”, empati ve eleman kadrosunun yaptığı çalışmadır. Niteliksel olarak çalışan kadronun avantajlı yanı (konum için ve müşteri için);   ürünü / hizmeti / yemeği sunup, hizmetin hızlı olduğundan emin olmak ve alınan ürün / hizmetin yararları hakkında bilgilendirmek, şikayetlere cevap vermek, bir ortam yaratmak olabilir. Eksikliklerde; saygısızlık etme veya hizmette diğer bileşenlerin kusurları olduğunda, müşterinin tekrar tekrar aynı yerden alım yapmasının ana nedeni bir eleman olabiliyor. Bu nedenle, daha işin ilk dakikasından itibaren elemanın hizmete iyice yönelmesini sağlamak önemlidir. Anne sütünü emen bir insan, dünya görüşünün ve ahlaki açıdan etik standartlarının temellerini alır. Satıcı, müşteriyi sevmelidir ve ilk önce satış planlarını gerçekleştirmek yerine, ona sorunlarını çözmek konusunda yardım etmelidir.
“İnsanlar, insanları satın alır.           Başka bir şey değil” - dünyadaki en iyi satıcı olan ve Guinness Rekorlar Kitabına giren Joe Girard, bu sözünü her zaman tekrarlamıştır.
Elemanın her hareketi, müşteriye verdiği önemi ve değeri yansıtmalıdır. Bunun başarıya ve rekabet edilen pazarda tekel olmaya götüren bir yol olduğundan şüphe yoktur.
Başarılı satışlar!


HİZMET: İLGİNÇ ÇÖZÜMLERİN BASİT ÖRNEKLERİ

by karamanni  |  in tüketim at  13:27:00
Hizmetin, herhangi bir şirketteki yapılan işte kritik bir boyutu olduğu gerçeğiniz hepimiz biliyoruz. Fakat bu bariz olan gerçek, her zaman sezgiyle algılanır ve üzerinde çok fazla düşünülmez. Biz, bu durumu ilginç bir çalışma yürüterek düzelttik. Bu çalışma, nitelikli hizmet ile müşterinin tatmininin bir göstergesi olan ortalama fiş uzunluğuna bağlı olduğunu belirledi.
Çalışma, çeşitli endüstrilerden olan şirketlerin müşterileri arasında yürütüldü. Amaç; şu ve ya bu kurumu seçerken kararın neye bağlı olduğunu ölçmekti. Bir ziyaretten sonra, müşterilere basit bir soru sorduk: “Buraya bir daha gelecek misin?” ve kararlarını etkileyen şeyin ne olduğunu açıklamalarının gerekli olduğunu düşündük: ürün / marka, konum, fiyat veya hizmet? İki bin tüketicinin ortalama fiş boyutuna ulaştık (onlar gizli müşterilerdi) ve konumun belirleyici faktör olduğunu gördük. Bu bir keşif değildi. Fakat outlet’i mükemmel hizmet dolayısıyla seçmiş bu müşterilerin ortalama fişi, en uzun olanıydı ve verilen hizmet ile alınan parayı hak ettikleri ifadesini kanıtlıyordu.
Türkiye pazarındaki birçok şirket, müşterilerine en iyi hizmeti nasıl sağlayacaklarına ciddi bir şekilde kafa yorarlar. Bunu yapmak için de hizmet standartlarını geliştirirler, elemanlarına motivasyon sistemi uygularlar ve hizmet kalitesini ölçüp yönetmek için programlar yürütürler (örn: Gizli Müşteri). Bu, amaçlarına ulaşmakta yeterli olacak mı?
Tabii ki hayır. Uzun bir süre önce, herkes bilir ki; alıcılar için servis odaklı olabilmede nüfusun sadece % 20’si yetkindir. Rekabetin olduğu küçük bir kasabada (önemli bir faktördür), bu tür elemanlar bulabiliyor olmalısınızdır.
4Service Group Müşteri Hizmetleri araştırması şirketinin uzmanları, her zaman seyahat eder, farklı ülkelerde bulunur, ve 52’den fazla sayıda ülkede “Gizli Müşteri” projesini başarılı bir şekilde gerçekleştirir. Yani, dünya üzerindeki birçok farklı şirketteki hizmetlerin oluşturulmasında birbirinden farklı bir sürü yaklaşım görmüşlerdir ve bunlar okuyucularla paylaşmaya değer…
BİRİNCİ ÖRNEK: HİZMETİN BAŞ ROLÜ
New York’taki büyük bir cafe zinciri, hizmet kalitesi sorununu çözüyordu ve şöyle basit bir çözüm yolu buldu.
Şirket, cafe’ye eleman alımı yapıyordu ve temelde belirli bir prosedür izliyordu: merhaba demek, dinlemek, ek ürün önermek, kasada fiş vermek, hoşçakal demek, vs… Çok büyütülecek bir görevleri yoktu, tamamen mekanikleşmiş bir iş yapıyorlardı. Fakat bu cafe’deki bir eleman, alışılagelmiş bir tarzda değildi ve yaptığı iş göze çarpıyordu. Bu çalışan, binlercesi arasından en hizmet odaklı olanı seçilmişti. Bu özel vakada, eleman içeceğin hazır olduğu noktada hizmet veriyordu ziyaretçilere. Herkese gülümsüyordu, bardağa bir güneş çiziyordu, iltifatlar ediyor ve sihir numaraları yapıyordu. Genel olarak, elinden gelenin en iyisini yapıyordu ve böylece her ziyaretçinin yüzünde bir gülümseme oluşturuyordu.
Aynı çözümü İspanya’da da gördüm, Madrid bankalarında… Bu bankada, danışmanlar saedece yaygın olarak kabul edilmiş prosedürü izliyorlardı; fakat girişte müşteriler, hostesler tarafından karşılanıyor ki onlar, yine hizmetin “baş rolü”nü oynuyorlar. Hizmetteki böyle baş roller, müşterileri tatmin edip satışları artırıyor.
Aynı teknik perakende alanında da uygulanabilir.
İKİNCİ ÖRNEK: HİZMET KAPTANI

Canlı organizmaların etkisi, binadaki hizmeti de tetikler. Hizmet kalitesi geliştirme sisteminin özünde, her şey “kaptan”a bağlıdır. Onun, “gemi”de nasıl bir ortam yarattığına bağlı olarak, başarı da onun ayağına gelir. Küçük bir ayakkabı zinciri, kendi hizmet geliştirme yöntemini üretti. Burada yöneticiler, özellikle sadece güçlü hizmet odaklı yetkinlikleri olan kişileri işe aldı. Uygun bir aday bulmuş olan şirket, sakinleşmiştir: “Kaptan”, her yeni gelen elemanın hizmet odaklı olmak zorunda kalması için takım içinde bir ortam yaratır. Aksi halde o, organizmada “yabancı biri” olacaktır ve kendi başına bırakılacaktır, bu da onu rahatsız hissettirecektir.
ÜÇÜNCÜ ÖRNEK: HİZMET EFSANELERİ

Bir benzin istasyonu zinciri, söylentiye dayanan mükemmel bir motivasyon sistemi buldu. Onun özü; iyi bir hizmetin elemanlara nasıl ek faydalar sağlayacağı üzerine olan söylentilerin / hikayelerin / efsanelerin onların arasında yayılmasıydı. Örneğin, “öncelikle kadın sürücüye gülümse, ‘merhaba’ de ve iltifat et ve sonra benzin istasyonuna git, böylece çift bahşiş alacaksın”. Şirket içinde dolanan böyle çok sayıda söylenti ve hikayeler zaten vardı, ve her eleman bunları bilip diğerleriyle yeni hikayeleri de paylaşıyordu.
Basit bir araç, ama çok işe yarıyor.
BİRKAÇ İPUCU DAHA…
Tabii ki temel tüketici beklentilerinin değişken olduğu gerçeğini anlamalısınız. Gizli Müşteri projesi, bir şirket için kendileri hakkında detaylı yorum / izlenim toplamak önemli olduğunda form haline getirilir. Onları gözden geçirerek, bugün müşteriniz için neyin önemli hale geldiği, neye odaklanmanın getiri sağlayacağı sorusuna cevap verip elemanınızın neye dikkat etmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Ayrıca proje, elemanı eğitmeye yardımcı oluyor; çünkü bu bir anlamda ona tutulan bir aynadır.
Yukarıdaki ipuçları, genel olarak büyük şehirlere aittir. Rekabet olmayan küçük kasaba ve köylerde elemanlar da kendi başına çalışmayı bile denemiyorsa, işverenlerin yapması gereken şey nedir? Bence herkes durumu gözlemleyebilir, sadece yeni rakip karşınıza çıktığında çok çabuk bir şekilde lider olabiliyor. Bu, aslında alıcının daha önce seçeneği olmadığı için var olan hizmeti kabul etmek zorunda kaldığı gerçeğinden doğuyor. Fakat yeni bir oyuncu, küçük bir pazarda bile belirse, tüketici ona da bir “merhaba” demeyi seviyor.
Bu durumda gerçek bir rakibin ortaya çıkmasını beklemeden, içsel bir rekabet yaratmalısınız. Sık sık iki satıcı alınır ve ek ürünlerin satışına bağlı olarak, oran her ikisi için de belirlenir. Ek ürün, alıcı mağazaya girdiğinde o listede bulunmaz, paketleme alanında gözükür, eğer eleman gerçekten alıcıya dikkat ederse ve onu önemserse…

Bir sürü iyi çözüm bulunmaktadır. Hizmet için kafa yoran her yönetici, şirketini kendi yöntemleriyle teçhizatlandırır. Bu çok iyidir; çünkü bu yönetici, tüketicilerin hizmette yeni bir şeyler merak etmesini sağlar ve verilen hizmet, müşterinin beklentilerinin de ötesine geçmiş olur.


Yazar: Evgeny Lobanov, 4Service Müşteri Hizmetleri Müdürü
http://4service-group.com/tr/

25 Haziran 2014 Çarşamba

Kapitalizm: Tüketim Toplumu, Kültür Endüstrisi ve Popüler Kültürün Tetikleyicisi

by karamanni  |  in tüketim at  11:49:00

Sermaye sahiplerinin medyalararası öyküleme ve medyalarötesi yeniden üretim süreçlerinde neden göstergebiliminden yararlandığını anlamak için; popüler kültür ürünlerinin, kültür endüstrisinin ve tüketim toplumunun işleyişine de değinmek gerekmektedir. Karl Marx, kapitalist ekonomik yapının, işleyişini sürdürebilmesi için üretime ihtiyaç duyduğunu vurgulamakta (Heywood, 2002: 53-54); Jean Baudrillard ise “Tüketim Toplumu” adlı kitabında bu süreçte asıl etkin olan gücün üretim değil de tüketim olduğunu savunmaktadır. “Kültür Endüstrisi” kitabının yazarı Theodor W. Adorno da tıpkı Baudrillard gibi kapitalizmin üretime hizmet ettiğini vurgulamaktadır: “Kapitalizmde bütün üretim piyasa içindir; mallar insanların ihtiyaçlarını ve arzularını karşılamak için değil, kar elde etmek için, daha fazla sermaye edinmek için üretilir” (Adorno, 2009: 14).
Günümüz toplumunun bir tüketim toplumundan ibaret olduğunu savunan Baudrillard, iletişim teknolojilerinin yardımıyla önce ihtiyaçların yaratıldığına sonra da bu ihtiyaçları gidermek üzere bireylerde arzunun yaratıldığına ve bu arzunun tatmini için bireylerin tüketime daha doğrusu yok etmeye yönlendirildiğine değinmiştir. Tüketim toplumunu canlı tutabilmek ve tüketimi sürekli kılabilmek adına, üretilen ürünlere bir takım anlamlar ve imajlar yüklenilerek pazarlama gerçekleştirilmektedir. Bu pazarlama stratejisi ile tüketici sadece bir ürün satın almakla kalmamakta; söz konusu ürünün sunduğu imaj ve kimliği de satın almaktadır. Dolayısıyla ürüne yüklenen anlam ve imajlar, tüketiciler açısından adeta bir “var olma nedeni”ne dönüşmektedir (Geçer, 2013: 71).
Frankfurt Okulu düşünürlerinden Herbert Marcuse, bireylere yapay gereksinimlerin dayatıldığını ve bireylerin bu gereksinimleri gerçekmiş gibi kabul etmeleri için ikna edildiklerini vurgulamaktadır (Marcuse, 2010: 22). Tüketim merkezli günümüz toplumunda yapay gereksinimler gerçek gereksinimlerin önüne geçmekte ve bireyler gerçekten bir nesneye ihtiyaç duyup duymadıklarını düşünmeksizin tüketmektedirler (İnceoğlu, 2011: 165). “Tüketim toplumu var olmak için nesnelere ihtiyaç duyar, daha doğrusu onları yok etmeye ihtiyaç duyar. (…) Tüketim sadece üretimle yok etme arasındaki aracı bir terimdir” (Baudrillard, 2008: 46). Kapitalist ideolojinin dayattığı yapay gereksinimler bireylere sözde rahatlama sağlamaktadır. Bireylerde oluşan sözde rahatlama duygusu aslında toplumu bir bütün olarak tektipleşmeye götürmektedir. “Tüketim artık bireyin özgün bir etkinliği değil, birey için bir zorunluluğa dönüşmüş durumdadır.” (Öker, 2005: 237). Bu zorunluluğun neticesinde bir boş zaman  toplumu yaratılmakta ve bu toplumun en temel etkinliği tüketim haline gelmektedir. Diğer bir ifadeyle kitle haline dönüştürülen toplumun boş zamanları sömürgeleştirilmektedir (Çoban, 2011: 62). Yönlendiğinin farkına varamayan birey, adeta beyni yıkanmışçasına kendini bir tüketim ve alışveriş çılgınlığının ortasına hapsolmuş şekilde bulmaktadır. Söz gelimi, bir çizgi romandan uyarlanan Batman filmi, hem çizgi romanın yeniden satmasına, hem eski filmlerinin yeniden izlenmesine, hem filmin soundtrack’ini yapan sanatçı ve firmaya, hem de Batman oyunları ve oyuncakları satan firmalara kazanç sağlamaya dönük bir alışveriş çılgınlığı meydana getirmiştir. Batman’ın oyuncaklar ve video oyunları aracılığıyla medyalarötesine geçişiyle birlikte ve reklamlar ve popüler kültürün de “baskılarıyla” bireyler Batman’e ait tüm metaları tüketmeye deyim yerindeyse “mecbur” bırakılmıştır. Bu bağlamdan bakıldığında Adorno’nun, “Günümüzde kültür her şeye benzerlik bulaştırır. Filmler, radyo ve dergiler bir sistem meydana getirir. Bu alanların her biri kendi içinde ve hep birlikte söz birliği içindedir” (Adorno, 2009: 47) ifadesi, medyalararası öykülemenin sonuçlarını vurgulamaktadır. Medyalararası öyküleme ve medyalarötesi yeninde üretim “herkes için uygun bir şey öngörülmesine” (Adorno, 2009: 51) ve böylelikle bunların tüketilmesinden bireylerin kaçamamasına yol açmaktadır. Bu bir bakıma kazanç sağlamanın da bir garantisi olmaktadır çünkü bir zamanlar bir mecrada yayınlanıp beğeni toplayan bir eserin, daha sonraları farklı mecralarda yeniden üretilmesinin büyük oranda başarıyı ve kazancı beraberinde getireceği bilinmektedir.
Kaleme alınmış veya filme çekilmiş bir eserin medya aracılığı ile bir popüler kültür ürünü ve hatta kimi zaman ikon haline getirilmesi, kapitalist sistemlerde sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. Örneğin, Kanunu Sultan Süleyman dönemini ve Kanuni’nin Hürrem’e olan aşkını konu alan “Muhteşem Yüzyıl” adlı dizi, medya tarafından bir popüler kültür ürünü haline getirilmiş ve dizi medyalarötesine geçmiş; bu sayede de kapitalizmin çarklarını döndürme işlevine hizmet etmeye başlamıştır. Dizinin medyalarötesindeki ilk yansıması, dizide Hürrem Sultan’ın taktığı yeşil taşlı yüzükle olmuştur ve bahsi geçen yüzük “Hürrem yüzüğü” olarak piyasaya sürülmüştür. Pahallı kuyumculardan, bijuterilere kadar birçok yerde “Hürrem yüzüğü” tüketici ile buluşturulmuştur. Hatta Derya Baykal katıldığı televizyon programında (CNN Türk, Saba Tümer ile Bu Gece) hanımlara bu yüzüğün bir benzerini nasıl ucuza mal edebileceklerini göstererek öğretmiştir. Bunu Penti Firması’nın ürettiği “Hürrem” adlı külotlu çorap serisi ve gazeteler tarafından kupon karşılığı verilen Osmanlı Dönemi’ni konu alan kitap ve ansiklopediler dizisi izlemiştir.
Popüler kültür ürününe verilebilecek bir diğer örnek ise zekiliğin ve kurnazlığın göstergesi haline gelen Sherlock Holmes’tür. 1887 yılında gazetelerde yayınlanan kısa öykülerle hayat bulan Holmes karakteri, yakaladığı başarının ardından önce öyküleştirilmiş ardından birçok farklı mecraya taşınmıştır. Radyo tiyatrosunda, tiyatroda, operada, müzikalde, sinemada ve dizide de işlenilen Sherlock Holmes toplum tarafından öyle popüler bir hale gelmiştir ki, onun adına Londra’da 221b Baker Sokak’ta bir müze (Sherlock Holmes Müzesi) ve dernek (Baker Street Irregulars) kurulmuştur. Daha genç nesle hatta çocuklara hitap etmek isteyen yapımcılarsa Sherlock Holmes’ün video ve bilgisayar oyunlarını üretmiştir. Bu oyunlar aracılığı ile dedektifçilik oynayan çocuklar kimi zaman karanlık bir olayı ipuçlarını kullanarak aydınlatmaya kimi zamansa bir odaya saklanmış eşyaları bulmaya çalışmaktadırlar. Her ne kadar oyunların yapım amacı çocukları da Sherlock Holmes çılgınlığına çekmek olsa da, bu aynı zamanda yetişkinler için de bir eğlence aracı haline gelmiştir. Kısacası, Holmes karakteri bu gibi alanların kullanımıyla bireylerin hayatlarına öyle çok işlemiştir ki, gündelik hayatta kullanılan “Sen de başımıza dedektif kesildin” tabiri yerini “Sen de başımıza Sherlock Holmes kesildin” tabirine bırakmıştır.
Kimi üreticiler ise medyalararası öyküleme tekniği ile popüler kültür ürünü haline gelen bir yapıttan, ürün yerleştirme stratejisi ile faydalanmaktadır ki bu durum kapitalist ekonominin tipik bir özelliğini yansıtmaktadır. Logonun veya ürünün medyasal bir dokümana yerleştirilmesi anlamına gelen ürün yerleştirme bireylerin bilinçaltına etki edip, reklamı yapılan ürünün satın alınmasını teşvik eden göstergesel bir unsurdur. Ürün yerleştirmede, birey çoğu kez bir reklama maruz kaldığının farkına bile varamamaktadır. Örneğin, beğenilen bir dizinin başrol oyuncusunun koluna taktığı saatin markasının belli edilmesi veya yine o karakterin sürdüğü parfüm markasının ekranda Bir Tüketim Trendi Olarak Medyalararası Öyküleme ve Medyalarötesi Yeniden Üretim görünmesi ürün yerleştirmeye verilebilecek örnekler arasındadır ve izleyici farkında olmadan bu mesaj bombardımanının etkisi altına girerek o saati veya o parfümü alma eğilimi göstermeye başlayabilmektedir.
Kurtlar Vadisi dizisinde ise “Next&Next Star” adlı uydu firmasının ürün yerleştirme stratejisini kullandığını görmek mümkündür çünkü dizinin dış mekan çekimlerinin hemen hemen hepsinde firmaya ait uydular sanal ortamda evlerin çatılarına yerleştirilmiş ve bu sayede izleyiciye gizli bir mesaj verilmiştir. Ayrıca, Yaprak Dökümü adlı dizideki yemek sahnelerinde sofranın üzerinde sürekli olarak Coca Cola’nın görünmesi de ürün yerleştirmeye örnek verilebilmektedir. “Mutlu olmak için bir milyon neden” sloganı ile yeni reklam filmini hazırlayan Coca Cola firması, yerli dizilerin tüketici üzerindeki etkilerinden faydalanabilmek adına söz konusu sloganlarının dizi senaryolarına replik olarak yerleştirilmesi konusunda girişimlerde bulunmuştur. “Mutlu olmak için bir milyon neden var” diyen dizi karakterlerinin bu sözü söylemelerinin hemen ardından, Coca Cola reklamının yayınlanması, ürün yerleştirmenin belirgin bir örneğini teşkil etmektedir. Bu gibi mesajlara maruz kalan izleyici kimi zaman bilinçsizce o ürünü alma eğilimine girmeye başlamakta kimi zamansa bilinçli bir şekilde sadece beğendiği aktör veya aktristin kullandığı eşyalara özendiğinden o ürünleri alma eğilimine girmektedir. Tüm bunlar popüler kültürün, tüketim toplumunu nasıl daha da tüketmeye teşvik ettiğinin bir göstergesidir.

Ece Ünür
Akdeniz İletişim Dergisi


12 Temmuz 2013 Cuma

Müşteri Beklentilerini Yönetmek ya da Yönetmemek

by karamanni  |  in miy at  16:00:00
“Beklenti Yönetimi” pazarlama dünyasında bir süredir konuşulan ama hala “yeni” sayabileceğimiz kavramlardan. İlk duyulduğunda kulağa çok mantıklı gelmiyor; bir kişinin beklentisini nasıl yönetebiliriz ki? Cevabı çok mantıklı oysa ki: o beklentiyi nasıl oluşturuyorsak, o şekilde.
Hani, vizyona çok komik bir film girer, herkes onun ne kadar komik olduğunu konuşur ve bir arkadaşınız da der ya, bak çok komik film bu, mutlaka gitmelisin. Bu arkadaşınız sizce gerçekten komik biridir ve kendisi komik olduğu için komik filmden de anlar. O bir film için “çok komik” diyorsa, gerçekten de çok komik bir filmdir, diye düşünür ve o filme gidersiniz. Ama filmi seyredince ne olur? Film size o kadar da komik gelmemiştir. Peki, neden o kadar gülmemişsinizdir? O arkadaşınız sizi kandırmamıştır hem de, film ona gerçekten komik gelmiştir ve sizin de onun kadar eğlenebilmeniz için bu filme gitmenizi tavsiye ederken biraz da ısrar eder. Siz de bir heyecan soluğu sinemada alırsınız. Yolda, bileti alırken, yerinize oturmayı beklerken ve film boyunca aklınızda hep şu cümle dolanır durur: çok komik bir film bu, çok güleceğim ve çok eğleneceğim. Siz bu çok gülme beklentisiyle, sürekli gülecek bir şey ararsınız. Ya olmadık yerlerde gülersiniz ya da salon gülüşlerle yıkılırken sağınıza solunuza bakınıp bunun neresine gülüyorlar, diye düşünürsünüz. Bu cümle filmin sonuna doğru, “çok komik bir film bu, çok gülmeliyim, çok eğlenmeliyim”e döner. Arkadaşınız ve çevrenizde duyduklarınızdan oluşan “buzz” sizi şartlamıştır aslında. Halbuki, siz belki çevrenizden aldığınız ısrara maruz kalmadan sadece arkadaşınızın önerisi ile gitseydiniz, o kadar şartlanmayacak ve filmden gerçekten de onun aldığı kadar keyif alacaktınız.
Peki, bu ne demek? O filmi şirketimiz/markamız yerine koyalım. Müşterilerimizin potansiyel müşterilerimize bizi tavsiye etmeleri o kadar da isteyebileceğimiz bir durum olmayabiliyor mu? Elbette değil, hatta en etkili reklam arkadaş tavsiyesi; çünkü, arkadaş o alışverişi yaptı ve memnun kaldı. Ama onun dışında oluşan bu “buzz” zaman zaman şirketi/markayı etkileyebiliyor. Müşterimiz o alışverişi yaptıktan sonra öyle reklamlarda söylendiği, ilanda yazıldığı gibi o alışverişten memnun kalmayınca, bunun bir kandırmaca olduğunu düşünmeye başlıyor ve bize şirkete/markaya karşı güveni azalıyor.
Bu “buzz”da neler var? Elbette, ilanlarımız, reklamlarımız, basın haberlerimiz, sponsorluk çalışmalarımız, kampanyalarımız vb. tüm pazarlama çalışmaları. Ayrıca ürünlerimiz, hizmetlerimiz, ürünlerimizi verdiğimiz poşet/torba, fiş/fatura, mağazamızın/şubemizin vitrini, müşteri temas noktalarındaki personelin tavır ve davranışları. Başka? Yöneticilerimizin demeçleri, hatta üst düzey yöneticilerimiz hakkında çıkan özel hayata dair haberler, kimlerin elleriini sıktıklarından tutun da üçüncü partilerle yapılan işlerde ne kadar profesyonel davranıldığından, şirketin küçülme şekline kadar her faaliyet mercek altında. Müşteri ve potansiyel müşteriler, kimi zaman bilinçsizce, bu mesajların her birini algılar, teker teker hafızaya alır, saklar, birleştirir ve konu o marka olduğunda kendince yaptığı derlemeyi ortaya çıkarır. Kötü beklenti yönetimi yapan şirketler satışların neden düştüğünü anlamak için yaptırdıkları pazarlama araştırmasında o kadar “güven”e odaklandıkları reklam ve ilanlarına karşın, neden “güvenilmez” bulunduklarını bir türlü anlamazlar. Şirketin ismi ve logosu da bu sürece dahildir. Düşünün bir, ismi “Tabut Havayolları” ve logosu kurukafa olan bir şirket ile uçmak ister misiniz?
Verdiğimiz çeşitli mesajlarla beklentileri çok yükseltmek ile o mesajın mevcut ve potansiyel müşterilerimiz tarafından sahiplenilmesini sağlamak arasında çok ince bir çizgi var. İşte bize düşen bu çizginin öbür tarafına geçmemek.


en → tr
ya

29 Haziran 2013 Cumartesi

Müşteri Beklentileri mi? Müşteriyi Beklemek mi?

by karamanni  |  in beklenti at  13:08:00
Gün geçtikçe artan beklentiler. Birbiri ardına gelen müşteri istekleri. Bitmek tükenmek bilmeyen müşteri şikayetleri. Azalan memnuniyet, artan hoşnutsuzluk. Terazinin bir yanında, müşteriler. Diğer yanında onlara sunulan hizmetler ile bu hizmetleri sunanlar. İşin olası ve yaşanan senaryolarını kısaca anımsamaya kalksak sayfalar yetmez, yetse de ya dere tepe düz gideriz ya da bir bakmışız ki bir arpa boyu yol gitmemişiz!Doğallıkla zor bir süreç bu. Müşteri açısından bakacak olursak; Müşteri Kraldır. Hem de bu slogan için daha doğrusu bu sloganın gerekliliğini yerine getirmek için, bu olguyu müşterilere anlatmak, inandırmak ve devamını sağlamak gerekmektedir. Bu gereklilik elbette ki birçok konuda tecrübe, eğitim, iyi yönetim, iyi koşullar ve iyi bir ortam ile desteklenmelidir. Öyle de olmaktadır birçok kurum ve kuruluşta. Krala kral olduğunu hissettirmenin olmazsa olmazlarından biri de eğitimdir. Tecrübeyi es geçmedim ama sürece dayalı ve çalışanlardaki arz talep durumu ise bu konuda yeterli tecrübeye sahip kişilerin bir arada ve aynı mağazada bulunmasını zorlaştırıyor. Eğitim işte burada devreye giriyor ama beklentiler de aynı oranda artıveriyor. Bu kez işletmenin çalışandan olan beklentisi artmıştır. Eğitime açık bir şirketse, söz konusu olan bu sorun, çalışandan kaynaklanan sorunlar dışında kuvvetle muhtemel hal olacaktır. Ancak eğitime kapalı bir kuruluşsa, üstelikte eğitim bazı yanlış seçimleri de barındırıyorsa o zaman sahadaki hatalar devam edebilecektir! Bu konudaki bazı kriterleri de kısaca anımsamak gerekirse; uygun eğitim içeriği, eğitimin zamanlaması, uygun eğitmen, eğitim yeri ve atmosferi, yöneticinin eğitime teşviki ile katılımcının kişisel durumu ve beklentileri ilk akla gelenlerdir. Yönetim ve yönetici, yönetimin gerekliliklerini yerine getiren ve getirebilen kişilerden seçilmiş ve oluşturulmuşlar ise çalışanlar öncelikli olarak kendilerini şanslı olarak adlandırmalıdırlar. Unutulmamalıdır ki yönetim, özellikle de mağaza yönetimi bu süreçlerden sorumludur ve bu sorumluluk ile beraber barındırdığı diğer zorluklar da her geçen gün artmaktadır! Mağaza yöneticileri bu konulardaki çalışmaların devamını sağlamak ve sağlatmak durumundadırlar. Bu konudaki çalışmaların başarılı olması ise müşteriler nezdinde sadakatle sonuçlanabilmektedir. Elbette ki müşteri sadakati için bu konu tek başına yeterli olmamaktadır. Ancak yapılan onlarca sadakat çalışması bazen hoş gelişmelere ve başarılara ulaşmakta, bazen de çalışanların yanlışları doğrultusunda söz konusu noktayı yargılamakta ya da alışveriş tercihlerinde mağazayı değiştirmektedirler. O halde ne yapmalıyız? Her geçen gün meslek olarak algılanması artan perakendenin gerekliliklerini yerine getirmeye istekli ve işini bir meslek olarak gören veya görebilecek olan kişilerin sayısını arttırmalıyız. Bu sayısal ve niteliksel artışın meyvelerini daha verimli olarak vereceğine inanmaktayım.Bu bağlamda, müşteriler mağazaya genellikle bir tercih ve / veya beklentileri neticesinde gelirler. Beklentiler ya da fırsatlar ile ilgili sayısız fırsat ortaya çıkar mağaza içerisinde. Sayısız fırsatta kaçırılır zaman zaman. Ancak söz konusu süreçlerde yer alan çalışanlar birçok konuda ya önemli başarılar gerçekleştirirler ya da önemli başarısızlıklara imza atarlar!Müşterinin psikolojisinden başlayıp, demografik yapısı ile devam eden, satın alma alışkanlıkları ile desteklenmiş, analiz ve araştırmaları da içeren bilgi ve eğitimlerin değeri çok yüksektir. Yeter ki sahada müşteri ile karşı karşıya olan çalışan bunları hatırlasın, kullansın. Ama her şeyden önemlisi inansın! O zaman müşteri beklentilerine inanan ve bilen çalışanlar karşılıyor müşterileri. Olumsuzlukların arttığı noktalarda ise daha çok beklenen müşteriler oluyor, her geçen gün azalan sayılarıyla! Perakende sektöründe özverili ve müşteri odaklı çalışanlara olan ihtiyaç artarak çoğalmaktadır. Bu artışı karşılamak için daha yapılacak onlarca iş var. Ama yapılan onlarca iyi çalışma ve yapılanmayı da burada hatırlamak ve hatırlatmak gerektiği inancındayım. Örneğin işe almak için eğitime aldığı çalışanları, kendi kurumu için çalışmayacaksa bile eğiten ve bunu bir sosyal sorumluluk projesi olarak gören teknoloji mağazası var. Çalışanları daha eğitimli olsun diye inanılmaz bütçeler harcayan marketler olduğu gibi. Konu ile örtüşeceğine inandığım bir söz ile bitirmek istiyorum yazımı.Herşey için bir müşteri vardır. Fakat o, sizin müşteriniz olmayabilir.

 Stanley Marcus
http://www.perakende.org/ozel-kategori/ekonomi/musteri-beklentileri-mi-musteriyi-beklemek-mi-1208518235h.html

Proudly Powered by Blogger.