Geçtiğimiz
günlerde Vocus, İnternet’in medya kuruluşları üzerindeki etkisini ele alan bir
medya raporu yayınladı.
Rapor,
mücadeleye devam eden fakat web’i ve özellikle sosyal medyayı gelişmek için
kullanan bir medya manzarası çiziyor.
Rapora
göre 2011 yılında daha az gazete kapatılmasına rağmen, dünya çapındaki
bürolarında kepenk indirmeye devam ediyorlar. Gazeteler aynı zamanda personel
kesintisine de maruz kalıyor.
Gazete
kadroları gün geçtikçe daha da gençleşiyor. Mürekkep lekeli üstatların yerini
dijital dünya uzmanı yeni nesil almaya başladı.
Giderek
daha fazla 20′li ve 30′lu yaşlarda dijital ve sosyal medyanın önemini kavramış
editörler görüyoruz.
Rapora
göre, gazete ve online portallar arasında içeriği yerelleştirmeye doğru büyük
bir eğilim mevcut.
Dergiler
için 2010′a benzer şekilde 2011′de de kapanma haberlerinden daha çok açılış
haberleri okuduk. Rapor, dergilerin yazı işleri çalışanları arasında işten
çıkarma oranlarının orta ölçüde olduğunu söylüyor. Ve bazılarının iddia ettiği
gibi iPad’ler dergileri öldürmüyor. Aslında tam tersi: Aygıt üzerinde tüketmek
üzere içeriğe ihtiyaç duyulduğu için iPad dergileri kurtarıyor gibi görünüyor.
TV
istasyonları küçülen gazetelerin bıraktığı boşluğu doldurmak için kaynaklarını
paylaşıp web sitelerini kullanırken, öte yandan büyük kurtulan olarak
nitelendirilen radyo 2011 yılının dört çeyreğinde de yeni dinleyiciler kazanmış
görünüyor.
Radyo
için belki de en umut verici olan Arbitron’un (Radyolar için birincil ölçüm
aracı) 12 yaş ve üzeri dinleyici sayısında haftada 240 milyonun üzerinde bir
artış görüldüğünü bildirmesiydi.
Bu
arada blogcular bir çok ana akım medya organıyla ortaklık içine girdiler. Blog
evrenindeki (Blogosphere) büyüme öncelikle iç yaşam, ebeveynlik ve pişirme
hakkındaki blogların dahil olduğu tüketici sektöründe oldu.
Tüm bu değişiklikler
halkla ilişkiler sektörü için (en azından) yedi şey ifade ediyor:
Medya
kanalları sadece metinden daha fazlasını, resim ve video istiyor. Fakat
içeriğiniz şu üç özelliği dikkate almaya devam etmeli: net, özlü, çekici.
Basın
bültenleri için eski kurallar hala geçerli. Sırf sosyal medya eski medya
şirketlerini gelişmeye zorluyor diye, bu onlara farklı davranmak gerektiği
anlamına gelmez. Teknolojideki inanılmaz değişikliklere rağmen, insan olmanın
tüm eski kuralları hala geçerli. Editör ve muhabirlerin de insan olduklarını
unutmayın ve ona göre davranın. Nazik olun: Önce kendinizi tanıtın ve soruları
sonra sorun.
Bir
tane iPhone ve/veya iPad satın alın. Medya bu platformlar için de içerik
yaratır; nasıl göründüğünü ve nasıl çalıştığını bilmelisiniz.
Gazetecilerle
sosyal medya üzerinden iletişim kurmak olumlu olsa da basın bültenleriniz ya da
onlara sunmak istediğiniz başka bilgiler için burayı kullanmayın. Gazetecilerin
sadece yüzde 2′si sosyal medya aracılığıyla bültenlere ulaşmayı tercih ediyor,
yüzde 80′i bültenlerin kendilerine e-posta yoluyla ulaştırılmasını istiyor.
Sosyal
medya platformlarını onları tanımak için kullanın. Bir gazetecinin ya da
editörün Twitter hesabını takip edin. Ne paylaştıklarına dikkat edin. Ve
kişisel olarak onları tanımadığınız sürece, Facebook’ta arkadaşlık daveti
göndermeyin.
Hayatı
gazeteciler için kolaylaştırın. Küçülen kadrolar ve medya organlarının her gün
genişleyen çevrimiçi uzantıları, gazetecilerin her zamankinden daha fazla zaman
darlığı çekmesi sonucunu doğurdu. Halkla ilişkiler uzmanları, muhabirlerin
hikayelerini yazmalarını ne kadar kolaylaştırırsa, bültenlerinin habere dönüşme
ihtimali o derece yükselir ve halkla ilişkiler uzmanlarıyla muhabirler arasında
iyi bir çalışma ilişkisi oluşmuş olur.
Bir
TV haber merkezine bülten göndermek için en iyi zaman sabah saat 8 ve 9
arasıdır. Yani genellikle editör kadrosunun sabah toplantısından önceki bir
zaman dilimi. Flaş bir haber olmadığı sürece hikayenizi en az bir kaç gün veya
bir hafta önceden medyaya ulaştırın. Ayrıca, TV gazetecileri sadece firmanızın
sözcüsü veya CEO’suyla değil ürün veya kuruluşunuzun etkilediği gerçek
insanlarla da konuşmak isterler. Bu ihtimale karşı da hazırlıklı olmanız
gerekir.
0 yorum: