5 Haziran 2018 Salı

Siyasal iletişim açısından beden dili

by karamanni  |  in siyasal iletişim at  21:52:00
Bu çalışmada siyasal iletişim açısından liderlerin kitleleri etkilemek için kullandıkları beden dili incelenmiş ve belirli zamanlarda söyledikleri ile beden dilinin uyumuna bakılmıştır. Beden dili şüphesiz ki yalan söylemez. Birçok konuda sözlerle duygu durumumuzu gizleyebiliriz ancak bedenimizi eğer bu konuda uzman değilsek ya da eğitim almamışsak kontrol edemeyiz. Bu da beden dili uzmanları tarafından fark edilebilir. Ancak liderlerin kullandıkları beden dili bilinçli olarak kullanılan ve topluluk önünde konuşurken kitleleri etkileyebilecek, vermek istedikleri mesajı tam anlamıyla destekleyebilecek şekildedir. Bu konuda tarihsel süreçten günümüze etkin liderlerin beden dili kullanım ustalıklarını inceleyeceğiz. 

Giriş
Siyaset kavramı toplumun farklı kesimlerinin ve güç odaklarının ortak bir zeminde uzlaştırılması şeklinde ifade edilebilmektedir. Siyaset kendine has özellikleri üzerinde taşıyan bir alan olarak kendi içerisinde çeşitli değişkenleri beraberinde getirmektedir. Diğer bilimlerde olduğu gibi siyaset bilimi içerisinde de insan faktörü önem taşımaktadır.[1] Kitleleri etkileyebilmek ve ikna edebilmek için en önemli araç Beden dilidir. Beden dilini doğru kullanan liderler topluluk önünde konuşurken daha rahat, etkileyici ve ikna edici olurlar.
Bu çalışmada beden dilini etkili kullanarak kitleleri etkisi altına alan ve öne çıkan liderleri inceleyeceğiz. Özellikle sözsüz iletişimin büyük bir önem kazandığı bu alanda yapılan çalışmalar gösteriyor ki iletişimin %55’i beden dilimizde verdiğimiz mesajlar vasıtasıyla gerçekleştiriliyor. Beden dili kültürden kültüre farklılık gösterir. Türk toplumunun kültürel kodları ile Alman toplumunun kültürel kodları arasında fark vardır. Bizim için önemsiz sayılabilecek bir hareket, bir başka kültüre sahip kişi ya da kişiler için önemli olabilmektedir. Bu nedenle Siyasal İletişim kavramını incelerken ayrıca Beden Dili ve Vücudun konumu ile karizmatik lider olmanın önemli noktalarına da değineceğiz.

SİYASAL İLETİŞİM
Temel olarak ilk önce iletişim kavramına bakmak doğru olacaktır. İletişim, toplum içerisinde yaşayan insanların kendisini ve çevresini daha iyi tanımasını ve başkaları ile uyumlu ilişkiler gerçekleştirmesini, anlaşabilmesini, ihtiyaçlarını belirtebilmesini ve ihtiyaçları anlayabilmesini bunun için etkileşim kurabilmesini ve bu etkileşimi geliştirmesini sağlayan bir beceridir. İletişim fikirlerimizin ve duygularımızın bizden diğer bir kimseye aktarılması sürecinden oluşur, o hal de bu sürecin doğru işleyebilmesi için etkili bir iletişim içinde olmak gerekir.
İletişim, siyasetin can damarını oluşturmaktadır. Siyasette iletişim gibi tek taraflı ve tek başına yapılamaz ve iletişimde olduğu gibi birden fazla kişiye ihtiyaç vardır. İletişim ve Siyaset topluluklar, kitleler ile hayat bulabilmektedir. Siyaset, iletişimi bir araç olarak kullanmaktadır ve amaçlarını gerçekleştirmek için iletişimin sihrinden yararlanmaktadır. Siyasal iletişim, genel oy hakkının kitlelere verilmesiyle başlamış, kitle iletişim teknolojisinin gelişmesiyle de günümüzdeki anlamına ulaşmıştır. Siyasal iletişim kavramı ve uygulaması, ikinci dünya savaşı sonrası Amerika Birleşik Devletleri’nde doğup gelişmiş, 1960’lı yıllarda da Batı Avrupa ülkelerinde yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Türkiye’de siyasal iletişime yönelik ilk çalışmalar 1960’lı yıllarda ‘’Propaganda’’ üzerine yapılmıştır.  Bu çalışmaların en önemli nedenlerinden biri radyo ve televizyonun daha geç bir dönemde ülke geneline yaygınlaşması olarak belirlenebilir.

PROPAGANDA
Siyasal iktidar olma isteğini içinde barındıranlar, bu konuma gelebilmek için karşısındaki toplulukları etkilemek, kitleleri harekete geçirmek ve kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek ihtiyacını hissetmişlerdir. Kitlelerin istenilen hedef doğrultusunda ikna edilmesi ve etkilenmesi için yapılan propaganda çalışmaları siyasal bilimde yerini almış ve vazgeçilmez bir unsur olarak kemikleşmiştir.
Seçmenlerin oy verme tercihlerini etkileyen veya yeni seçmenlerin sempati duyması ile tercihlerinin oluşmasını sağlayan önemli faktörlerden birisi de propaganda ve iletişimdir. Propaganda ve iletişim faktörleri olarak; kampanyalar, kamuoyu araştırmaları, canvassing (yüz yüze oy toplama teknikleri), kitle iletişim araçları ile değişik seçmenleri ikna etmeye yönelik çeşitli ikna ve mesaj stratejileri örnek gösterilebilir.[2]

ROPAGANDANIN TARİHSEL GELİŞİMİ
İnsanların topluluk halinde yaşamaya başladıklarında yönetim kavramı ortaya çıkmıştır. Öte yandan kurulan topluluklar küçük devletler haline gelmiş ve bu devletlerin yönetilmesi daha karmaşık bir yapıya sebep olmuştur. Devletlerin idaresini elinde bulunduranlar güçlü liderler olmuş ve bu gücü ellerinde tutmak için de çaba göstermişlerdir. Seçilmek marifetiyle yönetime gelmek isteyen, iktidar olmak isteyenler birçok teknik kullanarak kitleleri ikna etmeye çalışmışlardır. Burada kendilerine inanacak bir topluluk üzerinden etkileme sanatının tüm özelliklerini kullanmaya çalışmışlardır.
Bununla paralel olarak propaganda faaliyetleri ve ikna teknikleri zaman içerisinde gelişim göstermesine rağmen, özü itibariyle toplumlara yaşıt denecek kadar eskidir ve yeni versiyonları hariç kökü çok eskilere dayanmaktadır. İnsanoğlunun gruplar halinde yaşamaya başlamasından itibaren doğal olarak liderlik sorunu da kendiliğinden ortaya çıkmış ve toplumu kimin idare edeceği tartışma konusu olmuştur. Durum böyle olunca, toplumu idare etmeye talip olanlar arasında kendilerine yandaş bulma amacıyla kendilerine has yöntemler kullanarak propaganda çalışmaları yapmıştır. Tüm çağlarda, politikacılar, devlet adamları, diktatörler, kişilerin kendilerine ve yönetim düzenlerine bağlılığını arttırmaya çalıştıkları söz konusudur. Bu yüzden propaganda kavramının kökeni eskilere dayanmaktadır.

BEDEN DİLİ
Beden dili yani, Sözsüz iletişim, konuşulan dilin dışında, jestler, mimikler ya da diğer dilsel olmayan işaretler aracılığıyla ifade edilen iletim biçimidir. Günlük iletişimin büyük bir kısmı sözsüz iletişime dayanır. Türkler sözlü bir mesajı onaylarken başlarını öne doğru sallarlar, aslında aynı işareti hayır anlamında da kullanırlar, oysa bu hareket birçok kültürde onaylama olarak kabul edilir ve anlaşılır. Hayır, anlamında ise Türkler, Yunanlılar ve Suriyelilerin dışında kalanlar başlarını sağa ve sola çevirerek bir şeyi onaylamadıklarını ya da reddettiklerini gösterirler. Türkler birisini uyarırken ya da tehdit ederken sağ/sol ellerinin işaret parmağını göğüs hizasında öne arkaya doğru sallarken Almanlar bu hareketin ne anlama geldiğini bilmezler, çünkü onlar uyarmak için ellerini avuç içleri kendilerine dönük olarak yine işaret parmaklarıyla sağa sola doğru sallarlar.[3]

Temel olarak sözsüz iletişim iki kanala dayanır:
1 – Görülebilir kanal ( jestler, mimikler, yüz ifadeleri, beden duruşu vb. )
2 – Yarı dilsel kanal (ses tonu, şiddeti, hızı vb.)
Sözlü iletişim dayandığı sözsel kanalla birlikte bu üç kanala iletişim kanalları adı verilir.
Herkesin üç kişiliği vardır;
  • Ortaya Çıkardığı,
  • Sahip olduğu,
  • Sahip olduğunu sandığı.
Ne söylediğinizden çok, nasıl göründüğünüz önemlidir. Beden dili, bilinçdışı motivasyonları açığa çıkarır. İnsanlar; yüz ve beden hareketlerinden bir kitap gibi okunabilir. Araştırmalarına göre, kişilerin birebir kurdukları iletişimde;
  • Kelimelerin % 7 ile %10 oranında,
  • Ses ve konuşmanın % 30 ile %38 oranında,
  • Beden dilinin ise % 55 ile %60 oranında etkisi olduğu bulunmuştur. (Mehrabian, 1967).
Bu oranlar kişilerarası ilişkilerin ve iletişim ortamının özelliklerine göre daha az ya da çok olabilirse de beden dilinin iletişimdeki rolünü reddedilemez biçimde ortaya koymaktadır. Yüzyılımızda diğer alanlardaki kuramsal ve yöntembilimsel gelişmelere bağlı olarak psikologlar, sosyal psikologlar, toplumbilimciler, antropologlar bu konuda güvenilir bir bilgi birikimi sağlamışlardır.[4]

BEDEN DİLİNDE VÜCUDUN KONUMU
Çevremizdeki bütün insanların kendilerine ait kişisel alanları vardır. Bu alanlar;
1- Mahrem Bölge: Kişiler bu bölgeyi kendi mallarıymış gibi benimsedikleri için tüm bölgeler arasında en önemli olanı “Mahrem bölge”dir. 45 cm’ye kadar olan alandır.
 2- Kişisel Bölge: Bu bölge kokteyllerde, ofis partilerinde, sosyal etkinliklerde ve arkadaş toplantılarında başkalarıyla aramızdaki mesafedir. 30 – 75 cm arasıdır.
3- Sosyal Bölge: Yabancılarla, örneğin evimizde tamirat yapan tesisatçı veya doğramacı, postacı, bakkal, işyerindeki yeni eleman ve çok iyi tanımadığımız kimselerle aramızdaki mesafedir. 120 – 210 cm arasıdır.
4- Ortak Bölge: Kalabalık bir gruba hitap ettiğimizde paylaştığımız mesafe ortak bölgedir. Üç metre ve daha fazladır.

VÜCUT HAREKETLERİ
 Avuç gösterme hareketi:
Açık avuç gerçek, dürüstlük, sadakat ve teslimiyetle bağdaştırılmıştır. İnsanlar iki temel avuç konumunu kullanırlar. Birincisinde avuç yukarı dönüktür ve yiyecek veya para dilenen dilencinin tipik hareketidir.
Ağız kapama:
Ağız koruyucu bir çocuğunun ki kadar kolay anlaşılır olan çok az yetişkin hareketinden biridir. Beyin bilinçaltından söylenen yalan dolu sözleri bastırmaya çalışırken el ağzı örter ve başparmak da yanağa bastırılır.
Boyun Kafa Kaşıma:
Bu durumda yazı yazarken kullanılan elin işaret parmağı kulak memesinin altını veya boynun yan tarafını kaşır. Bu hareket bir tür şüphe veya emin olmama işaretidir.
Baş Hareketleri:
Kafa bir yana doğru eğildiğinde; bu kişinin anlatılan konu ile ilgilenmeye başladığı anlamına gelir. Baş aşağıya eğikken tavrın olumsuz hatta yargılayıcı olduğunu gösterir.
Cinsel ilgi:
Kemer veya ceplere sokulmuş başparmaklar cinsel olarak saldırgan bir tavrı göstermek için kullanılan harekettir.
Gözlük Hareketleri:
En yaygın hareketlerden biri çerçevenin saplarından birini ağza götürmektir. Gözlükleri ağza götürmek de bir kararı bekletmek veya geciktirmek için kullanılabilir.

Göz bellekleri ve Bakışlar:
Belli ışık durumlarında, kişinin ruh hali ve tavrı olumludan olumsuza veya olumsuzdan olumluya geçerken gözbebekleri küçülür veya büyür. Bakışların da kendi içinde çeşitleri vardır.
İş Bakışı, iş tartışmaları yaparken karşınızdakinin alnında bir üçgen olduğunu hayal edin. Bakışlarınızı bu bölgeye yönelterek ciddi bir ortam yaratırsınız ve karşınızdaki sizin iş yapmak konusunda ciddi olduğunuzu anlar.
Yan Bakış ise ilgi veya saldırganlık iletmekte kullanılır. Hafif kalkmış kaşlar ve bir gülümsemeyle birlikteyse ilgi anlamına gelip flört işareti olarak yaygın şekilde kullanılır. Aşağıya dönük kaşlar, çatık alın veya aşağıya dönük ağız köşeleriyle birlikte şüpheli, saldırgan veya eleştirel bir tavır anlamına gelir.
İletişimde en önemli öğe gözlerdir.
Gözler her şeyi anlatır; dolayısıyla beden dili için gözler ilk sırada gelir.
Jest ve Mimiklerimiz karşı tarafta güven duygusu oluştururken, güven sevgiyi getirir. Sevgi ise iletişimi. İnsanlar güvendikleri ve sevdikleri kişilerle iletişim kurup güvenirler. Sözümüz ile bedenimiz iyi bir ambiyans içinde olmalı ve karşı tarafta güven uyandırmalıdır.

GÜVEN OLUŞTURMADA BEDEN DİLİNİN ÖNEMİ
Beden Dili, istemli ya da istemsiz beden hareketleri ve yerleşim şeklimizle karşı tarafa verdiğimiz sinyallerdir.
  • Baş hareketleri
  • Yüz kaslarımızın hareketleri ( Kaşlar, gözler, burun, dudaklar, dil, çene)
  • Tüm vücudun duruşu (omuz hareketleri, kolların hareketleri, eller yapılan jestler, bacak ve ayak hareketleri, çevredeki objeleri ele almak, yerini değiştirmek v.s)
Bunlara ses tonu dahil değildir (ki ses tonu da beden dili kadar sözsüz iletişimin bir parçasıdır) :
  • Sesin dalgalanması (yüksekten düşüğe)
  • Ses yüksekliği (bağırıştan fısıltıya kadar olan aralıkta)
  • Solunum (sesin titremesi gibi)

BEDEN DİLİ KULLANIMINDA EL, KOL VE AVUÇ HAREKETLERİ

Şekil.1 El, Kol ve Avuç içi Kullanımı
1. Sana karşı tamamen dürüst olacağım.
2. Ağız Koruyucu
3. “Sayın hakimim, benim naçizane görüşüme göre“
4. Başparmaklar arka cepten dışarı çıkıyor.
5. Ense kaşıma
6. Yaka çekiştirme
7. Burna dokunma
8. Can sıkıntısı
9. Yüksek çatı
10. Alçak çatı
11. Çene okşamanın bayan versiyonu
12. Karar verme
13. İlgili değerlendirme
14. Olumsuz düşünceleri var
15. Kontrolü ele alma
16. Kontrolü bırakma
17. Güven ve güçlü el sıkıma
18. Politikacı el sıkışı

Şekil. 2 El, Kol ve Avuç içi Kullanım Şekilleri
1. Sağdaki adama baskın bir el uzatılır
2. Eli alır ve sol ayağıyla öne adım atar
3. Sağ ayağını çapraz getirerek karşıdakinin mahrem bölgesine girer ve el sıkışmayı dikey hale getirir.
4. Avuç aşağıya doğru el uzatma
5. Avuç aşağıya doğru uzatmanın etkisiz hale getirilmesi
6. Eldiven
7. Ölü balık
8. Bilek tutma
9. Dirsek kavrama
10. Üst kol kavrama
11. Omuz tutma
12. Üstünlük-kendine güven hareketi – Üst kolu tutma hareketi, beden dili.

BEDEN DİLİ İLE KARİZMA YARATMAK
İnsanların vücut dilini okuyarak içlerindeki duyguları ortaya çıkartılabilir. Öncelikle gözlem yeteneğinin çok gelişmesi gerekmektedir.
Karizmatik bir Liderler:
  • Dik dururlar, omuzları geridedir. Duruş (Posture)
  • Gözlerini kaçırmazlar ve yüzlerinde bir gülümseme vardır. Göz Teması (Eye Contact)
  • Kontrollü ve bir amaca hizmet eden hareketler yaparlar. El ve Kol Hareketleri ( Gestures)
  • Konuşmaları yavaş, net, temiz ve akıcıdır. (Speech)
  • Orta seviyede bir ses tonu kullanırlar. Ses Tonu (Tone of Voice)
Yukarıda belirtilen bu ortak özellikler kitleleri etkileyen liderlerin ortak özellikleridir.

HİTLER’İN BEDEN DİLİ KULLANIMININ İNCELENMESİ
Büyük olasılıkla pek çok kişi Hitler’in hoş bir insan olmadığını söyler. Ancak bir lider olarak onun oldukça belirgin, dikkat çekici yetenekleri tartışılamaz. Mükemmel bir hatip, motivasyon edici bir kişi aynı zamanda hedefe odaklı davranan, sebebini doğrulayıcı ikna kabiliyetine sahip bir kişilikti. Ses tonu, beden dili ve konuşma tarzıyla Hitler karizmatik bir liderin ihtiyacı olan bütün karakteristik özelliklere sahipti. Hitler’in güvenilirliği ve tutarlılığı yandaşlarında müthiş bir bağlılık ilhamı yaratıyordu. Onlar yalnızca Hitler’in fikirlerini dinlemiyorlardı, aynı zamanda onlar için yaşamaya bile hazırlardı. Bütün ulusuna hakim olana kadar gün be gün kendine binlerce yandaş kazandı. Öncelikle Alman ulusunun genç temsilcilerinin gönlünü fethetti, daha sonra eski çağ insanlarını yani yaşlıları kendi inancına döndürmek için i topluluk önünde konuşma yenilikçi tekniklerini kullandı.
Sadece onun görebildiği bir resim içinde yer alan hayallerindeki dünyayı yaratmak için uğraştı, bütün o coşkun ve korkunç sayıda kalabalıklara konuşurken kafasında şekillendirdiği bir hayaldi bu. Kalabalıklar hep kalabalıktır ama o doğru teknikleri izleyip, hislerini takip ederek birden binlercesinin peşinde olduğu bir lider haline geldi. Fakat en son o büyülenen kalabalıklar çok kısa bir süre içinde korkmaya başladılar, birbirlerinden bile. Yeni hükümet ve onun lideri. Der Führer (great leader: büyük lider) hakkında tek kelime bile söylemeye şiddetle korktular.[5]
Çatık kaşları, emir veren, otoriter konuşması, gergin yüz hatları, konuşurken el ve kollarını direktif verircesine savurması, gözü dönmüşlüğü, “Ben en doğrusunu biliyorum!” diyen tavrı Hitler’in diktatör kişiliğiyle büyük bir uyum içinde. Vücudunu ve başını dik tutuşu, dudaklarının keskin ve sert bir çizgi halini alışı, kendini beğenmiş, kibirli bir güvenin göstergesi.[6]
Hitler’in çalışma odası uzun dikdörtgen biçimindedir. İçeri giren kişi, ona otoriteyi, kanı, içgüdüleri çağrıştıran ve heyecanını arttıran kırmızı bir halıyla karşılaşır, yürür, fakat ortaya geldiğinde bocalamaya başlar. Masa normalde olması gereken yerde, yani karşıda değildir ve oturacağı sandalyeye ulaşması için halının dışına çıkması gerekmektedir. Kararsız kalıp bir süre sonra kafasında soru işaretleri ile halıdan ayrılır ve alçak sandalyeye oturur. Karşısında, hemen kısa bir mesafede beyaz düz bir duvar vardır. Arkası ise büyük bir boşluktur ve arkasındaki pencereden gelen ışık arkasının sağlam olmadığını ona tüm görüşme boyunca hatırlatır (Hitler bu dönemde İstanbul’da Pera Palas’ta bombalı suikast düzenleyebilecek güçtedir). Hitler’in önü ise açık ve geniştir, arkasını ise duvara dayamıştır. Böyle bir durumda görüşmenin ipleri Hitler’in eline geçmiştir.[7]

ATATÜRK
Beden dilini en başarılı kullanan siyasi lider Atatürk. Sadece beden dili değil, sözsüz iletişim unsurlarında da en iddialı olan lider. Son derece şık, bakışları kararlı, duruşu karizmatik, yürüyüşü özgüven dolu. Kılık kıyafetleri üzerine tam oturmuş, aksesuarları, şapkası, köstekli saati, sigaralığı, bastonu son derece doğru ve birbiriyle uyumlu seçilmiş.[8] Atatürk’ün beden dilini okumak istediğimizde keskin bakışlarının insanı ilk başta etkilediğini görebiliyoruz. Dik duruşu ve hitabet şekli, topluluk önünde kendine güvenen ve kararlı bir kişi imajını çizmektedir. Ayrıca konuşmalarını herkesin anlayabileceği hızda ayarlaması, konuşmalarının önemli kısımlarında es (durak) vermesi bilinçaltında bu sözlerin karşı tarafa çok daha isabetli tesir etmesine sebep olmaktadır. Yürüyüşü emin adımlarla, sakin ve ayakları yere basan şekilde bir his uyandırıyor.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN
Recep Tayyip Erdoğan’ın göze çarpan davranışlarından biri, konuşurken ellerini görünür şekilde tutması. Kürsünün altına, masanın üzerine koyup kamufle etmek ihtiyacını duymuyor. Eller, eylemlerin simgesel faili olduğu için, ne yaptığınıza ne yapmadığınıza şahit oluyorlar, siz söylemeseniz de onlar fiillerinizin tanığı durumundalar. Ellerini göze görünür şekilde tutması, Tayyip Erdoğan’a, yaptıklarını saklamak gibi bir kaygısı olmayan, onlardan memnuniyet duyan bir lider imajı veriyor. Halkın önüne zaman zaman spor bir giyim tarzıyla çıkması da rahat, özgüveni yüksek, iletişime açık bir kişi olduğunu gösteriyor.[9] Ses tonunu ve bedenini güçlü bir şekilde kullanıyor. Hitap tarzını daha halk seviyesinde tutuyor. Avuç içlerini topluluğa yönelterek güvendesiniz, sorun yok mesajı veriyor. Yürürken ağar adımlar atarak gideceği yere kararlı ve emin adımlarla ilerlediğinin mesajını veriyor. Soğuk kanlı duruşu öz güvenini vurguluyor. Kitleler karşısında asla tek başına selamlamaya çıkmıyor, kendisi ile birlikte ekibini de topluluk önüne çıkartarak güçlü bir profil çiziyor.

SONUÇ
Beden dili kullanımı bu konuda uzman olan kişilerin en etkili iletişim araçlarından biri olmuştur. Beden dilini doğru yönetenler kitleleri etkilemeyi başarmış ve kendi düşünceleri doğrultusunda onları ikna etmişlerdir. Asıl olarak ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimiz önemlidir. Çünkü iletişimde sözcüklerin kapsadığı alan, tonlamanın ve bedenin kapsadığı alandan çok daha azdır. İletişimde insanların mahrem alanlarına girmeden, doğru ses tonu ve güven veren bir beden dili ile başarı yakalamak mümkündür. Bunun için doğru beden dili kullanmanın yanında, doğru beden dilini okumakta önemlidir.
  
KAYNAKÇA

Makale
1 Eke Erdal (2008) ‘’Siyasal Propaganda Araçlarının Seçmen Davranışı Üzerindeki Etkisi: Isparta Örnek Olayı’’ Süleyman Demirel Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi
2 Eke Erdal (2008) ‘’Siyasal Propaganda Araçlarının Seçmen Davranışı Üzerindeki Etkisi: Isparta Örnek Olayı’’ Süleyman Demirel Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi
3 Tosun C. (2005) Din Hizmetlerinde İletişim ve Halkla İlişkiler. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Yayınları.
4 Cangil E. B. Beden Dili ve Kültürlerarası İletişim, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Dergisi
Sayı 2 (2004),69-78

İnternet

Kitap
9 İzgören Ş. (2010) Dikkat Vücudunu Konuşuyor. İstanbul, Elma Yayınları


[1]  Eke Erdal (2008) ‘’Siyasal Propaganda Araçlarının Seçmen Davranışı Üzerindeki Etkisi: Isparta Örnek Olayı’’ Süleyman Demirel Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi
[2] Eke Erdal (2008) ‘’Siyasal Propaganda Araçlarının Seçmen Davranışı Üzerindeki Etkisi: Isparta Örnek Olayı’’ Süleyman Demirel Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi
[3] Cangil E. B. Beden Dili ve Kültürlerarası İletişim, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Dergisi
Sayı 2 (2004),69-78
[4] Tosun C. (2005) Din Hizmetlerinde İletişim ve Halkla İlişkiler. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Yayınları.
[7]  İzgören Ş. (2010) Dikkat Vücudunu Konuşuyor. İstanbul, Elma Yayınları

Ümit Ünker
www.umitunker.com

Vücut dili seçim kazandırır mı?

by karamanni  |  in imaj at  21:41:00
Genellersek yüz yüze konuşan iki kişi arasındaki iletişimin yüzde 35’e yakını ses ile, yüzde 65’i vücut diliyle gerçekleşiyor. Yeni tanıştığımız bir kişi hakkındaki izlenimimizin yüzde 80’ini ilk 4 dakikada görünüşüne bakarak ediniyoruz.
‘Çok da değil’ diyen şu istatistiğe baksın. Siyasetçi konuşurken verdiği mesaj fikrimizi değiştirmede yüzde 7 etkiliyken; bu mesajı verirken seçtiği kelimeler, ses tonu ve vurgusu yüzde 38; vücut dili ise yüzde 55 etkili oluyor.
Bir fıkrayla başlayalım...
At yarışları... Günün en iddialı koşusu...  Aynı ata oynamış  iki kişi  yan yana izliyor. Biri koca göbekli kalantor görünüşlü işadamı, belli ki büyük servet yatırmış. Sağ eli pantolonunun cebinde, sol elindeyse koca bir puro, sakince tüttürüyor. Diğeri küçük esnaf, ufak bir meblağ oynamış ama sanki tüm servetini yatırmışçasına heyecanlı;  “Hadi yavrum, hadi aslanım” diye yırtınıyor. Atlar son düzlüğe giriyor. Yarış bitmek üzere... “Hadi oğlum, yürü be oğlum, yürrü be koçum!”, inletiyor küçük esnaf. İşadamında en ufak bir heyecan yok, purosunu tüttürüyor tek kelime etmeden. Geriden atağa kalkan başka bir at son anda bizimkilerin para yatırdığı atı burun farkıyla geçip birinci oluyor. Esnaf perişan, yıkılıyor, kuponu yere atmalar, sinir krizleri falan. Sonra birden gözü, yanındaki kalantora takılıyor. Onun istifini bozmadığını görünce, şaşırıyor:
-Beyefendi affedersiniz. Benim yatırdığım para herhalde sizinkinin yanında devede kulak ama ben babamı kaybetmiş, gibiyim sizse kılınızı kıpırdatmadınız.
Adam bizimkine dönüyor, yüzü kıpkırmızı... Elini cebinden çıkarıp, sinirden sıkıp koparttığı uzvunu gösteriyor: Peki bu ne ulan, bu ne!

İngilizlerin “Güç duruşu”
Ya işte böyle. Siyasilerin o özgüvenli, serinkanlı duruşu sizi yanıltmasın aslında içlerinde ne fırtınalar kopuyor. Siyasette dışarıya karşı duruş önemlidir. Duruş derken, ideolojik değil, fiziki duruşu kastediyorum. Seçmeni etkiler. Örneğin İngilizler bugünlerde Muhafazakar Parti liderlerinin duruşuna takmış. Ada ülkesinin, Avrupa’dan kopuşunun bayrağını taşıyan Muhafazakarlar, Brexit’i bacakları açık, vücudun yarısı ileride yarısı geride, kollar mukavemete hazır bir duruşla karşılıyor. “Güç Duruşu” adını verdikleri bu poz, güveni, istikrarı, yere sağlam basmayı temsil ediyor, amiyane tabirle çevresine “kodum mu oturturum” imajı veriyor. Tabii alaya alanı da var. Kimine göre Beyonce’tan çalıntı, kimine göreyse Marvel’in çizgi kahramanları gibi duruyorlar. Hatta İçişleri Bakanı bacaklarını kalçadan fazla açınca komik duruma bile düşebiliyor.
Siyasetçinin vücut dili şüphesiz seçim kazandırıyor ama bu ülkeden ülkeye de fark gösteriyor. Örneğin Amerikan seçmenleri başkanlarının rahat tavırlarına alışıktır. ABD’li siyasetçilerin bir restoranda fast food kuyruğuna girmesi tv şovunda saksafon çalması, kendini ti’ye alması prim yapar.
Obama rahat, Merkel katı
ABD eski Başkanı Obama’yı Berlin’de Branderburg Kapısı önünde Merkel’le birlikte hatırlıyorum. Yazın hava muhtemelen 30 derecenin üzerindeydi, Obama ceket kravatı atmış kalabalığa rahatça nutuk çekerken, yanındaki Merkel’in bırakın döpiyesinin düğmesini gevşetmesi, tek damla terlemesi bile yasaktı. Trump insanların önünde şarkı söyleyip dans edebilir, ancak Merkel sadece Wagner konserinde görüntülenebilir. Alman siyasetinde ağırbaşlılık prim yapıyor. Ciddiyet, kontrollü yüz ifadesi (sululuğa yer yok) ve ellerin “elmas” duruşu kamuoyuna güç, istikrar, güvenlik mesajı veriyor.
İtalya’da ise seçmenin önüne, mayo, bornoz, banyo havlusu, terlikle çıkmak, eksi değil artı yazıyor. Seçim kazanma şampiyonu Berlusconi’nin bunga bunga adlı bikinili kızlardan oluşan partilerini hatırlayın. Yaş 70, iş bitmemiş imajı...
Fransızlar, karısını aldatmayanı adam yerine koymuyor. En taze örneği bir önceki Cumhurbaşkanı Hollande’ın motosiklet ve kaskıyla Elysee Sarayı’ndan gizlice oyuncu sevgilisine kaçarkenki görüntüleri...
Latin Amerika’da duygular ön planda. Özellikle kameralar önünde ağlamak seçmeni etkiliyor. Arjantin eski Devlet Başkanı Cristina Kirchner, daha eskilerden Eva Peron da bunu en iyi bilen, kampanyalarında ya da düşen popülaritelerini artırmak için en iyi kullananlardan. Don’t Cry For Me Argentina (Benim İçin Ağlama Arjantin) şarkısının adı tesadüf olmasa gerek.
Rusya’ya dönelim. Putin’in karate yaparken, üzeri çıplak ata binerkenki görüntülerini bir düşünün. Güçlü lider, güçlü Rusya imajı.. İş yapıyor mu? Seçimlerin adil ve tarafsızlığı tartışılsa da    evet iş yapıyor.
Türkiye’de de kitleleri peşinden sürükleyen tüm liderlerin, onlarla özleşen birer imajı var. Zaten aksi halde siyasette başarılı olunamıyor. Atatürk’ün herhalde ülkemizin ve hatta kendi döneminin en iyi imaj makerı olduğunu kabul etmeliyiz. Demirel’in fötr şapkasını, Ecevit’in kasketini mavi gömleğini, Çiller’in beyaz kıyafetini, Özal’ın başının üzerinde kenetlediği selamını, Erdoğan’ın sağ elini kalbine götürüşünü... Bu işaretlerin hepsinin kitlelerde bir karşılığı var.

Ülkeler bazından çıkıp, genel seçmen psikolojisine girersek orada da Stanford Üniversitesi’nin yaptığı güzel bir araştırma var. Üniversite şu faktörlerin oy tercihimizi etkilediğini ortaya koymuş;
- Adayın etnik ve dini kökeni. Siyah, Beyaz, Alevi, Sünni, Kürt, Müslüman, Hıristiyan vs. Ne dersek diyelim ne kadar yalanlarsak yalanlayalım seçmenlerin adaylar arasında dikkat ettiği unsurlardan biri bu. Bunu her zaman bilinçli yapmıyoruz çoğu zaman istem dışı, bilinç altında, yetiştirilme şeklimizin belirlediği ön yargılarla yapıyoruz.
- Kapalı çevrede, köyde, uzak bir kasabada yetişen insanlar daha muhafazakar oluyor. Ve muhafazakarlar, liberallere göre farklı olan (tanımadıkları, bilmedikleri, kendilerinden olmayan) her şeye “Onu yapma, ondan uzak dur, bana zararı olabilir” gözüyle bakıyor. Mevcudu değiştirmek, denemek istemiyor.
- Adayın çekici, yakışıklı, boylu poslu olması seçmenin tercihini etkiliyor. Özellikle de kendinden yakışıklı ve güzelse...
- Seçmeni korkutmak işe yarıyor. ABD Nebraska’da yapılan bir araştırma, özellikle muhafazakar seçmenin korku dürtüsüne hassasiyet gösterdiğini, güçlü bir ters tepki koyduğunu kanıtladı. Terör tehdidi, ekonomik istikrarsızlık gibi siyasi söylemlerin, bir taraftan diğer tarafa oy kaydırmada ciddi etkisi var gibi görünüyor.
- Negatif söylem etkili oluyor. Seçmen (beynimiz) pozitif bilgi yerine negatif bilgiyi hatırlama eğiliminde. Yani oy kullanırken, siyasilerin negatif yönlerini düşünerek karar veriyoruz. Ortada iki aday olabilir ve seçmen her ikisine de pozitif bakıyor olabilir. Bu durum, seçmenin sandığa  gideceği anlamını taşımıyor. Seçmeni motive etmiyor. Halbuki, bu adayların birinden nefret etmesi sandığa gitmek için iyi bir neden, motivasyon oluşturuyor.
- Hiç alakası olmayan olumsuz olayların faturasını halk dönüp siyasetçiye kesebiliyor. Bunun bir benzeri, 2000 yılında Bush-Al Gore arasında yaşandı. Seçimden önce ABD genelinde inanılmaz sel ve kuraklık felaketi oldu. Doğal felaketin sorumlusu olarak Demokratlar görüldü ve Al Gore sırf bu nedenle 54 eyalette 2.8 milyon oy kaybetti.
- Futbol, siyaseten seçim kazandırıyor. ABD’de 44 yıllık istatistikler kolej (ABD futbolu) oyunlarının, seçimlerin hemen 10 gün öncesine rast geldiği dönemlerde, hali hazırda görev yapan yerel ve ulusal siyasetçilerin yeniden kazandığını gösteriyor. 2004’teki Bush (Cumhuriyetçi) ve Kerry (Demokrat) arasındaki başkanlık yarışında futbol fanatiği seçmenlere sormuşlar “Kime oy vereceksiniz?” diye.. “Kerry ile televizyon karşısında hamburger yiyip maç izlediğimi hayal edemiyorum, ama Bush’la yaparım” cevabı almışlar. Türk siyasetçiler bunu da bir düşünsün...


Güney Öztürk
http://www.gazetevatan.com/guney-ozturk-1163857-yazar-yazisi-vucut-dili-secim-kazandirir-mi-/

Proudly Powered by Blogger.