Küreselleşme
olgusu “birbirine bağlantılıklı” ilkesiyle doğrudan alakalı bir kavramdır. Sosyal
yaşantıya etki eden sınırların önemini yitirmesiyle ortaya çıkan küresel
dünyada, karşılıklı bağlılık ve bağımlılık ilişkisi oluşmuştur ve bunun
sonucunda dünyanın bir ucundaki bir bireyin yere attığı plastik bir şişe,
dünyanın diğer ucunda yaşayan başka bireyin sağlığını tehdit edebilecek
boyutlara ulaşmıştır; ki buna kelebek etkisi veya domino etkisi adı da
verilmektedir. McLuhan oluşan bu yeni düzene küresel köy adını vermiştir
(McLuhan, 1964: 106).
Küreselleşmenin
en önemli tetikleyicilerinden birisi hiç şüphesiz ki iletişim teknolojilerinde yaşanan
büyük ilerlemedir çünkü iletişim olgusu dünyayı birbirine bağlayan ve dünyanın
farklı kesimlerindeki bireylerin birbirlerinden haberdar olmalarını sağlayan
bir unsurdur. Küreselleşmeyle birlikte üretim ve tüketim ilişkileri de
değişmeye başlamıştır. Üreticiler açısından olaya bakıldığında hedef
kitlelerini global hale getirme arzunun ortaya çıktığını söylemek mümkündür;
artık yerelle sınırlı kalmak üreticiler açısından bir dezavantaj olarak
görülmeye
başlanmıştır.
Tüketiciler ise dünyanın başka bölgelerinde gördükleri metalardan etkilenmeye ve
onları arzulamaya başlamışlardır. Ancak bunu doğal bir sürecin sonucu olarak
görmek son derece yanlış olacaktır zira tüketicilerde görülen bu küresel
tüketim arzusu, üreticiler ile iletişim teknolojilerinin yaratmış olduğu bir
durumdur. İlk etapta, medya, reklamlar, filmler, popüler yıldızlar gibi
aracılarla bir çeşit ihtiyaçlar silsilesi yaratılmakta ve bunu izleyen süreçte,
bireylerin bu suni yaratılmış ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli bir tüketim
çılgınlığına itildiği görülmektedir. Hedef kitlelerin çeşitlenmesi ve küresel
pazarlama anlayışının doğmasıyla birlikte göstergebilimi de bu alanda önem
kazanmaya başlamıştır zira hedef kitleyi genişletmenin en verimli yollarından bir
tanesi ortak göstergeler yaratıp söz konusu metanın küresel alanda arzulanır
olmasını sağlamaktır.
Küresel köy
içinde daha önce bir mecrada yayınlanmış öyküler de yeniden üretilip farklı
mecralarda tüketime sunulmaya başlamıştır. Örneğin, roman olarak ortaya çıkan
bir öykünün ilerleyen süreç içinde sinema, televizyon, tiyatro gibi farklı
mecralarda yeniden yaratıldığını görmek mümkündür. Buna medyalararası öyküleme
adı verilebilir (Scolari, 2009: 587). Bir öykünün medyalararasında tutundurulup
sevdirilmesinin ardındansa o öykünün medyalarötesinde oyuncaklar veya
bilgisayar oyunları gibi metalarla yeniden üretimi gündeme gelebilmektedir. Medyalararası
öykülemeye bakıldığında, bir hikayenin farklı mecralarda aynı biçimde
anlatıldığı düşünülse de aslında, bu hikaye her bir mecrada kendisine farklı
bir anlam yüklenilerek hedef kitleye sunulmaktadır. Farklı mecralarda esere
farkı anlamlar yüklenmesi göstergebiliminin inceleme alanına girdiği için
göstergelerin incelenmesi, medyalararası öykülemenin anlaşılması açısından önem
kazanmaktadır. Örneğin Leonarda da Vinci’nin “Son Akşam Yemeği” (Last Supper)
adlı tablosu bir sanat eseri sayılırken, bu tablodan yola çıkılarak Dan Brown
tarafından yazılan “Da Vinci Şifresi” adlı kitap başka bir anlam ifade
etmektedir. Aynı kitap Ron Howard tarafından filme çekildiğinde ise izleyicinin
zihninde bambaşka anlamlar oluşmaktadır. Romanın ve hemen akabinde çekilen filmin
popüler kültürün bir ürünü haline gelip sevilmesi ise “Son Akşam Yemeği”
tablosunun orjinaline benzer tabloların kapitalist ekonomi içinde yeniden
üretilip satışa sunulmasına dek varan bir süreci de beraberinde getirmiştir ki
bu da meydalarötesi yeniden üretimin ilgi alanına giren bir konudur.
Dolayısıyla, medyalararası öykülemenin ve medyalarötesi yeniden üretiminin
nasıl ve ne koşullarda ortaya çıktığını ve işlevselliğini nasıl sürdürdüğünü derinlemesine
anlayabilmek için göstergebiliminin ve kapitalist ekonomi koşullarının yaratmış
olduğu tüketim toplumunun, kültür endüstrisinin ve popüler kültürün incelenmesi
gerekmektedir.
Teknolojinin
özellikle de iletişim teknolojisinin ilerlemesiyle birlikte medyalararası
öyküleme ve medyalarötesi yeniden üretim firmalar tarafından sıklıkla
başvurulan yöntemler haline gelmiştir. Tutulan hemen hemen her romanın dizisi
veya filmi, tutulan hemen hemen her filminse bilgisayar oyunları, oyuncakları,
sticker’ları, posterleri, kupaları gibi ticari ürünleri üretilmek suretiyle
sermayedarlara yeni kazanç kapıları sağlanmakta, tüketicilereyse yeni bir gider
kapısı oluşturulmakta ve dolayısıyla kapitalist sisteme hizmet edilmektedir.
Örneğin,
Alan Moore’un yazıp David Llyod’un çizdiği ve 1982 ile 1985 yılları arasında
çizgi roman olarak yayınlanan V for Vendatta’da medyalararası öyküleme tekniği
kullanılmıştır. Diktatör bir rejime bireysel bir başkaldırının nasıl toplumsal
hale geldiğini konu alan V for Vendetta çizgi romanı; ilerleyen yıllarda sinema
filmi olarak yeniden üretilmesinin ardından tüketim kültürünün bir parçası
haline gelmiştir. DVD filmi ve soundtrack’leri yapılıp satılan V for
Vendetta’nın aynı zamanda kostümleri de oldukça tüketilmiştir. V’nin “kan
davası”nın konu edildiği eserde, V karakterinin çizgi roman ve dolayısıyla film
boyunca taktığı maske ve pelerin, üreticilerine büyük bir kazanç sağlamıştır.
V’nin maskesinin ve pelerininin popüler kültür ürünü haline gelip tüketiciyle buluşturulması
V for Vendetta’nın medyalarötesinde yeniden üretildiğinin ve dolayısıyla
kapitalist sistemin bir ürünü haline geldiğinin bir göstergesi olmaktadır. Tüm
bunların ötesinde hikayenin kahramanı ve maskesi diktatöryel rejimlere karşı
yapılan direnişlerin bir göstergesi halini almış ve bu gösterge toplumsal
olaylarda sıkça kullanılmaya başlanmıştır. Bunun yanı sıra çizgi karakter
olarak yaratılmış Batman, Süpermen, Örümcek Adam ve Zorro çizgi romanlarının da
medyalararasında yeniden öyküleştirilip çizgi filmleri ve uzun metrajlı
filmleri yapılmıştır.
Öte yandan yine bu karakterler medyalarötesinde yeniden
üretilmiştir; bu kahramanların oyunları, oyuncakları, maske gibi aksesuarları
ve kostümleri satışa sunulmuştur. Başka bir örnek olarak çocuklar için
tasarlanmış Bugs Bunny, Tweety, Tazmanya Canavarı, Ben 10, Garfield, Tom ve
Jerry, Ninja Kampumbağalar ve Mickey Mouse gibi figürlerin medyalarötesinden
yeniden üretilerek oyun ve oyuncaklarının tüketicilere sunulması
verilebilmektedir. Walter Benjamin Teknolojik Reprodüksiyon Çağında Sanat Eseri
adlı yapıtında, teknolojik imkanların, sanat eserlerinin yeniden üretimine yol
açtığını ve bu sayede Beethoven’ın Beşinci Senfonisi’nin konser salonlarından
çıkıp bireylerin cep telefonlarına melodi olarak yüklendiğini belirtmektedir
(Laughey, 2010: 29-30). Kapitalizmle birlikte, sanat mecralaröesinde yeniden
üretilerek bir sanayiye dönüştürülmüştür. Bir sanat ürünü olan müzikal
performansların kaydedilip, bir sound nesnesi olarak yeniden üretilmesi,
sanatçının kendi emeğine yabancılaşmasına sebep olmaktadır (Aydoğan, 2004:
34-35).
Medyalararası
öyküleme ve medyalarötesi yeniden üretim ekopolitik süreçlerin bir uzantısıdır;
bu yöntemlerle hem bir kesimin ekonomik gelişmesine katkı sağlanmakta hem de
Foucault’nun iktidar anlayışı (Foucault, 2007) tüm tabana yayılmakta ve bu
şekilde halk hem siyasi olaylardan uzaklaştırılmakta hem de uyuşturulmaktadır.
Birer zombi haline dönüşen bireylerse bilinçsiz bir şekilde medyanın dayattığı
metaları tüketmeye başlamaktadırlar. Bu noktadan bakıldığında, Karl Marx’ın
“Din halkın afyonudur. – Die Religion ist das Opium des Volkes.” sözünü
günümüzde “Medya halkın afyonudur.” şeklinde değiştirmek sanırım çok da yanlış
olmayacaktır. Özetle, medyalararası öyküleme ve medyalarötesi yeniden üretimle,
apolitize edilmiş bireyler sürekli tüketime mecbur bırakılarak ekonomik ve
siyasi egemenlere hizmet eden zombiler haline getirilmektedir.
Ece Ünür
Akdeniz İletişim Dergisi
0 yorum: