25 Şubat 2014 Salı

Pazarlama İletişimi ve Stratejileri

by karamanni  |  in pazarlama at  10:37:00

PAZARLAMA İLETİŞİMİ KAVRAMI
Hızla artan iletişim olanakları karşısında hedef kitleye en etkin şekilde ve doğru kanaldan ulaşmanın güçleşmesi ve maliyetlerin artması ve buna karşın tüketicilerin değişen ve artan iletişim talepleri, şirketlerin iletişim konusundaki arayışlarını hızlandırmış ve bu arayışlar sonucunda pazarlama iletişimi kavramı doğmuştur. 
Pazarlama iletişimi:“Bir kuruluşun var oluşuyla ürün ve hizmetleriyle ilişkide bulunduğu ve bulunacağı kesimlere neler vadettiği, neler sağlayabileceğini anlatmasını sağlayacak iletişim çabalarının tümüdür” 
Bir başka tanıma göre ise pazarlama iletişimi: “Hedef tüketicilerin tutum ve davranışlarını istenen yönde güçlendirmeyi, tersi yönde ise bunu değiştirmeye ya da amaçlanan yeni tutum ve davranışı oluşturmayı hedefleyen ikna edici ileşimi sürecidir” 
Yapılan tanımlara bakılarak; pazarlama iletişiminin, pazarlama eylemleriyle beraber; aynı zamanda işletme çevresi, sosyal sorumluluğu ve imajıyla ilgili olan çabalarla doğrudan ya da dolaylı olarak satışların artrılması, giderek ürünün ve işletme ömrünün uzatılması amaçladığı söylenebilir. 
Pazarlama iletişimi, spesifik olarak tutundurma işlevlerini desteklediği halde kapsam olarak tüm pazarlama bileşen ve eylemlerini kapsayan özelde iki genelde çok yönlü ve amaçlı bilgi verme, ikna etme ve hatırlatma eylemlerini kapsamaktadır.
PAZARLAMA İLETİŞİM ELEMANLARI 
Pazarlama iletişim denilince; eskiden sadece pazarlama karması elemanlarından tutundurma çalışmaları (reklam, halkla ilişkiler, promosyon, kişisel satış) akla gelmekteydi. Günümüzde ise pazarlama iletişimi tutundarma çalışmaları ile baraber, ürünün özellikleri ve ambalajıyla başlayan, satış ve satış sonrası hizmetlere kadar uzanan geniş bir kavram haline gelmiştir.  
Bu bakımdan pazarlama iletişimi elemanları denince, pazarlama karması elemanları (ürün, fiyat, dağıtım ve tutundurma) da kastedilmektedir. Yine de pazarlama iletişimi kavramı içersinde yer alan ana kavramları belirtmekte yarar var.

·         Reklam
·         Halkla ilişkiler
·         Satış geliştirme
·         Satış personeli ve kişisel satış
·         Ürünün ambalajı, stili, rengi
·         Marka
·         Satış noktalarının yeri ve niteliği
·         Müşteri hizmetleri
·         Satış sonrası hizmetler
·         Doğrudan pazarlama
·         Pazarlama araştırmaları
·         Yeni ürün geliştirme

PAZARLAMA İLETİŞİMİ STRATEJİLERİ 
Pazarlama iletişimi stratejisi “Pazarlama iletişimi amaçlarının ve uzun dönemli ana faaliyetlerinin belirlenmesi ve bu hedeflere ulaşabilmek için gerekli kaynak dağılımının yapılması ve faaliyetlerin yönünün saptanması” şeklinde tanımlanabilir.
Pazarlama iletişimi stratejisini belirlemek; iletişimin nasıl gerçekleşeceğinin belirlenmesi anlamına gelmektedir. Pazarlama iletişimi stratejileri pazarlama iletişimi amaçlı ve hedeflerine ulaşmayı sağlayacak yol ve yöntemlerin seçimiyle ilgilidir.  
Bu aşamada tüm kaynak ve imkanları birbiriyle uyumlu hale getirmeli, faaliyetler arasında bir bütünlük sağlamalıdır. Böyle bir bütünleşik pazarlama iletişimi stratejisi şu unsurlardan oluşmalıdır.

·         Pazarlama iletişimi stratejisine maruz kalacak hedef kitle birimlerini değerlendirmeye almak,
·         Hangi iletişim aracının en etkili şekilde mesaj ilettiğini belirlemek,
·         İletişimcinin, nerede ve ne zaman iletişim kuracağını ayarlamak,
·         Hangi pazarlama iletişimi karmasının kullanılacağına ve bütçesinin nasıl paylaştırılıcağını programlamak
Pazarlama iletişim stratejileri yukardaki unsurları içerecek şekilde genel olarak beş basamaktan oluşmaktadır.

  Pazarlama iletişim fırsatlarını değerlendirmek,
  Pazarlama iletişimi kaynaklarını analiz etmek,
  Pazarlama iletişim hedeflerini ortaya koymak,
  Alternatif pazarlama iletişimi stratejileri geliştirmek ve değerlendirmek.
  Spesifik pazarlama iletişimi görevlerin ayırmak.

Pazarlama iletişimi stratejileri temelde; ürün – fayda stratejisi, imaj – kimlik stratejisi ve ürün – konumlandırma stratejisi olmak üzere üçe ayrılır.

1. Ürün – Fayda Stratejileri 
Ürün – fayda stratejileri, belirli bir ürün karakterini ve tüketiciye olan faydasını iletmek amacıyla oluşturulur. Bu stratejiler, ürünün sahip olduğu özellikler ve fonksiyonel açıdan yapabildikleri üzerine yoğunlaşır. 
Ürün – fayda stratejilerinin altında yatan düşünce; işletmenin pazarda kendi ürününü diğerlerinden ayıran özelliği bulmasıdır. Tüketici araştırmaları ya da yönetimsel sezgiler ile işletme, tüketici ihtiyacını tatmin edebilecek faydayı geliştirmeye çalışır.

2. İmaj – Kimlik Stratejileri 
İmaj stratejisinin ilk hedefi, spesifik markayı diğer markalardan ayırarak tüketici zihninde marka izlenimi yaratmaktır. İmaj stratejileri, psikolojik farklılıklar yaratarak başarılı ürün stratejisi yaratabilmektedir. Oysa ürün – fayda stratejileri, ürünün fiziksel ve işlevsel özelliklerini kullanarak ürün farklılığını iletebilmektedir. 
Başarılı bir imaj stratejisi, işletmenin tüm iletişim değişkenlerinin koordinasyonu ve entegrasyonuna bağlıdır. 
Kimlik stratejileri, imaj stratejilerinin genişletilmiş bir şeklidir. Kimlik stratejilerinde amaç marka imajını geliştirmektir. Ama, kimliğe önem veren ya da benimsiyen tüketiciler üzerinde marka imajı yaratmaya odaklanır. İmaj stratejileri ürün yönelimliyken, kimlik stratejileri tüketici yönelimlidir.

3. Ürün – Konumlandırma Stratejisi
Ürün konumlandırma, ürünü rakip ürünle bağdaştırarak ya da zaten akılllarda yer etmiş bir markayla bağlantı kurarak, markayı tüketici zihninde konumlandırmaya çalışan bir stratejidir.

PAZARLAMA İLETİŞİMİNİN AMAÇLARI
Pazarlama iletişimin amaçları konusunda iki değişik yaklaşım vardır. Bu yaklaşımlar;
1. Satış yönlü yaklaşım: İşletmelerin tek ve anlamlı amacının satış olduğunu ifade eden yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre yapılacak tüm pazarlama iletişimi çalışmalarının satışa yönelik olması hedeflenmektedir.
2.İletişim yönlü yaklaşım: Bu yaklaşım tüketicinin bazı aşamalardan geçtiğini ve tüm pazarlama iletişimi araçları ile satış ve satış dışı amaçlara ulaşıldığın savunmaktadır. Bu yaklaşıma göre her pazarlama iletişim süreci, bir sonraki süreci getirecek şekilde planlanmaktadır.
Pazarlama iletişiminin hem satış ve hem de iletişim yönlü amaçları genel olarak aşağıda sıralanmıştır. 

·         Satışları artırmak ve desteklemek
·         Ürün ve marka farkındalığını sağlamak
·         Kurum ve ürünün farkınada olunmasını sağlamak
·         Kurum ve ürün imajını geliştirmek
·         Hedef kitlenin tutum ve davranışlarına etki etmek
·         Ürün veya kurum hakkında bilgi vermek
·         Hedef kitleyi ürün kullanımı hakkında eğitmek
·         Tüketici sadakati yaratmak
·         Hatırlatma yapmak
·         Yeni ürünler sunmak
Pazarlama iletişimi karması öğelerinin her birinin spesifik amaçlarıyla ve genelde pazarlama ve işletme amaçlarıyla uyumlu ve tutumlu olması gerekmektedir.

SONUÇ
Pazarlama iletişimi, işletmelerin rakebet üstünlüğünü sağlamasında en önemli unsurlardan biri olarak gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Artan bu önemiyle beraber pazarlama iletişimi elemanlarının bir bütün içinde çalışması gerekliliği “Bütünleşik Pazarlama İletişimi (1)” kavramını ortaya çıkarmıştır.
Bütünleşik pazarlama iletişimi kavramı, pazarlama iletişimi çalışmalarının daha etkin ve daha planlı bir şekilde uygulanması gerekliliğinin bir sonucudur.

Mustafa Duran
www.danismend.com

17 Şubat 2014 Pazartesi

Halkla İlişkiler Tarihi Yazım Analizi

by karamanni  |  in halkla at  11:20:00
Halkla ilişkiler üzerine pek çok tarihsel perspektif geliştirilmiştir. Bu perspektiflerin birbirlerinden ayrılan noktalan olmasına rağmen, hepsinin ortak noktası, halkla ilişkilerin 19. yüzyılın son çeyreği ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıktığı ve belirleyici ekonomik, teknolojik ve toplumsal değişimler bağlamında yükseldiğidir. Bu dönemde ortaya çıkan ekonomik, toplumsal ve teknolojik durumu özetleyecek olursak:
          İş dünyasındaki rekabetin yol açtığı bir kriz sermayenin belli ellerde toplanmasına neden olmuştur.
          Toplumda genel olarak örgütlerde ve uzmanlaşmada bir artış olmuştur.
          Gruplar arasındaki iletişim sorunları artmaya başlamıştır.
          Pazarlama ve yönetim alanlarına ilişkin bilimsel yaklaşımlarda bir ilerleme gözlenmiştir.
     Genel olarak teknolojide özel olarak da kitle iletişim tekniklerinde ilerlemeler kaydedilmiştir.
          Genel olarak eğitim düzeyinde bir artış gerçekleşmiştir.
     Değerlerde bir değişim gerçekleşmiş ve insanlar arası eşitliği savunan bir anlayış yükselişe geçmiştir.
Halkla ilişkiler temel olarak böyle bir tarihsel perspektifte yükselişe geçmiştir. Bazı halkla ilişkiler tarihçileri halkla ilişkilerin demokratikleşmeyle ilişkisini vurgulamışlardır. Analizleri ağırlıklı olarak bilgilendirilmiş ve aktif yurttaşların demokratik ideallerine yöneliktir. Halkla ilişkiler bu ideallerin doğal evriminin bir parçasıdır.
Bir diğer bakış açısı, halkla ilişkiler ve demokratik kurumlar arasında sözü edilen ilişkiyi kabul eder fakat halkla ilişkilerin gelişmesinde toplumdaki rollerin giderek artan uzmanlaşmasının önemli bir yer tuttuğunu vurgular. Halkla ilişkiler toplumsal fonksiyonların daha düzgün biçimde işlemesine yardımcı olacak faydalı bir toplumsal rol olarak tasarlanır.
Örgütsel bir bakış açısını temel alan bir açıklama biçimi ise; halkla ilişkilerin tarihsel olarak ortaya çıkışını, iş dünyasının değişimi yönetme çabalarının bir parçası olarak ele alır. Bu perspektife göre; halkla ilişkiler spesifikleşmiş örgütsel bir rol olarak ortaya çıkar. Çünkü kurumlar olmadan halkla ilişkiler kolay kolay çevreye uyarlanamaz ya da onu kendine uyarlayamaz.
Daha radikal bir bakış açısı ise; halkla ilişkilerin ortaya çıkış sürecini, kurumların büyüme ve kârlılıklarını artırmak için kamuların zihinlerini ve bedenlerini kontrol altına almada bir araca duydukları ihtiyaçla açıklar.
Günümüzde enformasyon çağı global pazarların ve ekonomik olarak karşılıklı bağımlılıklarının çağıdır. Uluslararası şirketler ve büyük kuruluşlar ulusal pazarlara girdiklerinde meşruiyet ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Halkla ilişkiler bu kuruluşların girdikleri pazara uyum sürecini kolaylaştıran ve onlara meşruiyet kazandıran bir işlev görmektedir.

Tarihsel süreç itibariyle incelenen halkla ilişkiler, Amerika ve İngiltere’de sivil ve ticari çoğulculukla ve çağdaş medyayla kurduğu ilişkiler ağıyla hem liberal, demokratik, pazar temelli ve kapitalist bir yapının kurulmasına yardımcı olarak hem de bu yapının bir sonucu olarak varolagelmiştir. Ticari çoğulculuk, medyaya, iş dünyasına ve tüketici kimliği kazanan okuyuculara, dinleyicilere ve izleyicilere bir medya pazarı yaratmış, sivil çoğulculuğun yükselişi de yeni değerleri ve davranışları kitlelere bildiren daha fazla medya ürününün doğmasına neden olmuştur. Bu iki gelişme de halkla ilişkilerin çıkarına hizmet etmiştir. Halkla ilişkiler uzmanları tarafından doldurulması gereken daha fazla alan yaratılmış ve daha çok halkla ilişkiler materyali üretilmeye başlanmıştır. Baskı ve çıkar grupları, görüşlerinin propagandasını daha yaygın bir biçimde yapmak için artık halkla ilişkiler tekniklerini kullanmakta ve halkla ilişkiler örgüt içinde çalışanlara karşı manipülatif bir iletişim biçimi, bir medya sistemi olarak kullanılmaktadır.



www.anadolu.edu.tr

Halkla İlişkilerin Reklam, Propaganda ve Rıza Üretimiyle İlişkisi

by karamanni  |  in reklam at  11:15:00
Halkla ilişkiler, reklam ve propaganda arasında belli ayırt edici noktalar olmasına rağmen, hepsi temelde ikna edici iletişime dayalı olarak kurulurlar. İkna edici iletişim, kişilerin ve kitlelerin belli bir kanaat edinmelerini ve bu kanaate uygun olarak davranmasını amaçlar. Bu bağlamda reklam, halkla ilişkiler ve propagandanın ortak noktalarından biri; ikna edici iletişim türleri olmalarıdır. Günümüzde kavramsal olarak, kullandıkları araçlar ve zeminler üzerinden farklılaşsalar da, satışı yapılacak fikirlerin, malların ve hizmetlerin potansiyel müşterilerini yaratmak üzere birlikte ve uyumlu bir biçimde hareket etmektedirler.
George W. Mills Amerika örneğini inceleyerek, halkla ilişkilerin ülkeyi yöneten iktidar seçkinlerinin egemenliklerini sürdürme araçlarından biri olduğunu belirtmektedir. Mills’in Amerikan örneğinden hareketle iktidar seçkinleri olarak işaret ettiği gruplar; siyasi, askeri ve iş dünyası seçkinleridir. Bu üç seçkin grup, halkla ilişkiler ve danışmanlar grubunun desteğiyle ülkeyi yönetmektedirler. Propagandacılar, halkla ilişkiler uzmanları ve reklamcılar bu iktidar seçkinlerinden hemen sonra gelen toplumsal sınıf olarak nitelendirilmektedirler. Bu kişiler kamuoyunun oluşumunu etkilemekte ve belirlemektedirler (Kızılçelik, 1994: 430-444).
Halkla ilişkiler uzmanları toplumsal rızayı kurmak için gereken bilginin ve sembollerin üreticileri ve dağıtıcılarıdır. Çünkü günümüzde ne siyasi ne de ticari amaçlara halkın rızasını almadan ulaşılamamaktadır. Kurumlarda halkla ilişkiler, pazar araştırmaları, kamuoyu araştırmaları gibi faaliyetlerden hem pazarlamanın etkinliğini artırmak için hem de uluslararası ticari iletişim akışına hız kazandırmak için yararlanılmaktadır.
Modern ve uluslararası ölçekteki halkla ilişkiler firmaları günümüzde kuramların yararına olacak bilgileri çoğaltmaktadırlar. Medyanın da faydalanabileceği ve onların da yararını üretecek biçimdeki materyallere dönüştürmektedirler. Medya halkla ilişkiler şirketlerinin kendilerine sağladığı bu materyalleri kabul etmektedir. Çünkü bu durum onların haber üretimi için harcayacakları emekten ve maliyetten tasarruf etmeleri anlamına gelmektedir. Haber materyali zaten onlara hazır biçimde gelmektedir, bunun için ayrıca zaman harcamalarına gerek yoktur. Bu durum hem kurumların hem de medyanın çift taraflı yararını kapsamaktadır. Kurumlar kendileri hakkındaki bilgileri medya aracılığıyla kamuoyuna iletebilmekte, medya da emekten ve zamandan tasarruf ederek yeni bir habercilik biçimine yönelmektedir.
İletişimin ikna etme özelliği bazı temel insan ve toplum özelliklerine dayanır. Örneğin tekrar edilen şey daha kolay hatırda kalır ve kanaatin ön koşulu olan algı için tekrar yararlıdır. Halkla ilişkiler, propaganda ve rıza üretimi ve reklamcılık gibi alanlarda ortak bir nokta da tekrardır. Mesajların sürekli tekrar yoluyla akılda kalması sağlanır.
Özdeşleştirme ortak bir biçimde kullanılan bir başka tekniktir. Kişiler, özdeşleşmek istedikleri kişilerin söylediklerini ya da yaptıklarını daha kolay benimserler. Özdeşleşilecek kişiler ise genellikle toplumda olumlu bir imaja sahip olan, kendisine saygınlık ve hayranlık duyulan kişilerdir. Özdeşleşme mekanizması reklamlarda satılmak istenen ürün ya da hizmetin bu kişilerin de tükettiğini göstererek ya da halkla ilişkiler açısından benimsetilmek istenen fikrin bu kişi(ler) tarafından da benimsendiğini göstererek kullanılmaktadır.
Özdeşleşme mekanizmasından yararlanılarak pek çok konu üzerinde çalışılabilmektedir. Örneğin oy verme davranışlarını etkilemeye dönük siyasal iletişim faaliyetleri, herhangi bir ürün ya da hizmetin satışı, sigara bırakma kampanyaları vs. gibi pek çok konuda bu mekanizma işletilmektedir.
Kitle toplumu olgusu bize, ikna edici iletişimin de kitlesel boyutta gerçekleştirilmesi gerektiğini göstermiştir. Kitlesel boyutta ikna edici iletişimin pratik sonucu kamuoyu oluşturmaktır. Bu nedenle kamuoyu, halkla ilişkiler, propaganda ve siyasal iletişim etkinlikleri açısından anahtar bir kavramdır. Kamuoyu genellikle kendi başına oluşmaz, oluşturulur. Kamuoyunu oluşturanlar yukarıda değinilen ikna tekniklerinden yararlanırlar.
Büyük endüstriyel yapılar, halkla ilişkiler etkinlikleri aracılığıyla kamuoyunu manipüle etmek için medya üzerinden yürüyen söylemsel mücadelenin aktif birer katılımcısı durumundadırlar ve kendi leyhlerine bir kamuoyu yaratmak için ciddi bir çaba sarfetmektedirler. Halkla ilişkilerin propagandayla olan bağını daha iyi görebilmek için tarihsel gelişim seyrindeki önemli kişilere ve düşüncelerine göz atmamız yararlı olacaktır.
1920’ler Sigmund Freud’un teorilerinin yaygın bir biçimde kabul gördüğü yıllardı. Bu yıllarda psikoloji bilimi yükselişe geçmişti. Freud, halkla ilişkilerin babası olarak bilinen Edward L. Bernays üzerinde oldukça etkili olmuştur.
Bernays için Freud yalnızca yüksek entelektüel düzeyiyle değil, bir aile üyesi olarak ve kişisel danışmanı olarak önemli bir figürdü. Edward Bernays, Eli Bernays ve Freud’un kızkardeşi olan Anna Freud Bernays’ın oğulları idi. Hatta Freud da Eli Bernays’ın kızkardeşi olan Martha Bernays’la evliydi. Yani Edward Bernays her iki taraftan da Freud’un yeğeniydi. Freud’un etkisi Bernays aracılığıyla halkla ilişkiler üzerinde de sürdü. Bernays halkla ilişkiler alanında Kamuoyunun Kristalleşmesi (Crystallizing Public Opinion), Rıza Mühendisliği (The Engineering of Consent) ve Propaganda kitaplarının yazarıdır. Bernays’ın eserlerinde ve iş yapış biçiminde Freud’un etkisi kendini hissettirmektedir. Ancak Freud daha çok bireysel psikoloji üzerine çalışmalarını yoğunlaştırırken, Bernays kitle psikolojisi üzerine çalışmıştır. Bernays “Propaganda” adlı eserinde kamuoyunun bilimsel bir biçimde manipülasyonunun, toplumdaki kaos ve çatışmayı önlemek için gerekli olduğunu belirtmiştir.
Bernays halkla ilişkilere yönelik bilimsel yaklaşımlarını 1920’lerde yani kitle üretiminin, kitle iletişiminin, kitle tüketiminin ve teknolojik ilerlemenin ortaya çıktığı bir dönemde gerçekleştirmiştir. Tüm bu gelişmeler ışığında Bemays toplumsal sorunların bir mühendislik yaklaşımıyla çözümlenebileceğini, demokrasinin tehlikeli olduğu ve önemli kararların yalnızca uzman kişilerce alınması gerektiğini belirtmiştir.
Bernays, Freud’un düşüncelerinin yanı sıra Fransız filozof Gustave Le Bon’un düşüncelerinden de etkilenmiştir. Le Bon kitlelerin sosyal psikolojisiyle ilgilenmiş bir düşünürdür. Le Bon’a göre; kitleler rasyonel gerekçelerle hareket etmezler, çoğunlukla duygularına dayalı olarak hareket ederler.
Bernays, Le Bon’dan da etkilenerek, insanların rasyonel gerekçelerden ziyade bilinçaltındaki güdülerle harekete geçtiğini savunmuştur. İnsanların kalplerini ve zihinlerini kazanmanın yolu da onların duygusal güdülerini harekete geçirmektir. 1920’lerde Le Bon’un sosyal psikolojisi, örgütlerin biçimlendirilmesinde kamunun duygularının sürekli olarak ölçülmesi için kullanılmıştır. Alan araştırması, kamuoyu araştırması ve odak grup görüşmeleri bilimsel yöntemler, kamu zihninin nasıl yönetileceğini bulmak için kullanılmıştır. Bernays halkla ilişkileri tıpkı mühendislik gibi, toplumu karmaşa ve kaostan kurtaracak uygulamalı bir bilim olarak ele almıştır. Bu düşüncelerini şöyle açıklamaktadır (Rampton ve Stauber, 2001: 40-45):
Eğer grupların bilincini oluşturan güdüleri anlayabilirsek, haberleri bile olmadan kitleleri arzumuza göre kontrol edebiliriz. Bu tip bir kontrolü uygulamak yalnızca bir seçim değil, bir görevdir. Açıktır ki, kamuoyunun gücü artmaktadır ve artmaya devam edecektir. Toplumun daha iyi yetiştirilmiş, daha çok şey öğrenmiş, uzman ve entelektüel üst tabakasının görevi açıktır. Onlar kamuoyuna ahlaki ve duygusal güdüler aşılamalıdır. Halkla ilişkiler uzmanları aldıkları özel eğitim yoluyla ve insan doğasına yönelik içgörüleriyle kendi ait olduğu grubun dışına çıkarak, tarafsız bir gözlemcinin bakışıyla özel sorunları irdeler ve bireylere ya da gruplara ilişkin bilgisini, onlara kendi müşterisinin bakış açısını yansıtmak için kullanır.
Burada Bernays’ın sözlerinde bir çelişki ortaya çıkmaktadır. Çünkü Bernays halkla ilişkiler uzmanlarının hem tarafsız olduklarını hem de müşterilerinin avukatı olduğunu belirtmektedir. İkisinin aynı anda imkânsız olduğu açıktır.
Halkla ilişkilerciler uzun bir süre kendi çalışma alanlarını reklam ve propagandadan ayırmaya çalışmışlardır. Halkla ilişkiler ve propaganda arasındaki yakınlığın halkla ilişkilerciler tarafından reddedilmesi Avrupa ve Amerika’daki 1920’ler, 1930’lar ve 1940’ların sonlarından itibaren soğuk savaş dönemindeki faşist diktatörlüklerin yükseldiği döneme rastlamaktadır. Propagandanın kavram olarak halkla ilişkilerle olan olumlu yan bağları onun Nazilerle, komünistlerle, anti-demokratlarla, özdeşleştirilmesinden sonra kopartılmıştır.
Bu tarihsel deneyim ışığında halkla ilişkiler, propaganda ve manipülasyonla bağlantılı olarak tanımlansaydı, halkla ilişkilerin bu denli popüler bir kavram olması mümkün olmayacak ve liberal, demokratik toplumlara ilişkin bir uygulama olma özelliğini kazanamayacaktı. Oysa halkla ilişkilerin kurucularından biri olarak kabul edilen Bernays, Hitler 1933’de iktidara geldiğinde Amerika-Almanya arasındaki ilişkileri geliştirmek amacıyla German Dye Trust adına çalışmaya başlamıştı. Amerika’daki patronlarını Hitler de dahil olmak üzere diğer Nazilerle tanıştırıyordu. Yaptığı bu iş onun giderek bir Nazi sempatizanı olmasına yol açmıştı. Bernays’ın en önemli eserlerinden biri olan Kamuoyunun Kristalleşmesi ise, Nazi Almanyası’nın propaganda lideri olan Goebbels’in kütüphanesindeki en önemli eserlerden biriydi.

Halkla ilişkiler uzmanları, birbirinden giderek ayrılmış ve parçalanmış toplumun farklı alanlarındaki insanları biraraya getirmeye çalışırlar. Bazen bir fikir, bazen bir ürün ya da hizmet satışını desteklemek üzere hareket ederler. Halkla ilişkiler uzmanları modern dünyanın insanına gerçekliğin farklı yönlerini oluştururlar. Propaganda bunu gerçekleştirmenin yollarından biridir. Reklam bunu daha geniş hedef kitlelere, medyadan yer ve zaman satın alarak gerçekleştirirken, halkla ilişkiler daha spesifik kitleler üzerinde uzun soluklu çalışmalarla bunu gerçekleştirir. Halkla ilişkiler kendini ayrı bir bilgi bütünü olarak varetmeye çalışırken öncelikle tanımsal olarak farkını ortaya koyar. Diğer çalışma alanlarıyla ayrımlarını vurgular. Ancak görüldüğü üzere hem propaganda hem reklam hem de halkla ilişkilerin modern toplumlarda rıza üretimi konusunda ortaklıkları söz konusudur.


www.anadolu.edu.tr

Halkla İlişkiler Tanımlarının Analizi

by karamanni  |  in halkla at  11:04:00
Günümüzde halkla ilişkiler alanında ulusal ve uluslararası meslek örgütlerinin üyelerinin geliştirdiği pek çok tanım söz konusudur. Amerikan Halkla İlişkiler Derneği’nin (PRSA) 1982’de yaptığı tanıma göre (akt. Awad, 1985: 124):
Halkla ilişkiler, kamular ve kurumlar arasındaki karşılıklı anlayışın gelişmesine katkıda bulunarak bizim karmaşık ve çoğulcu toplumumuzun hedeflerine ulaşmasına ve işlevlerini gerçekleştirmesine yardımcı olur.
Literatürde ağırlıklı olarak halkla ilişkiler, “örgüt ve kamularının karşılıklı anlayış kurmak ve sürdürmek için önceden düşünülmüş, planlanmış ve desteklenmiş çabaları” olarak ifade edilmektedir. Halkla ilişkiler faaliyetlerinin özelliklerini sıralayacak olursak (akt. Pohl ve Vandeventer, 2001: 358­359):
          Bir kurum ve kamuları ya da hedef kitlesi arasında karşılıklı iletişim çizgisinin ve işbirliğinin kurulmasına ve sürdürülmesine yardımcı olur.
          Sorunların ya da konuların yönetimini içerir.
          Yönetimin kamuoyu hakkında bilgilenmesine ve ona uyum göstermesine yardımcı olur.
          Kamu çıkarına hizmet için yönetimin sorumluluklarını vurgular.
          Yönetime değişimi etkili bir biçimde kullanmasında yardımcı olur.
          Araştırmayı ve etik iletişim tekniklerini kullanır.
Bu tanımlama biçimlerinden de anlaşıldığı üzere, halkla ilişkiler çatışmanın olmadığı sürekli bir uyumun esas alındığı bir sistem anlayışı içinden tanımlanmaktadır. Halkla ilişkiler varolan sistemin kamuların da rızasını alarak kendini sürdürmesi için bir araç ve/veya yönetim fonksiyonu olarak tarif edilmektedir. Ancak kurumlar ve kamular arasında güç anlamında bir orantısızlık olduğu unutulmamalıdır. Kurumlar kurumsallaşmış yapılardır. Biraz önce sayılan pek çok sermaye biçimini bünyelerinde barındırırlar. Kendilerini kamuya ifade etmekte halkla ilişkiler uzmanlarının bilgisinden yararlanırlar. Bunun yanında kamular böyle bir örgütlü yapıdan ve güçten yoksundurlar. Dolayısıyla örgüt-çevre, sistem-kamu arasında bir eşitsizlik ve dengesizlik hali söz konusudur. Bu yapı, aralarında simetrik bir ilişkiden çok asimetrik bir ilişkinin varlığına işaret eder.
Halkla ilişkiler tanımlarının büyük bir çoğunluğu gözden geçirildiğinde, halkla ilişkilerin kurumun yapısı içinde üst yönetime bağlı çalışması gerektiğine yönelik bir bakış açısının belirgin bir biçimde ortaya çıktığı söylenebilir. Halkla ilişkiler örgüt içinde ve örgüt yararına tarif edilmektedir. Bu da beraberinde kamuların ya da kurum çalışanlarının çıkarlarından çok, kurum yönetiminin çıkarlarının gözetilmesini beraberinde getirmektedir. Yönetime yapılan bu vurgu, uygulamada karşılığını tam olarak bulamasa da, halkla ilişkilere yönelik bakış açısının yönetimin bir aracı olarak anlaşılması sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle halka ilişkiler biriminin ve burada çalışan uzmanların kendi insiyatifleri ya da örgütün hedefleri dışında tanımlanan hedefleri olamaz. Bir başka deyişle kurum, halkla ilişkiler birimine arzuladığı hedeflere ulaşmasının yollarını çizer, halkla ilişkiler birimi de bu yollardan geçerek kamulara ulaşır. Hedeflerin oluşturulması ve uygulanmasında ise kamu çıkarı ikincil bir rol oynar.
Yönetime yapılan bu vurgu yanında tanımlarda ortaya çıkan ikinci belirgin nokta “kamuoyu” dur. Kamuoyunu oldukça basit bir şekilde; herhangi bir gruba dahil bireylerin tartışarak, bir konuda birbirleri üzerindeki karşılıklı etkileşimleri sonucu ortaya çıkan kanaatler olarak tanımlanabilir (akt. Atabek ve Dağtaş, 1998: 212). Kurumlar kamuoyunda kendileri hakkında oluşacak olumsuz kanaatlerin birikmesini arzu etmezler. Çünkü olumsuz kanaatler örgüte zarar verecek bir potansiyele sahiptir. Kurumlar kamuoyundaki kanaatleri olumlu bir biçimde kurmak için halkla ilişkiler birimlerinin desteğini almaktadırlar.
Halkla ilişkilerin tanımlarındaki üçüncü anahtar kavram “iletişim programı”dır. Halkla ilişkiler üzerine yazılmış metinlerin çoğunluğunda, etkili bir halkla ilişkiler kampanyası düzenlerken dikkat edilmesi gereken iletişim stratejileri yer almaktadır. Halkla ilişkiler kampanyaları araştırma, planlama, uygulama ve değerlendirme olmak üzere dört bölüm üzerinden kurgulanır. Burada etkili bir iletişim programının yürürlüğe konulması, örgütlerin mesajlarının kamular tarafından onaylanmasının sağlanması gerekmektedir. Mesajlar zamanında ve doğru bir biçimde kodlandığında ve kamu tarafından da doğru biçimde çözümlendiğinde, hedef kitlede kurumun ürün ve hizmetlerini satın alma oranı artacaktır. Kurumun medya ile iyi ilişkiler kurması sağlanacaktır. Kampanyanın son aşaması olan değerlendirme aşamasıyla da örgütün mesajlarının hedef kitleler üzerindeki etkinliği ölçülebilecek ve değerlendirilebilecektir. Hedef kitlenin mesajlara yönelik görüşlerinin (geri-besleme) alınmasıyla kurum, mesajlarını yeniden gözden geçirebilecek ve daha etkin hale getirebilecektir.

Kurumun gerçekleştirmesi öngörülen iletişim programları esas olarak hedef kitleyi ikna etme çabalarının bir uzantısı olarak değerlendirilebilir. Burada iletişim araçları yoluyla iletilen bilgi, hedef kitleyi kurumun ürün ya da hizmetini satın almasını sağlamak amacıyla iletilmektedir. Kâr elde etme olgusu birinci plandadır. Hedef kitlenin ne düşündüğünü ya da ne hissetiğini ölçmeye çalışmak, yalnızca iletilen mesajların etkinliğini artırmak üzere veri toplama anlamına gelmektedir. Bu tek yönlü, monoloğa dayalı ve mekanik iletişim programlarının daha hümanist bir yaklaşımla yer değiştirmesi gerekmektedir.


www.anadolu.edu.tr

10 Şubat 2014 Pazartesi

Halkla İlişkiler ve Lobicilik

by karamanni  |  in Lobi at  09:50:00
Lobiciler tarafından yürütülen lobi faaliyetleri kapsamında birçok halkla ilişkiler tekniği kullanılmaktadır. Lobi faaliyetlerinin büyük oranda başarısı, bu kapsamda yürütülen halkla ilişkiler faaliyetlerinin başarısına bağlıdır. Çünkü lobi faaliyetleri sadece meclis ya da parlemento koridorlarında yürütülen yüz yüze ilişkiler ile sınırlı değildir. Bilimsel toplantılar, paneller, sempozyumlar düzenlemek, basın ile yakın ilişkiler kurmak, kamuoyu gündemini etkilemek gibi birçok faaliyet yürütülmektedir.
Halkla ilişkilerin temel amaçlarından bazıları, ilişki kurulan kişi ya da grupları istenilen yönde etkilemek, sempati ve desteklerini kazanmaktır. Lobiciliğin de amaçlarından bazıları bunlardır. Ayrıca her iki faaliyet de çeşitli tanıma ve tanıtma süreçlerini içermektedir. Lobicilik faaliyetleri esnasında, yasa yapıcıların ve uygulayıcıları, görüş, fikir ve düşünclerinin bilinmesi, faaliyetlerin başarısı açısından önemlidir.
Diğer taraftan, bu düşünce ve fikirler, baskı gruplarının istedikleri yönde değiştirilmek istenmektedir. Bu bakımdan lobicilik faaliyetleri kapsamında halkla ilişkilerin tanıma ve tanıtma süreçleri sıklıkla kullanılmaktadır. Halkla ilişkiler ve lobicilik faaliyetlerinin çıktıları, uzun dönemli çalışmalar sonucunda alınmaktadır. Bu anlamda her iki alanda uzun dönemli çalışmaları kapsamaktadır.
Bu süreçlerde birçok teknik ve yöntem birbiri ile koordineli olarak uygulanmaktadır. Lobicilik çalışmalarının başarısı için, ikna süreçlerinin etkin şekilde uygulanması gerekmektedir. Halkla ilişkiler kapsamında kullanılan çeşitli yöntemler, hedef kitleleri ikna etmektedir. Lobicilik faaliyetleri kapsamında etkin ikna süreçlerini gerçekleştiren halkla ilişkiler faaliyetlerinin kullanılması sonuç açısından önemlidir.


www.anadolu.edu.tr


Halkla İlişkiler ve Lobicilik

by karamanni  |  in Lobi at  09:50:00
Lobiciler tarafından yürütülen lobi faaliyetleri kapsamında birçok halkla ilişkiler tekniği kullanılmaktadır. Lobi faaliyetlerinin büyük oranda başarısı, bu kapsamda yürütülen halkla ilişkiler faaliyetlerinin başarısına bağlıdır. Çünkü lobi faaliyetleri sadece meclis ya da parlemento koridorlarında yürütülen yüz yüze ilişkiler ile sınırlı değildir. Bilimsel toplantılar, paneller, sempozyumlar düzenlemek, basın ile yakın ilişkiler kurmak, kamuoyu gündemini etkilemek gibi birçok faaliyet yürütülmektedir.
Halkla ilişkilerin temel amaçlarından bazıları, ilişki kurulan kişi ya da grupları istenilen yönde etkilemek, sempati ve desteklerini kazanmaktır. Lobiciliğin de amaçlarından bazıları bunlardır. Ayrıca her iki faaliyet de çeşitli tanıma ve tanıtma süreçlerini içermektedir. Lobicilik faaliyetleri esnasında, yasa yapıcıların ve uygulayıcıları, görüş, fikir ve düşünclerinin bilinmesi, faaliyetlerin başarısı açısından önemlidir.
Diğer taraftan, bu düşünce ve fikirler, baskı gruplarının istedikleri yönde değiştirilmek istenmektedir. Bu bakımdan lobicilik faaliyetleri kapsamında halkla ilişkilerin tanıma ve tanıtma süreçleri sıklıkla kullanılmaktadır. Halkla ilişkiler ve lobicilik faaliyetlerinin çıktıları, uzun dönemli çalışmalar sonucunda alınmaktadır. Bu anlamda her iki alanda uzun dönemli çalışmaları kapsamaktadır.
Bu süreçlerde birçok teknik ve yöntem birbiri ile koordineli olarak uygulanmaktadır. Lobicilik çalışmalarının başarısı için, ikna süreçlerinin etkin şekilde uygulanması gerekmektedir. Halkla ilişkiler kapsamında kullanılan çeşitli yöntemler, hedef kitleleri ikna etmektedir. Lobicilik faaliyetleri kapsamında etkin ikna süreçlerini gerçekleştiren halkla ilişkiler faaliyetlerinin kullanılması sonuç açısından önemlidir.


www.anadolu.edu.tr


Lobicilik Yöntemleri

by karamanni  |  in Lobi at  09:49:00
Lobicilik çalışmaları kapsamında uygulanan temel yöntemlerin sayısı çok fazla değildir. Lobicilik faaliyetlerinin başarılı olması için uygulanan yöntemlerin, bu yöntemlere uygun halkla ilişkiler teknikleri tarafından desteklenmesi gerekmektedir. Lobicilik faaliyetlerini uygulayanlar tarafından kullanılan en temel yöntemler, doğrudan lobicilik, yerel halkın desteği ile yürütülen lobi faaliyetleri ve ortaklaşa yürütülen lobicilik faaliyetleri olarak sıralanabilir.
Doğrudan Lobicilik: 
Uygulama olarak, yasa yapıcıların ve uygulayıcıların, doğrudan hedef alındığı, bu kişiler ile doğrudan iletişim kurulduğu ve literatürde iç lobicilik olarak da adlandırılabilen lobicilik yöntemidir. Bu yöntemde hedef grup ya da kişiler ile yüzyüze iletişim kurulur. İkna süreci kurulan bu yüzyüze iletişim ile yapılmak istenir. Bu yöntemin temel amacı, kanun oluşumunun planlama safhasında müdahalede bulunmak, komiteler veya alt komiteler düzeyinde iletişim gerçekleştirilerek, doğru kişiye doğru zamanda, doğru mesajı, doğru şekilde iletmektir. Lobiciler bu aşamada kanunun oluşumu ile ilgili konularda meclis üyelerine teknik konular hakkında ihtiyaç duydukları bilgileri toplayarak iletirler. Doğrudan lobicilik çalışmaları genel olarak, lobi faaliyetini yürütecek çalışan sayısının ve maddi imkânların yetersiz olduğu, seçimlerde etkinin az olduğu durumlarda tercih edilir.
Yerel Halkın Desteği İle Yürütülen Lobi Faaliyetleri: 
Lobi faaliyetlerinin bazılarının başarısı, ilgili çıkar grubunun da lobi faaliyetlerine dahil olması ile doğrudan ilişkilidir. Bu gibi durumlarda lobiciler, ilgili çıkar gruplarının da lobi faaliyetlerinin içinde çalışmasını sağlar. Lobiciler ülkede, bölgede yaşayan insanları yürüttükleri faaliyete dahil etmeye, onların sayısal kalabalıklığından destek almaya çalışır. Bunu yapmak için çeşitli kitle iletişim araçlarından faydalanır. Amaç, kamuoyunu çıkarları çerçevesinde yönlendirerek harekete geçirmek, ilgili hükümet, idari amirlik ya da bunlara bağlı kuruluşları ve yasama organını etkilemektir. Bu yöntemde en sıklıkla başvurulan teknikler ise mektup göndermek, faks çekmek, telefon etmek, e-mail göndermek, imza toplamak, yürüyüş yapmaktır. Bu sayede tepkiler veya dilekler ilgili kesimlere iletilmeye çalışılmaktadır.
Sivil toplum örgütleri tarafından yürütülen lobi faaliyetlerinin başarısı, özellikle faaliyetleri için aldıkları bu halk desteği ile ilişkilidir. Çünkü alınan bu destek ile yasa yapıcı ve uygulayıcılar üzerinde önemli bir baskı yaratılabilmektedir.
Ortaklaşa Yürütülen Lobi Faaliyetleri: 
Birbirleri ile ilişkili olabilecek konular üzerinde lobicilik faaliyetlerini yürüten baskı gruplarının, personel ve finansal sıkıntılar nedeniyle yaşadıkları zorlukları aşabilmek için, diğer gruplar ile işbirliğine giderek yürüttükleri lobi çalışmaları olan bu yöntemda küçük lobi grupları siyasi tanınma ve etkilerini arttırma imkânına kavuşurlar. Bu yöntemde lobi grupları ilk başta yalnız çalışırlar ve kendi çıkarlarını savunurlar. Bu esnada da ortaklaşa hareket edebilecekleri diğer grupları araştırırlar. Daha sonra etkilemek istedikleri kesimleri ikna edebilmek için bu gruplar ile ortak hareket etme kararı alırlar ve son olarak da, ortaklaşa yürütecekleri faaliyetleri belirleyip uygularlar. Özetle ortaklaşa lobicilik çalışmaları, küçük çıkar gruplarının daha etkin hareket etmesini sağlayan bir lobicilik yöntemidir.

Lobicilik faaliyetlerinin uygulanması esnasında genelde tek bir yöntemin kullanılması yeterli olmaz. Faaliyetin başarıya ulaşması için birkaç yöntem birlikte kullanılır. Aynı şekilde kullanılan teknikler açısından da benzer şeyleri söylemek mümkündür. Lobiciler tarafından yaygın olarak kullanılan teknikler: yüzyüze iletişim, yönetimin çeşitli kademelerindeki kişilere yazmak, sosyal lobicilik, devlet görevlileri, yardımcıları ya da yakın çevreleriyle dostluk kurmak, kampanya desteği sağlamak, lobi şirketleri kiralamak, toplantılar düzenlemek, bilgi sunmak, seçmenlerle tanışmak, doğrudan eylemler organize etmek, komite toplantılarına ve mahkemelere katılmak, halkla ilişkiler kampanyaları düzenlemek, medya ile olumlu ilişkiler ortamı yaratmak, kullanılması sakıncalı yöntemlere (tehdit ve rüşvet) başvurmak olarak sıralanabilir.

www.anadolu.edu.tr

Lobiciliğin İşlevleri

by karamanni  |  in Lobi at  09:45:00
Demokratik toplumlarda, siyasal sistemlerin işlerliği açısından önemli görevleri yerine getiren ve çeşitli kesimlerin görüşlerini yasa yapıcılara aktardığı süreçler olan lobicilik faaliyetleri bu toplumlarda tamamen yasal ve demokraside adeta doğal bir olaydır. Kimi zaman yasama ve yürütme organları, çalışmaları esnasında yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmamalarına rağmen, çeşitli kararlar almaları gerekir. Bu gibi durumlarda lobi faaliyetlerini yürütenlerin iletecekleri bilgiler, demokrasinin işlerliği açısından çok önem kazanmaktadır. Lobi faaliyetlerini yürütenler, çoğu zaman, devlette önemli mevkilerde çalışmış, çalışmaları esnasında önemli ölçüde geniş çevresi ve bu çevreleri etkileme yeteneği bulunan kişiler veya bazı konularda uzman kişilerdir. Bu sayede mevcut bilgi ve yetenekleri ile yasa yapıcılarının bilgi ihtiyacını karşılarlar ve kendi çalıştıkları konular hakkında da istedikleri yönde karar alınmasını sağlarlar. Buna göre lobicilik faaliyetlerinin temel işlevleri şu şekildedir:
          Lobicilik faaliyetleri, yasa yapıcıların üzerinde çalıştıkları çalışmalar ile ilgilenen kesimlerin ve çıkar gruplarının kimlikleri ve amaçlarının belirginleşmesine yardımcı olur, kanun yapıcıların bu konudaki ön fikir geliştirmelerini sağlar.
          Yasa yapıcıların çeşitli toplumsal kesimlerin duygu ve düşünceleri hakkında daha derinlemesine fikir sahibi olmasını sağlar. Kanun yapıcıların araştırmalarının derinleştirilmesi ve toplumun, iş çevrelerinin tasarı hakkındaki fikirlerini öğrenmelerini sağlar.

          Yasa yapıcıların, faaliyetlerinin sonuçları hakkında bilgi sahibi olmasını sağlar. Yasaların yasalaşması sonucunda etkilenecek çevreler ve etkilenme seviyeleri hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlar.


www.anadolu.edu.tr

Lobicilik

by karamanni  |  in Lobi at  09:44:00
Lobicilikle ilgili birçok tanımlama yapılabilmektedir. Uluslararası İlişkiler Sözlüğünde yer aldığı şekliyle lobicilik; “Baskı gruplarının amaçlarına varmak için kongrede, parlamentoda yaptıkları çalışmalar. Kişilerin ya da özel çıkar gruplarının siyasal karar alma sürecini etkileme amacına yönelik girişimleri” olarak nitelendirilmektedir. Çalışmalar, kongre ya da parlamento üyelerini ikna etmeye çalışmak, haklı bir dava peşinde olduğuna dair gerekli bilgi ve doküman sağlamak, temsilcilerine destek sözü vermek gibi aktivitelerle sürdürülür. Lobicilik yapan kişiler güçlü bir ticari ya da tarımsal kuruluşun veya işçi sendikasının bu işle görevli memurları, ücretle çalışan profesyonel lobiciler, istek ya da sorunlarını iletmeye çalışan sıradan vatandaşlar olabilir şeklinde tarif edilmiştir.
Farklı bir tanımlamaya göre ise lobicilik; “bir konu hakkında kamuoyunda olumlu izlenimler yaratılmasını sağlamak, lanse etmek, yanlış izlenimleri silmek veya düzeltmek, baskı gurupları yaratmak, aleyhte olan bir durumu lehe çevirmek” tir. Lobicilik kelimesinin kaynağı Amerika Birleşik Devletleri kongre binasının karşısında bulunan, üst düzey bürokrat ve politikacıların sık sık uğradıkları Washington'daki bir otelin lobisine dayanmaktadır. Sözlüklerde “lobi” kelimesi “koridor” anlamının yanı sıra “çoğu zaman bazı yolsuz çıkarlar sağlamak amacıyla bir araya gelerek, parlamento koridorlarında, nüfuzlu çevrelerde, basında çıkarcı bir siyaseti geçerli kılmaya çalışan kimselerin oluşturduğu topluluk” olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir tanıma göre de Lobicilik çeşitli çıkar gruplarınca yapılan ve hükümet kararlarını etkilemeyi amaçlayan faaliyetlere verilen isimdir. Lobicilik ile ilgili yapılan tüm tanımlamalarda baskı gruplan ile lobiler arasındaki farkın kavranması gerekmektedir. Baskı gruplan, belirli çıkarlar çerçevesinde, ortak amaca yönelik olarak kurulmuştur ve iktidarla ilişkileri çalışmalarının yalnızca bir kesitini oluşturur; lobiler ise devleti idare edenler üzerinde türlü yollardan etkinlik sağlayarak karar aldırma amacıyla faaliyet gösteren gruplar ya da kuruluşlardır. Yaptıkları işe de lobicilik denilmektedir.
Günümüzde toplumsal süreçlerin her alanında sıklıkla kullanılan bir kavram olan lobicilik faaliyetlerinin başarısı, büyük ölçüde, lobilerin kendi içerisinde örgütlenmesine ve bu örgütlenme sonucunda yürütülecek faaliyetler ile geniş kitlelere ulaşabilmeye bağlıdır. Bu anlamda lobi faaliyetleri kapsamında çeşitli teknikler kullanılır. Medya günümüz toplumlarında, lobicilik faaliyetleri kapsamında geniş kitlelere ulaşabilme ve onları yönlendirebilme bakımından önemli işlevleri yerine getirmektedir.
Bu noktada tüm bu faaliyetlerin temelini oluşturan unsurların bilinmesi gerekmektedir. Bu unsurlar; lobi, lobici, lobicilik ve lobicilik faaliyetleridir.
Lobi: İngilizce sözlük anlamı olarak “koridor”, “hol” ve “kulis faaliyetleri” olarak tanımlanan sözcüğün siyasi anlamı, belirli çıkar amaçları etrafında toplanan ve organize olan, parlamento koridorlarında yasa yapıcılarını bu çıkarları için etkilemeye çalışan, bu amaçla nüfuzlu kişileri ve basını etkileyen kimselerdir. Diğer bir sözlük tanımında ise “kanun yapıcılara kongre koridorlarına ya da lobilerinde, çıkarlarına uygun yasa tasarılarına taraf ya da karşı olmaları için oy kullanmaya ikna etmeye çalışan kişiler, gruplardır.” şeklinde anlatılmaktadır.
Lobici: Lobici, lobi faaliyetlerini yürüten, kişi ya da grupları bu faaliyetler için organize eden, siyasi amacı için çalışan ya da baskı grupları yararına siyasi mekanizmanın çeşitli kademelerindeki çalışanlarla ilgilenmesi için kiralanan kişi ya da kişilerdir. Diğer bir ifade ile lobici, bir kişi, kişiler, ülkeler ya da baskı grupları adına, yasaları istekleri doğrultusunda kanalize etmek amacıyla, kanun yapıcılarla ilişki kuran kişilerdir.
Lobicilik: Siyasal olarak demokrasi ile yönetilen toplumlarda, kanun yapıcıların belirli çıkar gruplarının iradeleri yönünde etkilenilmesi için girişilen faaliyetlere lobicilik denir. Lobicilik aynı zamanda bir tür iletişim ve bilgi alışverişidir. Yasa yapıcılarının çıkar gruplarının fikir ve düşünceleri hakkında bilgilenmesi, çıkar gruplarının da yasa yapıcılarının kanuni süreçler hakkındaki düşüncelerini öğrenmesi süreçlerini kapsar. Lobicilik faaliyetleri kapsamında etkilemeye çalışılan taraf, meclis üyeleri, milletvekilleri, bakanlar ve hükümet yetkilileridir. Bu grupları etkilemek isteyenler ise, siyasi iradenin vereceği kararlardan etkilenecek olan, çıkar bekleyen kuruluşlar, sendikalar, sivil toplum örgütleri ya da yabancı devletlerdir. Bu anlamda lobicilik, kamunun, baskı gruplarının, çeşitli kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin ya da sendikaların, kendi ülkelerindeki ya da yabancı ülkelerdeki çıkarları doğrultusunda, yasa yapıcıları ve uygulayıcıları etkileme, yönlendirme çabalarıdır, baskı gruplarının yetkilileri, ülkelerin temsilcileri veya kiralanan lobiciler aracılığıyla yürütülen organize eylemlerdir.

Örneğin; Amerika’da yaşayan 250.000 civarındaki Türk topluluğunun yeterince organize olamaması neticesinde Türk hükümeti bir lobicilik şirketi ile anlaşmıştır.


www.anadolu.edu.tr

Proudly Powered by Blogger.